Ülkemizde (Türkiye) Göç Sorunu Ve Çözüm Yolları Hakkında Bilgi

Ülkemizde (Türkiye) Göç Sorunu Ve Çözüm Yolları Hakkında Bilgi,Ülkemizde (Türkiye) Göç Sorunu Ve Çözüm Yolları,Ülkemizde (Türkiye) Göç Sorunu

ÜLKEMİZDE GÖÇ SORUNU VE ÇÖZÜM YOLLARI

Türkiye’de İç Göç Sorunu

İç göçler 1950′den sonra Ulaşımın gelişmesi ve sanayileşme ile artış göstermiştir.

İç Göçün (Köyden Kente) Sebepleri

Hızlı nüfus artışı
Tarım alanlarının miras yoluyla küçük parçalara ayrılması
Tarımda makineleşme ile işsizliğin oluşması (Bu genelleme Karadeniz bölgesi için geçerliliğini yitirir.)
Eğitim hizmetleri, alt yapı hizmetlerinin yetersizliği
Kan davaları ve terör
İklim ve yer şekillerinin olumsuz etkileri
Sağlık hizmetlerinin yetersizliği (en az etkili)
İş imkanlarının sınırlı olması
Kentlerde sanayinin gelişmiş olması

Köyden Kente Göçün Sonuçları

Nüfusun dağılışında dengesizlik olur.
Yatırımların dağılışında dengesizlik olur.
İşsizlik ortaya çıkar.
Konut sıkıntısı olur. Sonuçta gecekondulaşma olur.
Sanayi tesisleri (fabrikalar) kent içinde kalır.
Çevre sorunları artar.
Trafik, eğitim-sağlık problemleri olur.
Alt yapı hizmetlerinin götürülmesi zorlaşır.
Kültür çatışması yaşanır.
Kırsal kesimdeki yatırımlarda verimsizlik olur.

Köyden Kente Göçü Önlemek için

Sulamalı tarım yaygınlaştırılmalıdır.
Modern tarım yöntemleri yaygınlaştırılmalıdır.
Besi ve ahır hayvancılığı geliştirilmelidir.
Eğitim -sağlık hizmetleri geliştirilmelidir.
Tarıma dayalı sanayi kolları kırsal kesime kaydırılmalıdır.
Alt yapı hizmetleri (yol, su, elektrik, haberleşme, vb.) geliştirilmelidir.

Bir Araştırma Sahasında İç Göç İncelemesi

Göç
Waugh’a göre (1990: 301), “göç, devinim ve insanın yerleşme yerinde, bazı dönemlerde, kalıcı değişimidir. Göçler itici ve çekici faktörlerin etkileri ile ortaya çıkmaktadır. İtici faktörler, insanları mevcut yerleşmelerinden hoşnutsuz eden baskılar nedeniyle uzaklaştırırken, çekici faktörler insanların yeni bir yerleşmesine etki eder”. Göç, kısaca, insanların yaşadıkları yerleri herhangi bir amaçla uzun veya kısa süreli olarak değiştirmesi olayıdır.

Göçün Sebepleri
Göç hareketinin çok sayıda sebebi bulunmaktadır. İnsanların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için ekonomik anlamda, içinde bulundukları devre göre, belirli standartlarda olanaklara sahip olmaları gerekmektedir. İnsanlar yaşamak için öncelikle fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak zorunda olup, bunun için belirli bir gelire ihtiyaç duyarlar. Bu amaca yönelik insanlar, bir işte çalışarak kendisinin ve bakmak zorunda olduğu kişilerin geçimini sağlamaktadırlar. İnsanlar bulundukları ortamlarda iş bulamıyor ve geçimlerini sağlayamıyorlarsa iş bulabilecekleri bir yere göçmek zorundadırlar. Bu nedenle de araştırma sahasında, göçün en önemli sebebi, iş bulmak amacını taşımaktadır (%78,1). GAP’ın faaliyete geçmeye başlaması ile beraber, bu neden ortadan kalkmaya başlamıştır Yukarıda değinilen göçün nedenlerini Gökçe’de (1996: 264) destekleyerek, 1981 verilerine göre %40 olan topraksız çiftçi ailelerinin oranının 1993′e gelindiğinde de aynı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, bu durumun topraktan yeterli geçim sağlayamama, kentlere kitlesel göç ve işsizlik sorununu da beraberinde getirdiğini vurgulamıştır. Araştırma sahasında göç olayının sebeplerinden bir diğeri “kan davası”dır. Kan davasının göç nedeni olması (%2,1), sahada kan davası olaylarının hala devam ettiğini göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Bu çağdışı olayın hala yaşanıyor olması sahadaki insanların geleneksel etkilerinden kopamıyor olmasının bir göstergesi olması yanında, eğitim, ekonomik ve kültürel anlamdaki bazı eksikliklerin etkili olduğu söylenebilir. F. Doğanay (1997: 21-22), Harran’da 1970′li yıllarda, bazı aileler arasında kan davasının olduğuna dikkat çekerek, bunun ailelerde huzursuzluk ve güvensizlik nedeni olduğunu belirtmiştir.
Araştırma sahasında, ankete katılan hane halkı reislerinden köyden “göçmek isteyenlerin” oranı azımsanmayacak kadar çoktur (%25,4), Ancak, bu sadece bir istek olup, kesinleşmiş bir olay değildir. Köyden göçmek istemeyenler ise çoğunluğu oluşturmaktadırlar (%74,6). Bu da, göçün durmaya başladığının göstergelerinden kabul edilebilir.
Ankete katılan hane halkı reislerinden yurt içine göçmek isteyenlerin önemli bir kısmı; Adana (%34,9) ve İstanbul’u (%21,7) tercih etmişlerdir. Göç isteği çoğunlukla yakın merkeze ve il içine doğru bir hareketlilik göstermiştir (%72,2). Bu oranlara bağlı olarak göç isteğinin, iş imkanı fazla olan gelişmiş uzak merkezlere ve yakın merkezlere şeklinde olduğu söylenebilir.
Dış göç eğilimine karşın, Şanlıurfa’dan dışa göç eğilimi son 15-20 yıl süresince sürekli düşüş göstermiştir. Buna karşın, bölge kentlerine olan göç; nüfus yığılmasına sebep olmaktadır.
Araştırma sahasına, göç ederek gelenlerin çoğu iş imkanının artmış olduğunu belirtmişlerdir (%73,3). İş kurduğu için gelenlerde de artış vardır (%6,7) Bu durum, GAP’ın ve Şanlıurfa ilinin iş cazibesi bakımından önemli olmaya başladığını gösterdiği gibi gelecekte de önemli olacağının işaretlerindendir.
Sahada 1995 yılından itibaren, Atatürk Barajı’ndan sulamanın başlaması ile beraber, önceleri Türkiye’nin diğer bölgelerine çalışmaya giden insanların geriye dönmeye başlamış olmasına karşın, bu “tersine göç” nüfusun artış hızını etkiyecek kadar yüksek değildir. Çünkü, göç hareketinin etkileri kısa sürelerde görülmez. Araştırma sahasında yaşayan insanlar, daha önceleri, Adana ve Çukurova gibi yerlere çalışmaya gitmişlerdir. 1995′te GAP’ın devreye girmesi ise, henüz yeni sayılabilecek bir olaydır. Bunun “tersine göç”gibi sosyal boyuttaki olaylara geç tesir etmesi de gayet doğaldır. Bölge dışına göç eden insanlar göç ettikleri yerlerde ekonomik faaliyetlerini sürdürdüğü gibi buralardan genellikle geriye dönmek istemezler. Çünkü, geriye döndükleri zaman tekrar geldikleri yerlere uyum sağlamaları da geç olacak ve buna bağlı olarak da kurulu düzenleri bozulacaktır. Türkiye’de son yıllarda yaşanan, ülke genelindeki ekonomik çıkmazın da tersine göçe olumsuz etkisi olduğu söylenebilir. Bu sebeple, son yıllarda artması beklenen tersinegöç, yukarıda belirtilen nedenlerle az gerçekleşmiştir. Tersine göç olgusunun az da olsa başlamış olması, GAP’ın çekici özelliklerinden kaynaklanmaktadır.
Yukarıda ortaya koymuş olduğumuz görüş, bazı araştırmacılar tarafından da desteklenmektedir. GAP entegre bölgesel kalkınma projesi gerçekleştiğinde, Güneydoğu Anadolu, göç veren değil, yüksek oranda göçlerin yöneldiği bir bölge olacaktır. Gaziantep ve Şanlıurfa bölgenin en büyük ve Türkiye’nin sayılı metropolleri arasına girecektir (H. Doğanay, 1997: 448). Gökçe’de bu görüşü destekleyerek (1996: 265), 2005 Hedef Yılı’nda, bölgesel istihdamın 1985 yılına göre % 251 oranında artış kaydedeceğini, buna karşılık, nüfus artış oranının ise % 240 olacağını belirtmiştir. Görüldüğü gibi, 2005 Hedef Yılı’nda bir istihdam fazlalığı dikkati çekmektedir. Bu istihdam fazlalığının bölge dışında çalışan nüfusu bölgeye çekme gücü vardır.
Yukarıdaki araştırmacıları Özer’de destekleyerek (1997: 161), GAP ile birlikte bölgenin önemli oranda göç alacağını ve bu göçün en büyüğünün projenin başları ile (1990) sonları yani ürünlerin verileceği dönem (2010) olacağını belirtmiştir. Ayrıca, GAP bölgesine proje ile birlikte ve projeden sonra genellikle Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu ve İç Anadolu’dan göç geleceğini vurgulamıştır.
Görüldüğü gibi, GAP’ın tamamlanmasıyla birlikte sadece daha önce araştırma sahasından Türkiye’nin diğer bölgelerine göç eden insanlar sahaya göç etmeyecek, buna ilave olarak Ülkenin diğer bazı bölgelerinden de araştırma sahasına göç hareketi gerçekleşecektir. Çünkü, GAP tamamlandığında sahaya göç verme ihtimali olabilecek bölgelerde istihdam sorun olmaya devam ederken, GAP bölgesinde istihdam fazlalığı olacaktır. Bu da, sahaya diğer bölgelerden göç hareketinin gerçekleşmesi için yeterli bir nedendir.
Araştırma sahasında “geni aile tipi”nde olan ailelerden işini ve kazancını ayıran bireyler daha sonra “çekirdek aile” kurarak toplumsal manada yaşamlarını önceki geniş ailelerinden ayrı olarak devam ettirirler. Bu durum, göçe sebep olabilmektedir. Şöyle ki; evini ayırarak yeniden çekirdek aile oluşturan bireyler bazen bulunduğu yerden iş bulmak için ayrılarak göç ederler.

İç Göç
Günümüzde, insanlar daha rahat ortamlarda yaşamak istemektedirler. Bu istek aynı zamanda göç nedenlerinin en önemlilerindendir. Göç çoğunlukla, insanların bölgeleri dışındaki sanayileşmiş büyük şehirlere olurken, bazen kendi yaşadıkları kırsal alanların bağlı bulundukları il ve ilçe merkezlerine de olabilmektedir. Hatta, bazı insanlar yurt dışına bile göç ederler. Araştırma sahasında, son zamanlara gelinceye kadar ciddi düzeyde bir göç olayı söz konusu idi. Ancak, sulamalı tarıma geçilmesi nedeniyle böyle bir hareketlilik ortadan kalkmaya hatta tersine dönmeye başlamıştır. Bu tersine durum, yani “tersine göç” çok önemli oranlarda olmamakla birlikte böyle bir eğilimden söz edilebilir. Şanlıurfa ilinde göç 1990′lı yıllar ve öncesinde negatif iken; 1990′lı yıllarda durmaya günümüzde ise tersine dönmeye başlamıştır.
Araştırma sahasında yurt içine göç; “il içi” ve “il dışı” olarak iki şekilde değerlendirilebilir. Ankete katılan hane halkı reislerinden il dışına göç eden hane bireylerinin olduğunu belirtenler önemli bir oran oluşturmaktadır. Hane halkı reislerinden önemli bir kısmı, haneden herhangi bir bireyin yurt içine göçtüğünü belirtmişlerdir. Göç eden hane halkı bireylerinin önemli bir kısmı (%45,5) Adana’yı tercih etmiştir. İl dışına göç edenlerin çoğunluğu ise çevre illeri tercih etmişlerdir (%55,8). Geriye kalanların önemli bir kısmı, Şanlıurfa Merkez İlçe’ye göç ederken (%23,9), arta kalanlar ise uzaktaki illere göçmüşlerdir.
Sulamalı tarım henüz ildeki iş isteğine yeterince cevap veremediği için Şanlıurfa’da hala il dışına göç vardır. Sulamalı tarıma 1995′te geçildiği düşünülürse bu durum oldukça doğaldır. Göç gibi toplumsal olayların sonuçlarının ortaya çıkması uzun sürebilir.
Hane halkı reislerinden ülke içinden göç ederek geldiğini belirtenler %3,2 orandadır. Bu da, GAP’ın bir çekim gücü oluşturmaya başladığını göstermektedir. Ülke içinden göç ederek gelenlerin çoğunluğu Adana (%38,5) ve Gaziantep’ten gelmiştir (%30,8). Şanlıurfa’dan göç ederek geldiğini belirtenler de önemli bir orandadır (%15,4). Daha önceleri tarımda ve değişik işlerde çalışmak amacıyla Adana ve Gaziantep’e çalışmaya giden ailelerin geriye dönmeye başlamış olması iç göç içerisinde değerlendirilebilir.
Toplam hane halkı reislerinin Şanlıurfa il merkezinden Şanlıurfa’nın değişik köylerine göçtüğünü belirtmesi dikkat çekicidir. Çok ciddi bir oranda olmamakla beraber Şanlıurfa’da “kentten köye göç” olgusu başlamıştır. Bunun da başlıca sebebi, ilde sulamalı tarıma geçilmesi ile sulamalı tarım arazilerinde işgücüne ihtiyaç doğmasıdır. Bu durum, aynı zamanda GAP’ın sonuçlarının alınmaya başlandığının da bir göstergesidir.

Araştırma sahasında “kırdan kente” göçün en önemli sebepleri şunlardır:
Kırsal alanlarda yeterli iş imkanın olmaması,
Miras yoluyla arazilerin bölünmesi veya çiftçilikle geçinen ailelerin toprak sahibi olamamaları,
GAP kapsamında yer alan Atatürk, Birecik ve Hacı Hıdır Barajı’nın göl aynası altında kalan yerleşmelerdeki insanların kente göç etmesi en belirgin nedenlerdendir.
Kırdan kente göçün bir başka sebebi de; kırsal kesimde doğurganlık oranın fazla olması dolayısıyla aşırı nüfus artışıdır.
Zorunlu Göç Araştırma sahasında, GAP ile gerçekleştirilen baraj gölü aynasının altında kalan yerleşmelerden başka yörelere önemli miktarda göç yaşanmıştır. Ayrıca, kan davası ve terör zorunlulukları dahilinde de “zorunlu göç” olayı mevcuttur. Sahada zorunlu göç olayı, özellikle Atatürk, Birecik ve Hacı Hıdır barajlarının göl aynalarında kalan yerleşme yerlerinde yaşayan insanların göçmek zorunda kalması durumu ile daha da önem kazanmıştır. Gerek araştırma sahasında, gerekse GAP Bölgesi’nde baraj göl aynalarının suları altında arazileri ya da ev ve dükkanları kalan insanların bu mülklerinin kamulaştırılması ve bu insanların yeniden yerleştirilmeleri birbirinden ayrılmayan konulardır. Sahada kamulaştırma ve yeniden yerleştirme sorunlu olmuştur. Bu sorun, ekonomik olduğu kadar sosyolojik ve psikolojiktir. Bu sebeple, üzerinde özenle durulması gereken bir konu olup, hala devam eden bir problemdir.
Yeniden yerleştirme zorunlu göçün bir çeşidi olarak tanımlanabilir. Araştırma sahasında, devlet tarafından oluşturulan tesisler sebebiyle kamulaştırmadan etkilenenlerin iskanı 2510 sayılı İskan Kanunun Ek-10 Maddesine göre isteğe bağlı olarak yapılmıştır. Vatandaş devlet eliyle iskan istemediği takdirde kamulaştırma bedellerini alabildikleri gibi, diledikleri şekilde kullanmak için serbest bırakılmışlardır. İnsanların zorunlu olarak yeniden iskana tabi tutulmaları, hiçte istenecek bir durum değildir. Bu sebeple de bir takım sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu sorunlar bazen gerçek olurken bazen de spekülatif olmaktadır.
Sahada zorunlu göçe etki eden en önemli faktörlerden birisi PKK adlı yasadışı terörist örgütün ortaya koymuş olduğu terörist faaliyetlerle ortaya çıkan güvenlik sorunudur. PKK’nın bölgede göstermiş olduğu faaliyetlerden canını kurtarmak isteyen insanlar özellikle kırsal kesimden kent alanlarına göç etmişlerdir. Bu durum, son 5-6 yıldır bu örgütün faaliyetlerinin durdurulması ile oldukça az bir düzeye indirgenmiştir. PKK, sahada fazla etkili olmamakla beraber, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinin bazı illerinde daha etkili olmuştur. Güvenlik sorunu, gerek Şanlıurfa’da, gerekse bölgedeki diğer illerden Şanlıurfa merkezine göç olaylarının yaşanmasına sebep olmuştur.

Göçün Sonuçları
Göç olgusu genellikle olumsuz olup, göç veren yeri olumlu ya da olumsuz etkilediği gibi göç alan yeri de aynı şekilde etkilemektedir. Bu sonuçları göçveren yerler ve göç alan yerler için ayırarak ele almak mümkündür.
Göç veren yerler için;
Öncelikli olumsuzluğa sahip olan iş gücü göçüdür. İş gücü göçü o yerin iş yapma ve ürün üretme becerisinin azalması ya da yok olması demektir.
Sermaye göçü ise, göç veren yeri sermaye açısından olumsuz etkileyerek, bu yerdeki toplam sermaye miktarını azaltır.
Beyin göçü bir diğer olumsuz etki olup, belki de en olumsuzudur.
Çünkü, göç veren yerin beyin kadrosunun azalması demektir. Bu da, bir yerin gelişimi için en gerekli olan unsurunun yok olması manasını taşır.
Göçün uzun vadeli etkisine bakıldığında, göç eden nüfus daha önce yaşadığı yere dönerse göçtüğü yerde kazanmış olduğu sermayeyi göç etmeden önceki yere taşıyabilmektedir. Bu yönüyle ortaya çıkan döngüsel durum, göç veren yerler için ancak uzun vadeli olarak, bir yarar sağlamaktadır. 1990′dan önceki yıllarda il dışına göçmüş olan nüfus, 1995′li yıllarda artık Şanlıurfa’ya göçmeye başlamıştır. Tersine göç eden bu nüfus daha önce göçmüş olduğu Adana, Mersin ve diğer bazı şehirlerde kazanmış oldukları bilgi, beceri ve sermayelerini il için kullanmaktadırlar. Araştırma sahasında, pamuk yetiştiriciliğinin fazla yapılma sebeplerinden birisi, yukarıda belirtilen bölgelerden, tersine göçle gelen nüfusun pamuk tarımını bilmesi ve yapmak istemesiyle az da olsa alakalıdır. Suruç ilçesindeki çiftçilerin önemli bir kısmı daha önce Mersin ve Adana’da pamuk işçiliğinde, özellikle pamuk sulamasında çalışmıştırlar. Bu sebeple, göçe katılan çiftçilerden, pamuk yetiştiriciliği konusunda diğer çiftçiler yararlanmaktadırlar.
Göçün, göç alan yerler içinde olumlu ve olumsuz etkileri vardır. Göç alan yerlere olan olumsuz etkileri şunlardır:
Yerel yönetim boyutunda oldukça önemlidir. Göç ederek gelen insanların barınması, sosyal ve kültürel manada bir takım hizmetleri alması için en fazla iş yerel yönetimlere düşmektedir. Bir yere göç edilmesi eğer göç patlaması şeklinde ise bu durum çok daha ciddidir.
Göç eden nüfusun göç ettikleri yere sosyal ve kültürel boyutta uyum sağlaması ayrıca değerlendirilmesi gereken bir problemdir. Bu durumda bir Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) Şanlıurfa’daki Göçe Etkisi çok yerel yönetim çaba gösterse de yeterli olamamakta ve göç eden nüfusun bir takım sosyal ve psikolojik problemi ortaya çıkmaktadır. Doğrudan insanların ruh sağlığı ile alakalı olması dolayısıyla göç olgusu içerisinde belki de en önemli olumsuzluk budur. Göç olgusu, gerek nedensel açıdan gerekse sonuç açısından daha çok ekonomik bir boyut taşımaktadır. Bundan dolayı da göç olgusunun olumsuzluğunu ortadan kaldırmak için göç eden insanların bulundukları yerlerde değerlendirilmesi göç probleminin çözümü için en kısa ve en ekonomik yoldur.
Göç alan yerler için göçün olumlu etkileri: Göç ederek gelen nüfusun beceri düzeyleri göç ettiği yeri olumlu etkiler. Göç eden nüfusun sermaye olanakları da gittiği yerde kullanılmaktadır. Dolayısıyla, göç eden insanların sahip olduğu bütün olumlu imkanlar göç ettiği yerde kullanılmakta ve buna bağlı olarak, göç veren yer kısa süre içerisinde bu nüfusun olumlu yönlerinden yararlanamamaktadır.

Sonuç
Araştırma sahasında göçün en önemli sebebi istihdam sorunudur. Daha iyi yaşam isteği, toprak mülkiyetinin olmaması ya da az olması, eğitim ve kan davası diğer göç nedenleridir. İtici faktörler nedeniyle 1990′lı yıllara kadar Şanlıurfa’dan ülkenin bazı bölgelerine önemli miktarda göç yaşanmıştır.
Ülkenin farklı bölgelerine göç eden insanlar, 1995′te Atatürk Barajı’ndan sulamanın başlaması ile ortaya çıkan istihdam olanakları nedeniyle geriye dönmeye başlamışlardır. Bu “tersine göç”, ilde son on yılda en önemli insan hareketi olmuştur. Önceleri göç hareketi, daha çok araştırma sahasından Türkiye’nin diğer illerine doğru görülürken, günümüzde GAP’ın faaliyete geçmesine bağlı olarak, çevre illerden araştırma sahasına olmaktadır.
Araştırma sahasında kırsal kesim son zamanlarda, sulamalı tarım ile birlikte kentsel alanlara kıyasla daha fazla istihdam olanağı sağlamaktadır. Bu istihdam olanağı çoğunlukla tarımsal faaliyetlerde olmaktadır. Bu sebeple, sahada 1995 yılından itibaren özellikle Şanlıurfa’nın merkezinden Merkez İlçe’nin köylerine ve baraj sulamasının başladığı ova köylerine doğru “kentten köye göç” başlamıştır.
“Zorunlu göç” içerisinde yer alan kamulaştırmaya dayalı yeniden yerleştirme hem sosyo-ekonomik hem de psikolojik bir olaydır. Yeniden yerleştirme çalışmalarına bu açılardan yaklaşılarak, bu durumdan etkilenenlere en uygun ortamlar hazırlanmalıdır.
Şanlıurfa’da “yarı-göçebe” toplulukların mevsimlik devinimi uzun yıllardan beri var olan bir mevsimlik göç olayı olup, ilde Karacadağ ve Tektek dağlarında az da olsa devam etmektedir. Ayrıca, pamuk işinde çalışmak için Şanlıurfa’ya pamuk çapalama ve toplama mevsiminde çevre illerden gelen işçi göçü de mevsimlik göç içerisinde değerlendirilebilir. Araştırma sahasında, göçün olumsuz tarafı “iş gücü, sermaye ve beyin göçü”dür. Göçün olumlu sonuçları ise uzun vade de gerçekleşmekte olup, “sermaye ve kalifiye iş gücü” şeklindedir.
SORUNUN TANIMI

Sorunun çözümlenebilmesi için öncelikle sorunun doğru tanımlanması şarttır. Sorunu ortaya çıkaran faktörlerin/nedenlerin ortaya konulabilmesi, sorunun özgürce tartışılabilmesi; sağlıklı çözüm yollarına ulaşabilmek açısından bir zorunluluktur.

Bu bağlamda, Türkiye’nin bir bölgesinde yaşanan tek başına bir Göç Sorunu yoktur; Türkiye’nin şu anda en temel sorunu olan bir Kürt Sorunu vardır ve bu sorun çerçevesinde yıllardır yaşanan bir “Tehcir” (Göçettirme) sorunu vardır. Bu bölgelerimizde yaşayan insanlar, genel olarak göçetmemekte, göçettirilmektedir, göçe zorlanmaktadır. Herkesin güvenlik görevlilerince zorla köylerinden çıkarılmaları şart değildir. Uygulanan eğitim, sağlık veya ekonomik politikaların doğurduğu sonuçlar dolayısıyla köylerini terketmek zorunda kalan insanlar da göçettirilmiş olmaktadırlar. Bu yüzden de göç sorunu yeni değil, çok eskidir ve ülkemizin batısında yaşayan Kürtlerin sayısı, bölgede yaşayanlardan fazladır. Geçmiş yıllarda (Cumhuriyet’in ilk yıllarında) da, zorunlu göç politikaları uygulanmış, birçok köy, batı bölgelerine sürgün edilmiştir. 1990 yılında 109 köy ve mezra boşaltılmış iken bu sayı, 1993 yılı sonuna kadar 923′ü bulmuştur. 1994 yılı içerisinde boşaltılan köy ve mezra sayısı 1000′i, 1995 yılı içerisinde ise 400′ü aşmış bulunmaktadır. Bu rakamlar, tespit edilebilenlerle ilgilidir. Uzun yıllar inkar edilmesine karşın, artık resmi yetkililer de 3000 civarında köy ve mezranın boşaldığını itiraf etmektedirler.

Bu sorunun Güneydoğu Sorunu ya da terör sorunu olarak tanımlanması, yıllardır ısrarla uygulanan çözümsüzlükten başka birşey getirmeyen inkarcı, asimilasyoncu, militarist politikaların sürdürülebilmesi amacına dönüktür. Dolayısıyla bir bütün olarak bu ana sorunun çözümlenmemesi halinde, “Göç” sorununun çözüme kavuşturulabileceğinden söz etmek mümkün değildir.

GÖÇÜN NEDENLERİ

Göçün, pek çok nedeni sıralanabilir. Ancak güvenlik görevlilerince köylerin boşaltılması, zaman zaman PKK tarafından bu tür dayatmaların yaşanması, can güvenliğinin kalmaması, gıda ambargosu, ekonomik sıkıntılar, gelir kaynaklarının tükenmesi, sosyo-psikolojik bunalımlar, göçe yol açan en önemli faktörler olup, bunlar hakkında Komisyonunuza sunulan raporlarda ayrıntılı bilgiler bulunduğundan burada detaya girilmemiştir.

GÖÇÜN SONUÇLARI

Zorunlu göçün ürkütücü sonuçlarından bazıları şöyle özetlenebilir:

İşsizlik, ekonomik hayatın daha da bozulması, sağlık problemlerinin artması, eğitim problemi, psikolojik sorunlar, sosyal denge bozuklukları, ırkçılık, kültürel bozulmalar, çatışmaların kentlere yayılması, ahlaki bozulmalar ve fuhşun, gayrimeşru işlerin artması, çarpık kentleşme…

Kent merkezlerine göçedenler, geçim kaynakları olan tarım ve hayvancılığı, kentlerde yapamadıkları için, göçettikleri yerlerde vasıfsız işçi durumuna düşmektedirler. Yapabildikleri tek iş, hamallık, ırgatlık ve seyyar satıcılık olmaktadır. Nitekim bugün bölgeden yoğun göç alan büyük kentler, işportacı istilasına uğramış bulunmaktadırlar. Bir hamallık işi bulabilmek için yoğun izdihamlar yaşanmaktadır.

Göçün en önemli sonuçlarından birisi de ahlaki problemlerdir. Bölgenin en muhafazakar şehirlerinde bile fuhuş yayılmaktadır. Kürt halkının, ne kadar namusuna düşkün olduğu gözönüne alınırsa, fuhşun yayılmasının, ne derece ürkütücü sıkıntılardan kaynaklandığı daha iyi anlaşılır.

Ev bulamayan ve küçük mekanlarda birden çok aile ile birlikte yaşamak zorunda kalanlar arasında, istenmeyen ilişkiler başgöstermiş bulunmaktadır.

Kentlere gelen işsiz kesim, en kolay, gayrimeşru ve yasadışı alanlarda iş bulabilmektedir. Fedailik, tahsildarlık, korumalık, mafya taşeronluğu, Adana, Mersin, Antalya vb illerde gazino, pavyon, kumarhane işletmeciliği, arazi, emlak, çek-senet mafyacılığı, uyuşturucu, silah, kıymetli eşya kaçakçılığının iş bitiricileri, hep göçettirilmiş aile gençlerinden seçilmektedir. Bu yüzden, göçeden Kürtlerin tümünün bu işleri yaptığı kanaati yaygınlaşmaktadır. Bunun da gelecek açısından, toplumsal barışı tehlikeye düşüren önemli bir faktör olduğu gözönünde tutulmalıdır.

Bölgede eğitim, önemli sorunlardan birisini oluşturmaktadır. Göçetmek zorunda bırakılmış insanlar, çocuklarını okullara değil, yiyecek-içecek birşeyler bulma umuduyla çöplüklere göndermektedirler. Eğitim-öğretim hayatından kopuk bu çocukların geleceği düşünüldüğünde, tüm ülkemizin geleceğinin büyük ölçüde karartıldığı hemen görülmektedir. Şimdilik çöplüklerde yiyecek birşeyler arayan çocuklar, bir süre sonra uyuşturucu bataklığına sürüklenmekte ve gençlik dönemlerinde nereye sürüklenecekleri kestirilememektedir. Ülke yöneticilerinin acilen önlem alması gereken önemli sorunlarımızdan biri, şimdiki eğitim probleminden kaynaklanmaktadır.

Sağlık sorunları, endişe verici boyutlara ulaşmış olup, artık ulusal basınımızda “Güneydoğulu Psikosomatik” başlıklı haberler yayınlanmakta ve bölgede polikliniklere başvuranların büyük bir bölümünün fiziksel rahatsızlığının bulunmadığı vurgulanmaktadır. Sağlıklı yaşam hakkı unutulmuştur. Bölgedeki olağanüstü koşulların olumsuz etkisi, sağlık hizmetlerinin tüm basamaklarında gözlenmektedir. Aynı hanede birden fazla ailenin yaşamak zorunda kalması, yaşanan şiddete bağlı olarak gelişen psikolojik bozukluklar, yetersiz beslenme, ısınamama, temizlik koşullarına uyulamaması, içme sularının yetersiz ve pis oluşu gibi faktörler, mevcut sağlıksız koşulları artırarak, hastalıklara yolaçmaktadır.

Beslenme yetersizliği dolayısıyla çocuklar başta olmak üzere bu insanlar, hastalıklara karşı savunmasız hale gelmiş bulunmaktadır. Diyarbakır’da bile olağanüstü sağlık çalışmaları yapılmamakta ve olağanüstü sağlık önlemleri alınmamaktadır. Birinci basamak sağlık kuruluşları hizmet verdikleri nüfusa hakim olamamakta, risk altındaki nüfusun sorunlarını saptayamamakta ve sağlık hizmetleriyle ilgili değerlendirmeler yapamamaktadırlar. İlçelerde bulunan hastanelerin çoğunda uzman hekim bulunmamakta, yataklı tedavi hizmeti gereken durumlarda, daha çok ayakta tedavi hizmetleri verilmektedir.

Eğitim alamayan, karnını doyuramayan, çöplüklerde yiyecek ya da satılabilir plastik ve metal atık toplayan veya sokaklarda dilencilik yapmak veya çalışmak zorunda kalan çocukların, ciddi psikolojik bunalımlara düşmesi ve davranış bozuklukları sergilemesi kaçınılmazdır.

Tüm bu sıraladığımız olumsuz şartlara ek olarak, ilk kez köyünü terketmek zorunda kalan, bilmediği bir ortama giren kadınlarda görülen olumsuzluklar,başlıbaşına bir araştırma konusudur. Kimi ailelerde kocasının ölmesi, kaybolması veya cezaevinde olması dolayısıyla çalışmak ya da dilenmek zorunda kalan kadınlarda düşük yapan veya psikolojik bunalıma giren kadın sayısının az olmadığı bilinmektedir.

Yaşadıkları sorunlar, bölge erkeklerinin de kendilerine güvenlerini yitirmelerine yolaçmış bulunmaktadır. Köylerinde geçimlerini sağlayan onurlu insanlar, göçettirilmeleri sonucu karşılaştıkları sorunlar yüzünden, önemli psikolojik bunalımlara düşmüş bulunmaktadırlar. Yaşadıkları açlığa rağmen, dilenmeyi onursuzluk olarak değerlendirdikleri için, aileleriyle birlikte günlerce sonra farkedilip hastanelere kaldırılan, yoğun bakıma alınan ailelerin haberlerini hepimiz ibretle izlemiş bulunmaktayız. Kimileri de bu duruma düşmemek için, herşeye rağmen, onurlarını ayakları altına alarak dilenmeyi göze alma durumuna düşmüşlerdir.

Bu süreç, insanları çalışma hayatından uzak tuttuğu için önemli ölçüde bir tembelleşme sorunu yaşanmaktadır ve bunun önümüzdeki yıllarda acı sonuçlarının görüleceği değerlendirilmektedir.

SONUÇ VE ÖNERİLERİMİZ

Göç ettirilmiş insanların sorunları; Kürt Sorunu veya Güneydoğu Sorunu diye nasıl isimlendirirseniz isimlendirin; ana sorundan ayrı ele alınarak çözümlenemez.

Dolayısıyla bu insanların mağduriyet ve mazlumiyetlerinin giderilmesine yönelik alınacak tüm önlemler, ana sorunun çözümüne de katkı sağlayacak doğrultuda olmak durumundadır. Bunun için;

1. Bu sorunun konuşulmasının, tartışılmasının önündeki tüm yasal ve fiili engeller kaldırılmalı; soruna yönelik farklı çözüm önerilerinin kamuoyunda dile getirilmesi ve tartışılmasının yolu açılmalıdır.

2. Yıllardan beri uygulanan politikalar gözden geçirilmeli ve sorun doğru tanımlanmalıdır. Çözüm getirmeyen, sorunu daha da çözümsüzleştiren, baskı, inkar ve asimilasyona dayalı politikalardan vazgeçilmelidir.

3. Bölgede yaşanan olaylardan Türkiye kamuoyunun haber almasının önündeki engeller kaldırılmalıdır. Bölgedeki gelişmelerle ilgili tek haber kaynağı, OHAL Bölge Valiliğinin resmi açıklamalarıdır. (Sansür devam etmektedir. Örneğin son iki aydan beri Hakkari, Şemdinli, Yüksekova, Van ve Tatvan bölgesinde yoğun çatışmalar sürmekte olup, trafiğe çıkış yasağı, yeniden saat 14:00′e çekilmiş olup, tüm bu gelişmeler kamuoyunca bilinmemektedir.)

4. Bu insanların sorunlarının çözümünde, bu insanların köylerine geri dönme yollarının bir an önce bulunması en gerçekçi ve kolay çözüm yolu olarak gözükmektedir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için de, bu insanların can güvenliklerinin sağlanması, köylerinin yeniden imar edilmesi, geçim kaynaklarının yeniden oluşturulması, toplu olarak geriye dönüşün sağlanması,köy boşaltmaların tekrar olmayacağının garanti edilmesi ve bu insanların bu konuda ikna edilmeleri, köylerin mayın, bubi tuzağı vb unsurlardan temizlenmesi gibi bazı önlemlerin alınması gerekmektedir.

5. Olağanüstühal uygulaması ve Koruculuk sistemi kaldırılmalıdır.

6. Yoğun göç almış yerleşim birimlerinin Afet Bölgesi ilan edilerek, buna paralel politikaların geliştirilerek uygulanması gerekmektedir.

7. Nüfus sayımından hemen sonra, yoğun göçalmış merkezlerdeki yerel yönetimlerin merkezi hükümetten ve genel bütçeden alacakları paylar geciktirilmeden düzenlenmeli ve verilmelidir.

8. En uygun Bakanlık ya da bağlı kuruluş aracılığıyla, göçettirilmiş vatandaşlarımız üzerinde sağlıklı bir Sosyo-Psikolojik Araştırma yapılmalı ve elde edilecek sonuçlara göre gerekli kısa, orta ve uzun vadeli uygulamalara geçilmelidir.

9. Adana, Mersin, Antalya gibi illerimiz yoğun göç almakta ve bu illerimizde Türk mahalleleri, Kürt mahalleleri oluşmakta ve kutuplaşma gittikçe artan bir hızla büyümektedir. Bu kutuplaşma süreci bir çatışmaya dönüşmeden gerekli önlemler alınmalıdır.

10. Komisyonunuz süreklileştirilmeli ve Sivil Toplum Örgütleriyle daha yakın ilişki ve iletişim içerisinde, soruna yönelik sürekli politikalar geliştirmeli ve meclise ve hükümete öneriler götürmelidir.

11. Göç Müsteşarlığı veya Göç İzleme ve Değerlendirme Merkezi oluşturulması üzerinde düşünülmelidir.

12. Göçe ilişkin çok sağlıklı veriler, ne resmi kurumların ne de sivil toplum örgütlerinin elinde bulunmamaktadır. Nüfus sayımından da yararlanarak, göç sorununun bilimsel tablosuna kavuşulmalı ve gerçekçi önlemler öngörülebilmelidir.

13. Kuzey Irak’tan yeni bir göç dalgası beklenmektedir; Türkmenlerin durumu da hala açıklığa kavuşturulabilmiş değildir. Bu iki husus da yakından izlenmeli ve zamanında gerekli önlemler alınmalıdır.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir