TÜRK TARİHİNDE NEVRUZ HAKKINDA BİLGİ

Toplumların da bu türden mutluluklarını hatırlayıp; yeni atılımlara yol açmak üzere kutladığı millî, dinî bayramlar ve şenlikler vardır. Türklerin en eski bayramı ise Nevruz’dur. Nevruz, millî’nin dinî ile, dinî’nin millî ile eşit olduğu dönemin bayramıdır.
Nevruz, gece ile gündüzün denkleştiği, tabiatın dirilişe, uyanışa geçtiği 21 Mart günü kutlanır. Nevruz, ay yılım esas alan takvime göre, 9 Mart’ta kullanılırdı. “Baba hesabından Mart’ın dokuzu” deyimi ise, güneş takvimine geçtiğimiz yıllardan sonra ortaya çıkmış olmalıdır. Ay takvimi ile güneş takvimi arasında 13 günlük bir zaman farkı vardır; bu eklenince, bayramın 21 Mart’ta kutlandığı anlaşılır.
Nevruz kutlamalarının İslâmiyetle ilgisi yoktur, hâlen Hıristiyan Gagauzlar, Yakutlar, Çuvaşlar da bu şenliği yüzlerce yıldır yaşatan Türk boylan olduğuna göre, Nevruz millî bir bayramdır.
Müslüman oluşla beraber, eski bayram âdetlerine-İslâmiyetin içinde yaşatmak üzere-yeni gerekçeler arayan Türkler, bu rasyonalizasyon (aklîleştirme)’da da başarılı oldular.
Nevruz’un asıl anlamı, Tanrının uyuyan tabiatı uyandırması, milletin de bu dirilişe paralel olarak, tabiata yeniden hükmetmek üzere atılımda bulunma inancına ve çabasına ulaşmasının hatırlatılmasıdır. Bu hatırlatma mitolojik unsurlarla süslenmiş, destanların, efsanelerin içine yerleşmiştir.
Ergen (mek) fiili Türkçe’de, tohumlanarak, neslin devamım sağlayacak yetenek sahibi olmak anlamına gelir; ergen kişi, ergenlik çağına ulaşandır. Ergen, çocuk da değildir, yetişkin de; ergen, bir yeteneğin
kazanılmasının açık işaretlerinin ortaya çıktığı kişidir: Buna, İl gençlik de denilir.
Ergcnen-Kiin/Ergenen-Gün ise, dirilişin, çoğalışın, başkalarının kabul edebileceği bir büyümenin temellerinin atıldığı gündür.
Ergenen-Kün, ilk yazın ilk günü, Türk takviminin başlangıcıdır. İslâmiyetten sonra, Âdem’in yaratılması veya Hz. Ali’nin doğumu, yahut, Hz. Ali ile Hz. Fatima’nm evlenmesi veyahut Hz. Nuh’un gemisinin karaya erişmesi olarak Nevruz’u yeniden anlamlandıran Türk toplulukları, İslâmiyetten önce ise bu kutlamayı, millî diriliş, devlet kurma günü, tabiattan emeğinin karşılığını isteme şenliği olarak anlamlandırıyordu. Ergenekon destanı bu anlamlandırmanın tarihî, sosyolojjk, filolojik ve edebî bir örneğidir.
Toplamların inanışlarını sembolleştiren kabuller ve davranışlar vardır. Bozkurt, Türk mitolojisine göre hürriyetin, bağımsızlığın, ateş ise demire hükmetmenin göstergesidir. Ergenekon destanında kurt, ateş ve insan yan yana gelerek, uyanmış bir tabiata hâkim olmanın temelini atarlar.
Kardelen (Navrız, Sultan Navrız çiçeği) boyalık otu denilen kök boya elde etmekte kullanılan bitkinin aranıp kazılarak yumurta boyamak üzere getirildiği, Nevruz’dan önceki, Son Çarşamba günü ateşlerin yakıldığı (üzerinden atlanarak hastalıkların gideceğine inanmak eski Türk diniyle alâkalıdır), üzerlik denilen tohumlu bitkinin yakılarak dumanıyla evlerin tütsülendiği, Son Çarşamba’nın ertesinde, güzel eli şişeler giyilip, iyi sözler edildiği. Perşembe sabahı kabir ve komşu, akraba ziyaretleri ile kutlamaların, devam edip tamamlandığı bir millî bayramdır.
Anadolu’nun çeşitli yörelerinde -Konya, Maraş, Tunceli, Gaziantep, Kırıkkale, Çorum, Kars sistemsiz de olsa yaptığımız görüşmelerde, kutlama sebebini çeşitli olaylara bağlamadaki farklılıklar bir kenara, şu ortak duyuş ve düşünüşle anlamlandırıldığı sonucuna ulaştık:
Nevruz (Ergenen-Kün), uyanan tabiatla özdeşleşmek üzere, hem atalarının hem birbirlerinin gönlünü almak yolu ile millî benliğin ve millî kimliğin dirilişinin şuurunda olunduğunu göstermek, mutluluğu başkalarıyla paylaşmaktır.
Bugün Türk topluluklarında ve bağımsız Türk Cumhuriyetlerinde -özellikle bağımsızlıktan sonra hem dinî, hem millî bayram olarak resmen- kutlanan Nevruz, diriliş ve bahara eriş bayramıdır. Kutlama şekilleri az çok farklılıklar göstermektedir.
Türkler Anadolu’ya bir defada aynı yollardan gelmedikleri gibi aynı yerlerden de kalkıp göç etme-diler. Batı Hunlarından başlayan, günümüzde devam eden bu göçler sırasında Ata yurtlarındaki gelenek ve göreneklerimizi de taşıdık; ancak Türk boylarındaki çeşitlilik, farklı coğrafyayı mesken tutmaları gibi sebepler kutlamaları da hem anlamı hem davranış kalıpları açısından farklılaştırdı.
Gerek Selçuklu, gerek Osmanlı Devleti zamanında Sultan Nevruz bir millî bayram olarak kutlandı. 9 Mart (21 Mart)’a tekabül eden gün, şairler, Bahariye/ Nevruziye adlı methiyelerini, hekim başı çeşitli baharatlardan hazırlanan Nevruziye adlı macunu sultana sunuyorlar ve “Nevruz bahşişi” alıyorlardı. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nm kaldırılmasıyla birlikte, kutlamalar da resmî nitelikli olmaktan çıkıp “Mesir şenliği”, “kıra çıkma”, “an bırakma”, “sinsin oynama”, hâline dönüşmüş.
“Yıl yenilendi” bayramının Anadolu’da ve diğer Türk yurtlarında nasıl yaşatıldığıyla ilgili bilgiler Atatürk Kültür Merkezi tarafından yayımlanan Nevruz (Ankara, 1995) adlı kitapta yer almıştır.
Bayramlar, hatırlama ve hatırlanma, kaynaşma ve bütünleşme, arınma ve dirilme, Tanrıdan güzel dilekler dileyip birlikte mutlu olma günleridir. Nevruz, eski Türk dininden kalmış olsa da, dirilişin, hür ve bağımsız bir şekilde bütünleşerek bir arada yaşamanın göstergelendiği millî bir bayramdır.
Türk soylu halkları bütünleştiren, ortaklıklarım görüp göstermeye yarayan her değer ve davranışımıza sahip çıkılması samimî dileğimizdir. Bu dileğin muhatabı, öncelikle bilim, fikir ve sanat adamları, sonra da idare ve siyaset adamlarıdır.
Ergenen-Kün (Sultan Navruz) Bayramı’nı, fitne ve fesat karıştırılmasına imkân ve izin verilmeden herkesin kutlaması dileğiyle.
“TÜRK HALK İNANÇLARINDA NEVRUZ MOTİFİ”
Türk milleti, tarihten günümüze sosyal ye dinî hayatındaki bazı önemli zamanları bayram “olarak kutlamaktadır. Bunlardan birisi de “Nevruz”dur.
Nevruz; Farsça bir kelimedir. Manası ise; nev: yeni, ruz: gün, nevruz: yeni gün demektir. Bugün güneşin Koç burcuna girdiği vakit olup, Rûmî Takvimde Mart’ın dokuzuna, Milâdî Takvimde ise, Mart’ın yirmi birine tekabül etmektedir. Bilindiği gibi, tarihî vesikalara göre, 21 Mart, Türk Milleti’nin Ergenekon’dan çıktığı gündür. Ayrıca, bugün 12 Hayvanlı Türk Takviminde” ve Büyük Selçuklu Hükümdarı, Sultan Melikşah’a (1055-1092) izafeten yapılan ve Celâliye (Tarih-i Celâli, Tarih-i Melik’i) ismini alan takvimde de yılbaşı olarak kabul edilmiştir.
Nooruz’un diriliş, canlanış anlamı bayram için hazırlanan yemeklerle de sembolize edilir. Önceden çimlendirilmiş olan arpa, buğday gibi hububatlar dövülüp Nooruz günü Sümölök veya Nooruz göcö denilen yemek pişirilir. Bayram sofrasında da yedi çeşit yemek bulunması şart olduğu gibi, sümölök’e de yedi çeşit malzeme katılır. Sümölök herkesle paylaşılır. Bazı Türk boylarında o gün yumurta boyanıp pişirilir; filizlenmiş hububatlardan yapılan sümölök de, yumurta da canlı yaratılışın başlangıcının simgeleridir.
Çağımızda aralan iyice açılan ve insanın önüne büyük bir ekolojik problem olarak çıkan insanla tabiat ilişkileri, zamanında mükemmel bir uyum içinde, günlük hayatın temel çizgisi olarak sürdürülmüştür. Her değişimin sebebini de, neticesini de doğadan bulan, doğadan alan ve doğaya veren insanlar bu güzel diyalogu ebedîleştirmek için törenler, âyinler, merasimler yapmışlardır… İlk baharda tabiatın yeniden doğuşuna, canlanmasına sevinen ve bu değişikliği kendinde de arayan ilkel insanın isteğinden doğmuştur Nooruz. Nooruz bayramının dinî ve millî sınırları aşan, doğa ile insanın sonsuz bütünlüğünü simgeleyen evrensel ve insanî bir özelliği de işte budur.
İnsin sosyal bir varlıktır. Doğduğu andan itibaren bir sosyal çevre içerisinde yer alır. Bireyin içinde yer aldığı bu sosyal çevre, onu birçok yönü ile etkiler. Bu etkileşim sonucunda insan, içinde yaşadığı toplumun ortaya koyduğu maddî ve manevî değerler ile örf ve âdetleri öğrenerek, bunları davranışlarında özümseme yoluna gider. Bu özümseme süreci bireyin toplumsal kültürle bütünleşmesine yol açar.
Toplumlar statik değildir, devamlı bir dinamizm gösterirler. Toplumda meydana gelen değişmeler ve gelişmeler kültürel öğeleri de belli ölçülerde etkiler. Bu değişmelerle bazı kültürel öğeler tamamen ortadan kalkarken bazıları ya hiç etkilenmez ya da ufak tefek değişikliklerle devamlılığını sürdürürler.
Buna en güzel örnek Türk kültürünün bir yönünü teşkil eden Nevruz geleneğidir. Türk toplumu tarihinde önemli ve köklü değişikliklere sahne olmasına karşın, Türk kültürünün bir parçası olan Nevruz yüzyıllardan beri nesilden nesile intikal etmek suretiyle günümüze kadar ulaşabilmiştir.
NETİCE
Oyun ve eğlence insan ruhunun ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla insanlar tarafından icat edilmiştir, insan ruhu, kendisini tatmin etmek, doyurmak için, dış âlemden bir takım uyarılar almak zorundadır. Meselâ suç işleyen biri hapsedilince, ceza, insan¬dan ziyade onun ruhuna verilmiş olur. Zira hapishanedeki bir insan beslenmesi için yeterli gıda, istirahat ve uykuyu fazlasıyla almaktadır. Buna rağmen can sıkıntısı onun en büyük problemidir, işte bu can sıkıntısının kaynağını, organizmanın yetersiz uyarılması yaratır. Yani mahkûmun ruhu kendisi gibi beslenmemekte, dolayısıyla aç kalmaktadır. Onu doyuracak yeterli uyarım olmayınca da can sıkıntısı dediğimiz şey kendisini gösterecektir. İnsanın değişik yerleri görmek için seyahat etmesinin başlıca sebeplerinden birisi de budur.
Malûm olduğu üzere, nevruz gibi mevsimlerin değişikliğinden doğan özel günler, başka başka adlar altında bir çok milletlerin sosyal hayatlarında mevcuttur. Çünkü insan organizması baharda uyarıldığı Kadar kışta uyarılmaz. Bu iki mevsimin insan ruhu inerinde bıraktığı menfî ve müspet tesirlerin tamamını bir yana bırakıp, sadece renk mevzusunu dile getirirsek, ortaya şöyle bir tablo çıkar: Bir yanda her tarafı kaplayan sadece bir renk, diğer yanda yeşilin değişik Kınları arasına serpiştirilmiş elvan elvan renkler. Birisinde şekil yok, diğeri şekilli, birisi sağır ve dilsiz, diğeri hem insanı duyuyor, hem de ona bir şeyler fısıldıyor. Birinde tabiat canlı, diğerinde uyuşuk, uykuda ve ölü.