Aynadaki Yalan İsimli Romanın Özeti ve İncelenmesi

Aynadaki Yalan İsimli Romanın Özeti ve İncelenmesi

Aynadaki Yalan İsimli Romanın Özeti ve İncelenmesi

Roman Adı :AYNADAKİ YALAN
Romanın tanımı :1970 yılında yazılmış bu eser Necip Fazıl Kısakürek’in, roman kalıpları içinde kaleme aldığı tek eseri… Roman, üniversitede felsefe asistanı olan Naci’nin hayatı etrafında gelişir… Bu hayat, Necip Fazıl’ın kendi hayatı değildir ama onun hayat hikayesindeki bir çok unsuru içinde barındırır. Naci, çevresine karşı davranışlarıyla, kadın, cemiyet ve sanat anlayışıyla, hayata ve ölüme dair düşünceleriyle bir karakter bütünü halinde şekillendikçe hayalimizde bir Necip Fazıl portresi belirir gibi olur.Ayrıca roman “Siyah Pelerinli Adam” ismi ile tiyatroya uyarlanmıştır.
Romanın Yazarı : KISAKÜREK, Necip Fazıl : Düşünür, şair ve yazar (D. 26 Mayıs 1905, İstanbul-Ö. 25 Mayıs 1983). Maraşlı bir soydan gelen Necip Fazıl’ın çocukluğu, mahkeme reisliğinden emekli büyük babasının İstanbul Çemberlitaş’taki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebi’nde (Askerî Deniz Lisesi) tamamladı. Lisedeki hocaları arasında dönemin ünlülerinden Yahya Kemal, Ahmet Hamdi (Akseki), İbrahim Aşkî gibi isimler vardı. İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdikten (1924) sonra gönderildiği Fransa’da Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde okudu (1924-25). Paris’te geçen bohem günlerinden sonra, Türkiye’ye dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı (1928-39). Bir Fransız okulu, Robert Kolej, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde hocalık yaptı (1939-43). Sonraki yıllarında fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı. Şairliğe ilk adımını on yedi yaşında iken, annesinin arzusuyla başladı ve ilk şiirleri Yeni Mecmuada yayımlandı (1922). Millî Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirdikten sonra, Paris dönüşü yayımladığı Örümcek Ağı (1925) ve Kaldırımlar (1928) adlı şiir kitapları onu çok genç yaşta çağdaşı şairlerin en önüne çıkararak edebiyat çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı. Henüz otuz yaşına basmadan çıkardığı yeni şiir kitabı Ben ve Ötesi (1932) ile en az öncekiler kadar takdir toplamayı sürdürdü. “Necip Fazıl, belki en büyük Türk şairi değildir fakat, Türk Edebiyatının en kuvvetli şiir kitabı herhalde Ben ve Ötesi’dir.” (Ziya Osman Saba, 1932).Şöhretinin zirvesinde iken felsefi arayışlarını sürdürüp içinde yeni bir dönemin doğum sancısını hisseden Necip Fazıl için 1934 yılı gerçekten de hayatının yeni bir dönemine başlangıç olur.
Bohem hayatını en koyu rengiyle yaşadığı günlerde, Beyoğlu Ağa Camii’nde vaaz vermekte olan Nakşibendi şeyhi Abdulhakim Arvasi ile tanışır ve bir daha ondan kopamaz. Necip Fazıl’ın hemen tümünde üstün bir ahlak felsefesinin savunulduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar. Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri İstanbul Şehir Tiyatrolarında haftalarca kapalı gişe oynar, büyük bir ilgi görür. Bu eserlerden Bir Adam Yaratmak, Türk tiyatrosunun en güçlü oyunlarındandır. Necip Fazıl’ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar önemli yönü, çıkardığı dergilerle düşünce hayatımıza kattığı zenginlik ve bu dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadeledir. İlk altı sayısını Ankara’da, devamını İstanbul’da çıkardığı haftalık Ağaç dergisi (1936, 17 sayı) dönemin ünlü edebiyatçılarının toplandığı bir okul olur. İlk sayısını 17 Eylül 1943’te çıkardığı Büyük Doğu dergisi (haftalık: 1943-50, 1954, 1959-67, 1971-78, günlük: 1951-52, aylık: 1969) aralıklarla 14 Haziran 1978’e kadar yayımına devam etti. Büyük Doğu’da çıkan yazılarıyla İsmet Paşa ve tek parti (CHP) yönetimine şiddetli bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkında açılan çok sayıda davada yüzlerce yıl hapis istendi, 163. maddeye aykırı bulunan yazıları ve kimi zaman da bulunan bahanelerle (Ahmet Emin Yalman olayı gibi) birkaç yılda bir hapse mahkum oldu. Cinnet Müstatili (Yılanlı Kuyudan adıyla da yayımlandı) adlı eserinde hapishane anıları yer alır. Sık sık bakanlar kurulu kararıyla kapatılan ve çeşitli bahanelerle toplatılan Büyük Doğu’nun çıkmadığı sürelerde günlük fıkra ve çeşitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta, Babıalide Sabah, Bugün, Millî Gazete, Hergün ve Tercüman gazetelerinde yayımladı. Büyük Doğu’da çıkan yazılarında kendi imzası dışında Adıdeğmez, Mürit, Ahmet Abdülbaki gibi müstear isimler kullandı. 1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde verdiği konferanslarla büyük ilgi topladı. Başta İdeolocya Örgüsü (1959) olmak üzere düşünce eserleriyle kültür hayatımıza verdiği büyük hizmet, diğer tüm yönlerini bile geride bırakacak üstünlüktedir. 1975 yılında MTTB’de düzenlenen törenle 50. Sanat Yılı kutlanan Necip Fazıl, 1980’de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’nü, İman ve İslâm Atlası adlı eseriyle fikir dalında Millî Kültür Vakfı Armağanı’nı (1981), Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü’nü (1982) aldı. Türk Edebiyatı Vakfı’nca 1980’de verilen beratla Sultanü’ş-Şuârâ (şairlerin sultanı) ünvanını kazandı Eserlerinin yeni basımları, ölümünden sonra Büyük Doğu Yayınevi’nce yapılmaktadır.
Romanın Türü :Yazar romanın da genel anlamı ile realist bir stil kullanmış.Bunu roman da geçen olayların gerçek ve hayalden uzak olmasından anlayabiliyoruz.Ayrıca romanın kahramanı Naci’nin iç dünyasında yaşadığı yolculuklar bize romanda kişilik psikolojinin de kullanıldığını gösteriyor.Bu yönü ile de romanın bir nebze psikolojik olduğunu söyleyebiliriz.
Romanın Kahramanları :
NACİ :Romanımızın asıl kahramanı olan Naci üniversitede felsefe asistanı olup doktora tezi hazırlamaktadır.Yazar romanında Naci’yi eleştirici,sorgulayıcı,araştırıcı ve gerçek doğruları bulmaya çalışan bir kişi olarak karşımıza çıkarmaktadır.Romanın birinci dereceden , olayların ise asıl kahramanı…
MİNE :Yazar romanında Mineyi Zengin bir fabrikatör kızı,Amerikan kolejlerinde okumuş ve aynı zamanda Amerika da uzun süre bulunmuş felsefe alanında bilgili ve Naci ye aşık olmuş bir kız olarak tanıtıyor.Naci’nin mine hakkındaki görüşü ise bir diş gıcırtısı olduğu…Romanımızın birinci dereceden kahramanlarından…
BELMA :Bir Osmanlı paşasının torunu olan Belma’nın babası ve kocası elçilik yapmıştır.Avrupa da bulunmuş aynı zamanda çok sosyetik bir dul,Naci’nin hayran olduğu kadın tipi olarak canlandırılmış.Naci’nin beyni parçalayan bir ur olarak vasıflandırdığı bir kadın…Romanın birinci dereceden kahramanlarından…
HATÇE :Naci’nin askerlik yaparken tanıdığı bir köylü kızı,okumamış,köyünden dışarı çıkmamış,öksüz ve yetim dedesi Hüsmen ağa ya bakıyor.Naci ile hastanede evleniyor ama beraber olamadan ölüyor.Naci’nin bulmak istediği kadın tipi…Hatçe Naci için bir hayranlık tebessümünden ibaret…Romanın asıl kahramanlarından…
HUSMEN AĞA :Naci’nin kayın pederi Hatçe’nin dedesi…Medrese okumuş,Cihan harbine ve İstiklal harbine katılmış,büyük şehirlerden bıkıp torunu ile İstanbul a yakın bir köyde yaşayan sekseninde bir ihtiyar…Naci’nin akıl hocası tipi…2.dereceden kahraman diyebiliriz…
ANNE :Naci’nin annesi 25 yaşında dul kalmış ve bir daha da evlenmemiş.Bütün varını yokunu oğluna adamış vefakar ve cefakar bir anne.Oldukça tahsilli ve çok zeki biri olan anne romanda pek göze çarpmamaktadır.Romanda ikinci planda kalanlardan…
RESSAM ABİD :Naci’nin doktora tezi yazarken sürekli olarak bulunduğu atölyenin sahibi.Naci’nin Mine ve Belma ile tanışmasını sağlayan kişi bir nebze Naci’nin diğer insanlar ile bağlantısını sağlıyor diyebiliriz. Herkesin suyuna giden ama ruhunu asla satmayan bir tip…Romanın ikinci derece kişiliklerinden….
SEVİMLİ İMAM :Naci’nin tezini hazırlarken eski tasavvufi eserleri okumak ve anlamak için yardım aldığı bir camii imamı…Ayrıca Naci’nin kurtulmasına vesile olan kişiye ulaşmasını sağlayan Hafız ile tanıştığı camiin imamı…Roman da ikinci dereceden kahramanlar arasında…
HAFIZ :Naci’nin yaşadığı bunalımlardan kurtaran İstanbulun eyüp kentinde oturan kurtarıcı ya götüren kişi…Halk arasında meczup(Deli) gibi dolaşan ama gerçekte manevi yönden bir çok insandan daha akıllı olan bir kişi…Romanın içerisinde kendisinden bir yada iki defa bahsediliyor.Bu yüzeden romanın ikinci dereceden kahramanları arasında…
Romanda Olay :Romanda ki bütün olaylar Naci’nin etrafında meydana geliyor.Naci’nin doktora tezi yazarken yaşadıkları,karşılaştığı problemleri,ve bu problemlere bulduğu sonuçlar romanda ki olayları oluşturmuş.Yazar romanın da olayları akıcı bir uslûp ile anlatmış ve gerçege uygun bir ile stil üzerine kurmuştur.
Zaman ve Mekan :Roman 1970 yılında yazılmış olması ve romanda ki yer adlarına baktığımız da yazarın romanı için seçtiği zaman ve mekan 70’li yılların Türkiye’sinde İstanbul ve yakın çevresidir diyebiliriz.Romanda başka bir yer adı yok yalnız Naci’nin Avrupa seyahati ve burada yaşadığı bir olaydan bahsedilmiş.Fakat net bir zaman ve mekan vermek gerekirse İstanbul ve 70’li yılların Türkiye’sidir diyebiliriz.

Romanın Özeti :
AYNADAKİ YALAN
Naci, felsefe fakültesinde asistan ve doçentlik tezini hazırlamakta olan bir gençtir.Hiç uyuşamamalarına rağmen, solcu Mine,Ressam Abid ve onların çevresiyle beraberdir.Mine, Naci’yi seviyordur.Fakat Naci Mineyi bir nezle mendili mesafesinde gördüğü için Mineye pek yüz vermemektedir.Naci’nin hayatında en önemli insan Belma’dır.Belma, Naci’yi kendi kendisiyle ihtilafa sokmayı ve ikiye bölmeyi ve bir parçasını öbürüne yedirmeyi başaran kadındır.Bu kadın Naci nin erkekliğini bile bağlamıştır.Naci’nin hayatının merkez noktasına oturmayı bilmiş ve Naciyi ipek bir halı gibi kullanmıştır.
Naci askerde, arkadan gelen birliğe yer hazırlamak göreviyle gittiği köyde Hüsmen Ağa isminde, ilim sahibi, bilge görünüşlü bir zât ile tanışır.Hüsmen ağa bir süre Naci’nin akıl hocalığını yapmıştır. Hüsmen ağa ile tanışması ileride Nacinin hayatında büyük infiallere neden olacaktır.Hüsmen Ağanın torunu Hatice, Naci’ye göre katıksız, süt beyaz, esrarlı bir köylü kızıdır.Naci, o zaman, bu kızın kendi hayatında ne denli önemli bir yeri olduğunu bilmiyordur.
İstanbul’da Belma Hanım’ın evindeki bir baloda Naci ve Belma arasında bir tatsızlık çıkar.Bu durum Naci’yi çok etkiler.Naci bu ayrılıştan sonra çok büyük acılar çeker.Kendisini Tez yazmaya adamıştır.O artık herkese tabii adam taklidi yapıyordur.Bu zaman zarfında çok düşünür, tasavvufa dalar.Bir camide tanıştığı imam arkadaşı sayesinde eski yazıyla yazılmış dini eserleri okumaya başlar.Mesaisinin çoğunu düşünmeye ve sorgulamaya ayırıyordur.Bu sorgulmalar sırasında öyle bunalımlara girerki akıl ipini koparma noktasına gelir. O günlerde annesi de köye gidip Hatice’yi görmüştür.
Mine ve arkadaşlarının Belma’yı küçük düşürmek için hazırladıkları bir baloda Naci ve Belma arasındaki bütün bağlar kopar.Yalnız bu sefer, Naci Belma’yı reddetmiştir. Bu arada Hatice kendisini iyi hissetmediğinden dolayı babasıyla birlikte İstanbul’a gelmişlerdir.Profesör, Hatice’nin ölüme mahkum olduğunu ve derhal hastaneye yatırılması gerektiğini söyler.Naci, Hatice’yi sürekli ziyaret etmektedir.Hastalığın bir çocuk ermişliğine yükselttiği Hatice, birdenbire Naci’nin gözünde her şey oldu.Naci ve Hatice hastanede evlenirler.Hatice bir süre sonra vefat eder.
Naci bu arada tezini değiştirmiş, tasavvufla ilgili yeni tez hazırlamaktadır.Hummalı bir çalışma sonucu ‘’İslam Tasavvufu ve İnsanlığın Beklediği Nizam’’isimli tezini üçer fasıllık 11 bölümden meydana getirir.Naci tezini bitirir ve üniversiteye teslim eder.Fakat üniversite Naci’nin tezini çağdışı olduğu ve dini motifler taşıdığı için kabul etmez.Bunun üzerine Naci üniversiteden istifa eder ve eserini neşreder.Naci’nin kitabı yurt içinde ve yurt dışında büyük ilgi görür.Gazetelerde ise Naci’ye karşı büyük bir kampanya başlatılır.
O günlerde, bir eylem sebebiyle hapse giren Mine tahliye edilmiştir.Bir gün Naci’nin okuyucularıyla sohbet ettiği kitapevine gelir ve onunla konuşmak istediğini söyler.Beraber Boğaz’a giderler.Dönüşte Minenin arabayı denize sürmesiyle bir kaza geçirirler.Mine ölür.
Bu kazadan yaralı olarak kurtulan Naci bir süre içinde evine çekilir.Bu zaman zarfında sürekli düşünür, nefsiyle cedelleşir.Ruhi bir olgunluğa doğru yol alıyordur.Daha sonra, bir konferans vermek için gittiği yurt dışında Belma ile karşılaşmış, bütün oyunlarına rağmen ona yenilmemiş, onu hayatından çıkardığı gibi ruhundan da tamamıyla çıkardığına emin olmuştur.
Naci bir gece rüyasında gördüğü Hatice’nin işaretiyle Husmen ağa nın bulunduğu köye gider.Husmen ağa nın tavsiyesi üzerine cami cami dolaşıp, erdiricisini aramaya başlar.Sevimli imamın camisinde Tanıştuğı Hafız sayesinde girmesi gereken eşiği ve erdiricisini Eyüp’te bulur.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir