Soyadı Kanunu Ortaya Nasıl Çıktı?

Türkçe açısından üzerinde durulması ve özel hassasiyet gösterilmesi gereken bir konu da soyadlarıdır. Bilindiği gibi Cumhuriyet’in ilanından sonra ulus devletin inşası için birçok reform yapıldı. Bu reformlardan birisi  de Soyadı Kanunu’dur. 24 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen ve 2 Ocak 1935 tarihinde yürürlüğe giren 5225 Sayılı Soyadı Kanunu’yla lakap ve unvanlar kaldırılmış,  öz Türkçe soyadı kullanımı mecburi hale getirilmiştir. Bu çerçevede Türkalp, Algın, Angı, Angın, Atınç, Ayral, Azay, Altay, Arıkan, Belleten, Bozok, Dirik, Tanrıöver gibi öz Türkçe kelimeler soy ismi olarak alınmıştır.

Gazi Mustafa Kemal, Atatürk soyadını aldıktan sonra yakın arkadaşlarına Bozok, Gökçen, Dirik, İnönü, Saydam gibi soyadları vermiştir. Celal Bayar’a asil anlamına gelen Bayar soyadını veren Mustafa Kemal, Fethi Okyar’a eski Türkçede akıl anlamına gelen “ok” ve Farsça dost, arkadaş sevgili anlamına gelen “yar” kökünden türettiği kendi ifadesiyle “Akıl arkadaşı” anlamına gelen Okyar soyadını vermiştir.

Halide Edip ve Adnan Adıvar çifti ile Nihal Atsız gibi aydınlar Soyadı Kanunu’na tepki göstermişler ve soyadı almak istememişler. Adıvarlara göre, kendileri zaten çevrelerinde tanınan, bilinen, adı  sanı malum insanlardı, soyadına ihtiyaçları yoktu. Soyadı almak adı sanı belli olmayanlara uygun düşerdi. Atatürk’ten gelen ikaz sonucu bir soyadı almışlar ama kızgınlıklarını da belirtmek amacıyla, “bizim adımız, şöhretimiz malumdur” anlamına gelen Adıvar soyadını seçmişlerdir. Nihal Atsız da lakaplar varken soyadına gerek olmadığını ille de Avrupalılara benzeyeceğiz diye soyadı almanın özgüven eksikliği olduğunu, ayrıca, Türkçenin dil yapısına göre soyadının isminden önce gelmesi gerektiğini savundu.

Görüldüğü gibi her soyadın kendine has bir hikayesi var. Ailelerin geçmişi ve tarihleri bu hikayelerde saklıdır. Soyadı hikayeleri aile tarihlerinin yanında tarihimiz, özellikle de kültür tarihimiz açısından bulunmaz bir hazinedir.

Türklerin çok eski zamanlardan beri soyadı kullandığı biliniyor. Dervişoğlu Ahmet, Hanoğlu Fehmi, Çobanoğlu Mithat gibi aile lakapları  o kadar yaygındı ki, Köroğlu, Kiziroğlu, Hekimoğlu gibi soyadları türkülerimize, destanlarımıza, efsanelerimize ve hikayelerimize bile girmiştir. Oğuz Türklerinde herkesin Avşar, Salur, Kazan gibi boy adı vardı ve herkes o dolu ve Rumeli’ye mensup oldukları boy, oba ve oymak isimleri ile  yerleşmişler ve hep de öyle tanınır ve bilinir olmuşlar.

Soyadı Kanunu’ndan önce kullanılan sülale isim ve lakaplarının çoğu ufak tefek değişikliklerle soyadı olarak alınmıştır. Davutoğlu, Çakıroğlu, Dervişoğlu, Yusufoğlu, Servetoğlu, Güllüoğlu, Taşçıoğlu, Sabuncu, Sağıroğlu gibi sülale İsimlerini yani aile lakaplarını soyadı olarak almışlardır. Nitekim bizim ailemiz de mensubu oldukları Oğuz boylarından Çepni’nin Köse oymağı adıyla anılmakta ve Osmanlı arşiv kayıtlarında da Köseoğulları olarak geçmektedir. Soyadı Kanunu’nun çıkmasının sonra da bizim aile ile birlikte iki aile hariç hemen herkes Köse soyadını alırken bizimkiler de Erdem soy ismini almışlar.

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde birçok aile Tüccarzade, Solakzade gibi “zade”li soyadları ile tanınır, bilinirdi. O ailelerin çoğu  ya adının ‘zade’ tarafını atıp geri kalanını ya da zadeyi Türkçe oğula çevirerek soyadı olarak almışlardır.

Bazı aileler ise Müftüoğlu, Hatipoğlu, Değirmencioğlu, Tabipoğlu, İmamoğlu gibi baba mesleğini ya da Yoğurtçu,  fırıncı, semerci gibi kendi mesleğini soyadı olarak almıştır.

Osmanlı Devleti’nin dağılmasıyla birlikte Rumeli başta olmak üzere birçok bölgeden Anadolu’ya gelen göçmenler de geride bıraktıkları köy ve şehirlerin isimlerini hem unutmamak, hem de geldikleri yerlere duydukları hasreti Kerkülü, Dağıstanlı, Boşnakoğlu, Gümülcine, Balkan, Sarıkaya, Doman, Beşorak, Karpat, Meriç, Kalkan, Tuna, Rusçuklu gibi soy isimlerine yansıtmışlardır.

Kimi soyadları da Yurtbekler, Meriç, Bayraktar, Savaş, Akın, Antep, Sakarya, Yurtseven, Çavuş, Başer, Mangaoğlu, Şanlı, Kahraman, Er gibi savaş anılarından esinlenerek alınmıştır.

Bazı aileler de Bingöl, Sarıkaya, Aktaş, Yeşilyurt, Suludere, Çağlayan, Akçay, İncusu, Saray, Göksu, Uşaklı, Aydın, Gökdere, Gökırmak, Bozkurt, Tuzla, Aslantepe, Aras, Çayırlı, Ural, Kuzkaya, Ahlat gibi doğdukları yeri ya da herhangi bir dağ, tepe akarsu isimlerini soyadı olarak alırken bunun yanında çay, sigara gibi tiryakisi olduğu ya da sevdiği için Bayrak, Şahin ve Şeker’i soyadı alanlar da vardı.

Aile büyüklüğünün iri cüsseli, güçlü kuvvetli, uzun ve kısa olması veya bedensel bir kusurunun bulunması gibi fiziki özelliği  soyadlarına yansımıştır. Baba köseyse Köseoğlu, toplsa Topaloğlu, güçlü ve kuvvetliyse Pehlivan, gür bıyıklıysa Palabıyık veya kaşları karaysa ‘Karakaş ’ soyadı olarak seçilmiştir.

Soyadı seçmede zorlanan insanlara, muhtarlar da yardımcı olmuştur. Muhtarın yönlendirmesiyle köy halkının topluca yöneldiği soyadları da olmuştur. Mesela bir köyde muhtar, köy ahalisinin maden isimleri almasını  önermiş ve köy halkı Demir, Çelik, Gümüş, Altın soyadlarını seçmiştir. Bir başka köyde İstiklal Marşı’nın  kelimeleri köy halkına soyadı olmuştur: Korkma, Sönmez, Şafak.

Soyadı Kanunu