Şiir Türleri Nelerdir,Kaç’a Ayrılır?,Özellikleri Nelerdir?

Şiirler işledikleri konulara göre farklı isimler alır. Bura­da yapacağımız sınıflandırma Batı edebiyatı kaynaklı­dır. Büyük oranda eski Yunan edebiyatına dayanır.
1. Epik Şiir
Savaş, kahramanlık, yiğitlik, yurt sevgisi gibi konuları coşkulu bir anlatımla işleyen şiirlere “epik şiir” denir.Epik şiirde, bir ulusun başından geçen tarihî olaylar, toplum ile ilgili sorunlar, doğal afetler ve bu olaylarda kahramanlık gösterenler anlatılır. Tarihsel olmakla birlikte olağanüstülüklerle efsaneleşmiş, masallaşmış bir şiir türüdür. Eski Yunan’da bu tür şiire epos, Batı’da epope, Türk Edebiyatında destan denir. Bu nedenle   bizde epik şiirlere destanî veya destansı şiir, hamasî şi­ir, kahramanlık şiiri de denmektedir.
Epik şiirler, “doğal epik” ve “yapay epik” olmak üzere ikiye ayrılır.
 a.Doğal epik şiirler: tarihin çok eski devirlerinde oluşmuş; ilk söyleyeni unutulmuş, her anlatandan bir şeyler eklenerek günümüze genişlemiştir. Doğal epik şiirler için Türklerin Yaratılış, Göç, Alp Er Tunga, Ergenekon, Şu Destanları; Yunanların İlyada ve Odyseia Destanları; Finlilerin Kalevala Destanı, Almanların Nibelungen Destanı örnek gösterilebilir. Kırgızların Ma­nas Destanı uzunluk bakımından belki de en uzun ola­nıdır. Hâlâ da gelişmesini sürdürmektedir.
 b.Yapay epik şiirler: Yakın dönemde yaşanan olaylarla ilgili olarak da epik şiirler yazılır. Bunlardaki olay da yazan da bellidir. Oluşma aşamasında yazıya geçtiği için, artık yapıları değişmeyecektir. Böyle epik şiirlere “yapay epik” denir. Tasso’nun Kurtarılmış Ku­düs’ü, J. Milton’nun Kaybolmuş Cennet’i, yakın dö­nem şairlerimizden Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Üç Şe­hitler Destanı yapay epik şiirlere örnek gösterilebilir.
KUVAYI MİLLİYE – Altıncı Bab -İnönü Meydanı, yavrum, Rüzgâr,
Soğuklar insanı arı gibi haşlıyor.
Zemheriler bitti diyelim,
Hamsin ya başladı, ya başlıyor.
Muharebe beş gün beş gece sürdü.
Kan gövdeyi götürdü.
Ve nihayetinde
Düşmanlar karın üstünde
Top arabaları, sandıklar dolusu konyak,
Altı kamyon bıraktılar.
Sonra, kaçarlarken, yavrum,
Köyleri, köprüleri yaktılar…
Nazım Hikmet Ran
ANTEPLİ ŞAHİN
Ben Anteplîyim, Şahin’im ağam.
Mavzer omuzuma yük.
Ben yumruklarımla dövüşeceğim.
Yumruklarım memleket kadar büyük.

Bu kaçıncı kurşundur, bu kaçıncı bismillâh Bu kaçıncı ölüdür?
Bir türkü söylenir siperlerde her sabah Vurun Antepliler namus günüdür!
Yavuz Bülent Bakiler Köroğlu’yum medhim merde yeğine Koç yiğit değişmez cengi düğüne Sere serpe gider düşman önüne Ölümü karşılar meydan içinde
Köroğlu
Dadaloğlu’m bir gün kavga kurulur, Öter tüfek davlumbazlar vurulur. Nice koç yiğitler yere serilir, Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.
Dadaloğlu
Tarihin dilinden düşmez bu destan Nehirler gazidir, dağlar kahraman Her taşı bir yakut olan bu vatan Can verme sırrına erenlerindir
Orhan Saik Gökyay
2. Lirik Şiir
Hayal gücünün, melodinin, bireyselliğin egemen oldu­ğu duygu yüklü şiirlere “lirik şiir” denir. Lirik şiirde kişi­sellik, bireysel duygular ön plandadır. İnsanlığın ilk şi­irleri lirik niteliktedir. Lirik şiirlerde musiki, yani ahenk de önemli yer tutar. Aşk, ayrılık, ölüm, sevgi gibi tema­lar ağırlıklı olarak işlenir. Lirik şiirlerde mantık değil, duygu ön plandadır.
Lirik sözü eski Yunan kültürüne dayanır. Eski Yunanda “Lyr (lir)” bir sazın adıdır. Şairler bu saz eşliğinde şiir­ler söylerlerdi. Lirik şiir, başlangıçta bu saz eşliğinde söylenen şiirler için kullanılmıştır. Grek medeniyetinde Alcaeus, Sapho ve Anacreon lirik şiirler yazmıştır.
Türk edebiyatında da İslamiyet’in kabulünden önceki sözlü edebiyat devrinde “baksı – şaman – kam” adı ve­rilen kişiler, kopuz eşliğinde şiirler söylerlerdi. Daha sonraki çağlarda halk edebiyatında saz eşliğinde şiir söylenmiştir.
Halk edebiyatında koşma, semai, ağıt; Divan edebiya­tında da gazel, şarkı, mersiye, murabba gibi türlerde li­rik nitelikler görülür.
AYRILIK GÜNÜ
Ayrılığın bir ağrıdır vurur şakaklarımda Ve büyür gözlerimde bir okyanus kadar Derinden ses verir içimde bir tel Sonra, birdenbire kırılır, kopar

Dolaşır birbirine yorgun ayaklarım
Ellerimi koyacak bir yer bulamam
Nereye gitsem, en koyusu acıların
Ne yana baksam, çıldırtan bir akşam
Ümit Yasar Oğuzcan

ŞEHRİN ÜSTÜNDEN GEÇEN BULUTLAR
Bakıp imreniyorum akınına
Şehrin üstünden geçen bulutların,
Belki gidiyorlar yakınına
Rüyamızı kuşatan hudutların.

Biz de hafif olsaydık bir rüzgardan,
Yer alsaydık şu bulut kervanında,
Güzel’e ve Yeni’ye doğru koşan Bu sonrasız gidişin bir yanında;
Ahmet Muhip Dıranas
ANLATAMIYORUM
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Göz yaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum
Orhan Veli Kanık

3. Didaktik Şiir
Okuru bir konuda bilgilendirmek, ona bir şeyler öğret­mek amacıyla yazılmış şiirlere “didaktik şiir” denir. Di­daktik sözcüğü, eski Yunandaki “öğreniyorum” anla­mına gelen “didaska” kelimesinden gelir. Didaktik şiir­lerin temeli düşüncedir. Öğretici niteliği bulunan, bir konuda bilgi veya öğüt veren şiirlerdir bunlar. Eski Yu­nanda Hesiodos en eski didaktik şiir yazarı olarak bili­nir. Latin şairi Lucrecius, felsefi görüşlerini ve Vergilius da yurtseverlik duygusunu aşılamak için bu tür şiirler yazmıştır.
Edebiyatımızda da şairler didaktik türde şiirler yazmış­lardır. Yusuf Has Hacib’in “Kutadgu Bilig”, Edip Ahmet Yükneki’nin “Atabetü’l – Hakayık”, Nabi’nin “Hayriyye” ve “Hayrabat” adlı eserleri, Sümbülzade Vehbi’nin “Lütfiyye” adlı manzum eseri buna örnektir. Tanzimat Döneminde Ziya Paşa, Servet-i Fünun Döneminde Tevfik Fikret, didaktik şiirler yazmıştır. Millî Edebiyat Döneminde didaktik şiir öne çıkmıştır. Ziya Gökalp’in birçok şiirinde didaktizm ön plandadır. Mehmet Akif Ersoy da dinî-didaktik manzum hikâyeler yazmıştır.
İKİ KAVGA
Bu dünyada kavganın bir türlüsü değil
İki türlüsü vardır. İnsan birini tanıdı mı över
Öteki ayıplanmalı; ruhları ayrıdır onların =
Biri cengi ve öldürücü savaşı türetir |
O fenasıdır. Hiçbir ölümlü sevmez onu; ancak zorla ^
Gel bakma kimseye hor,
Halkı yorma kendin yor.
Yıkmak için çok düşün,
Yıkmak kolay yapmak zor.
Anonim
TÜRKÇESİZ
Önce türkülerimizi öğren
Seni büyüten ninnilerimizi belle
Gidenlere yakılan ağıtları
Her sözün en güzeli Türkçemizde
Diline takılanları ayıkla,
Yabancı sözcükleri at
Rıfat İlgaz
NASİHAT
Kulak ver sözüme dinle arkadaş Uyma lak lak edip gülüşenlere Meşgul eder seni işinden eyler Karışırsın tembel, perişanlara
Adım at ileri, geriye bakma Bir sağlam iş tut, elden bırakma Saçma sapan sözler, hep delme takma Allah’ın yardımı çalışanlara
Âşık Veysel Şatıroğlu
Fabl
Kahramanları çoklukla hayvanlardan seçilen, sonunda ders verme amacı güden ve genellikle manzum hikâyelere “fabl” denir. Fablların kişileri çoğunlukla hayvan, bitki ve cansız varlıklardır. Ders verme amacı güdülen bu metinler kısa masalımsı öykülerdir. Ders verme amacı olduğu için fabllarda didaktik öğeler ağır basar.
Batıda ve dünya edebiyatında fabl türünün ilk örnekle­rini Frikyalı Aisopos (Ezop) vermiştir. MÖ 620-650 yıl­ları arasında yaşayan Aisopos (Ezop), baskıcı yönetim yüzünden düşüncelerini kısa hayvan hikâyeleri ile an­latmıştır. Doğuda ilk fabl örneklerine eski Hint edebiya­tında MÖ 200 yıllarında Pançatantra masallarında rast­lanır. Bu türün diğer örneği ise MS 300 yılında Beyda-ba tarafından meydana getirilmiştir. Beydaba, “Kelile ve Dinme” adlı eserini Debşelem adlı Hint hükümdarı zamanında yazmış ve ona sunmuştur.
La Fontaine, Ezop’un ve Beydaba’nın Latinceye çevril­miş eserlerinden ve yine kendisinden önce yaşamış, Phaedrus gibi şairlerden yararlanarak fabl türünde us­ta eserler vermiştir. Türk edebiyatında da bu tarz ürün­ler verilmiştir. Örneğin, Şeyhi’nin “Harname” adlı ese­rinde fabla özgü nitelikler vardır.
CIRCIR BÖCEĞİ İLE KARGA Cırcırböceği çaldı saz, Bütün yaz.
Derken kış da geldi, çattı. Seninkinde şafak attı.

Baktı ki yok hiç yiyecek, Ne bir sinek, ne bir böcek; Kalktı karıncaya gitti; Yandı, yakıldı, âh etti.

Üç beş buğdaydan ne çıkar, Gelecek mevsime kadar Bir kaç tane borç istedi: “-İnayet buyurun, dedi. Yemin billâh ederim, Eylüle kalmaz öderim.”
La Fontaine (Çev. Orhan Veli Kanık)
4. Pastoral Şiir
Kır yaşamını; çobanların hayatını, aşklarını, üzüntüleri­ni, sevinçlerini anlatan şiirlere “pastoral şiir” denir. Başlangıçta pastoral şiirler pek gerçekçi değildi, ola­ğanüstülükler vardı, efsanevi bir nitelik taşırdı. Bu şiir­lere gerçekçiliği kazandıran ilk kişi Theocritus olmuş­tur. Onun şiirlerinde kır yaşamından şairane tablolar vardır.
Pastoral şiir; söyleniş biçimine göre farklı isimler alır.
a. İdil: Şairin doğa karşısında duygulanmasını mo­nolog biçiminde anlatmasına “idil” denir. İdillerde ço­banın aşkı, yine çobanın ağzından anlatılır, monolog olduğu için, doğal olarak eglogdan daha kısadır.
b. Eglog: Şairin duygularını bir çobanla konuşuyor­muş gibi anlatmasına “eglog” denir. Eglogda çobanlar karşılıklı konuşarak kır yaşamının zorluklarını anlatırlar.
Öte yandan bir çoban öldüğünde onun arkasından ar­kadaşları ağıtlar söyler. Bunlara “eleji” denir. Bu kural­lara uygun şiirler Yunan edebiyatında Theokritos, Lâtin edebiyatında Vergilius tarafından yazılmıştır. Günü­müzde köy, kır, çoban yaşamını anlatan şiirler pastoral sayılmaktadır.
Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski yeni

Kuzular bize söyler yılların geçtiğini

Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek

Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek

Gün biter, sürü yatar ve sararan bir ayla

Çoban hicranlarını basar bağrına yayla

Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al

Diye hıçkırır kaval.
Kemalettin KAMU

Bu uçsuz bucaksız yaylalarda var olur

Elinde kavalı Önünde sürüleri ile
Kaderini güder, gütmek kaderidir çobanın

Sadece koyunlarını sular bir pınarın başında

Neye susadığını bilmez

Dönüp bakmaz yaylanın soğuk sularına Susar,

susamak kaderidir çobanın
Nazım Demirci

5. Satirik Şiir
Kişilerin veya toplumların eksik yönlerini, yanlışlarını iğneleyici bir üslupla dile getiren şiirlere “satirik şiir” denir. Satirik şiirlerde eleştiri söz konusudur. Bir kimse, bir düşünce, bir durum açık ya da kapalı biçimde, iğ­neli bir dille yerilir. Her yergide bir uyarı olduğu için öğ­retici nitelik de bulunur.
Eleştiri içerikli şiirlere, Batı edebiyatında “satir”, halk edebiyatında “taşlama”, divan edebiyatında “hiciv”, günümüz edebiyatında ise “yergi” denir. Eski Yu-nan’da Diogenes’in satirleri vardır. 18. yüzyılda Batı’da Voltaire iyi bir yergici olarak karşımıza çıkar. Türk ede­biyatında, yergi denilince akla Nefî gelir.
Geçenlerde bir derin vadide

Jean Frenon’u bir yılan ısırdı

Ne oldu dersiniz sonra?

Can veren yılan oldu.
Voltaire
Bana Tahir Efendi kelp demiş

İltifatı, bu sözde zâhirdir

Mâliki mezhebim benim zirâ

itikatımca kelp tâhirdir

Yaz olunca yayla yayla göçenler

Topuz korkusundan şardan kaçanlar

Meşe yaprağını kıyıp içenler

Rumeli Yenicesi duhan beğenmez

Aslında, neslinde giymemiş hare

İş gelmez elinden gitmez bir kare

Sandığı gömleksiz duran mekkare

Bedestana gelir kaftan beğenmez

BELLİ DEĞİL
Bir vakte erdi ki bizim günümüz,

Yiğit belli değil, mert belli değil

Herkes yarasına derman arıyor,

Devâ belli değil, dert belli değil.
Ruhsati

Adalet kalmadı, hep zulüm doldu,

Geçti şu baharın gülleri soldu,

Dünyanın gidişi acayip oldu,

Koyun belli değil, kurt belli değil.

6. Dramatik Şiir
Manzum tiyatrolardaki şiire “dramatik şiir” denir. Dra­matik şiirin kaynağı Antik Yunan tiyatrosuna dayanır. Bu şiir türü, eski Yunan’da Bağ Bozumu Tanrısı Diony-sos adına düzenlenen törenlerde ortaya çıkmıştır. Dra­matik şiirin ilk iki türü olan tragedya ve komedya klasi-sizm akımının etkili olduğu devirde yeniden canlan­mış, 19. yüzyılda romantizm akımına bağlı sanatçıların klasisizmin katı kurallarını yıkmasıyla birlikte dram doğmuştur.
Dramatik şiirlerde konu tiyatro gibi canlandırılır okurun gözünde. Eski Yunan’daki tragedyalar ile başlayan dramatik şiir, günümüzde manzum tiyatrolarla varlığını sürdürmektedir.
Dramatik şiir kendi içinde tragedya, komedya ve dram olmak üzere üç başlık altında incelenebilir.
Tragedya
Konusunu efsanelerden veya tarihsel olaylardan alan, acıklı sonuçlarla bağlanan manzum tiyatro eserlerine tragedya denir. Tragedyada yaşamın acı verici yönleri, belli kurallar içinde sahnede yansıtılır.
Klasik tragedyanın genel özellikleri şunlardır:
Manzum olarak yazılır.
Beş perdeden oluşur.
Klasik bir dil ve üslupla yazılır.
Yaşamın acıklı yönleri yansıtılır.
Anlatımda bayağı sözlere yer verilmez.
Konular tarihten ya da mitolojiden seçilir.
Erdem, ahlak ve ölçülü olma her şeyin üstündedir.
Öldürme, yaralama, vurma gibi kötü olaylar sah­nede gösterilmez.
Eski Yunan ve Latin medeniyetine yönelme görülür.
Kahramanlar, tanrılar, tanrıçalar gibi olağanüstü varlıklar ya da krallar, kraliçeler gibi soylu, seçkin kişiler arasından seçilir.
Üç birlik kuralına uyulur.
Bir eserde mekân, zaman ve olay birliğinin bulun­masına “üç birlik kuralı” denir.
⦁ Zaman birliği: Eserin konusu yirmi dört saat için­de geçer.
⦁ Yer birliği: Eserdeki olayın baştan sona kadar ay­nı yerde geçmesidir.
⦁ Olay birliği: Eserin tek bir ana olay çevresinde oluşmasıdır.
Klasik tragedyanın başlıca temsilcileri şunlardır:
Aiskhylos, Sophokles, Euripides; Ennius; Corneille ve Racine klasik tragedya türünde önemli yapıtlar vermiştir.
ANDROMAK III. Perde VIII. Sahne Andrpmak, Şefiz
ŞEFİZ: Hâkim olacaksınız, size söylemiştim ben, Kendi kaderinizle Yunanistan’a rağmen.
ANDROMAK: Heyhat! Nasıl netice verdi nutuklarım bak!
Bana kalan şey yalnız oğlumu suçlandırmak.
ŞEFİZ: Bu, Madam kocanıza yeter bir sadakattir; Fazla fazilet sizi bir cani yapabilir. Sevk eder uysallığa ruhunuzu o asıl.
ANDROMAK: Ona ben Pirüs’ü mü halef yapayım? Nasıl?
ŞEFİZ: Yunanlıların aldığı oğlunuz böyle diler.
Sanır mısınız bundan ruhlar üzgündürler,
Muzaffer bir kralı, Madam hor görmek neden?
Sizi cetlerinizin sırasına yükselten,
Galiplerinizi hep çiğneyen uğrunuzda,
Yâd etmeden babası Aşil olduğunu da,
Kendi zaferlerini boş sayan, inkâr eden…
Racine

Komedya
Yaşamın gülünç yanlarını konu alan manzum tiyatro türüne komedya denir. Komedyada güldürürken dü­şündürme ve doğruyu buldurma amaçlanır.
Klasik komedyanın genel özellikleri şunlardır: -> Manzum olarak yazılır.
Konular, çağdaş toplumdan, günlük yaşantıdan alınır.
Yaşamın gülünç yönleri yansıtılır.
Toplumsal çelişkilerin gülünç yanları vurgulanarak düşündürme amaçlanır.
Kişiler genellikle halkın arasından seçilir.
Öldürme, yaralama, vurma gibi acı verici olaylar sahnede izleyicinin gözü önünde canlandırılır.
Anlatımda soyluluk aranmaz, her türlü söze yer verilir.

Eski Yunan ve Latin medeniyetine yönelme görülür.
Birbiri ardınca kesintisiz sürüp giden diyalog ve koro bölümlerinden oluşur.
Üç birlik kuralına uyulur.
Klasik komedyanın balıca temsilcileri şunlardır:
Aristophanes, Menandros, Terentius, Plautus ve Moli-ere klasik komedya türünde önemli yapıtlar vermiştir.
İKİZLER
II. Perde II. Sahne
Cylindrus, II. Menaechmus, Messenio MENAECHMUS: Tanrılar yardımcın olsun!
Demek tanıyorsun sen beni!
CYLİNDRUS: Seni tanımayacağım da kimi tanıya­cağım yahu! Öteki konuklar nerede?
MENAECHMUS: Öteki konuklar mı? Onlar da kim?
MESSENİO: Kim olacak? Senin asalak.
MENAECHMUS: Benim asalak mı? (Messino’ya) Belli, kaçık bu adam!
MESSENİO: (Menaechmus’a yavaşça)
Ben sana bu şehirde sürü sürü edepsiz vardır demedim mi?
MENAECHMUS: (Cylindrus’a)
Kimmiş bu adam?
Adı neymiş onun?
Plautus

Dram
Yaşamın acıklı ve gülünç yönlerini bir arada yansıtan tiyatro türüne dram denir.
Dramın genel özellikleri şunlardır:
Hem şiir hem de düz yazı biçiminde ya da şiir ve düz yazı karışık olarak yazılabilir.
Kişiler halkın her kesiminden seçilebilir.
Yaşamın gülünç ve üzücü yönleri birlikte yansıtılır.
Perde sayısı yazarın isteğine bağlıdır.
Üç birlik kuralına uyma zorunluluğu yoktur.
Konular günlük yaşamdan ya da tarihten seçilebilir.
Öldürme, yaralama, vurma gibi üzücü olaylar sah­nede gösterilir.
Eski Yunan ve Latin medeniyeti yerine ulusal de­ğerlere yönelme görülür.
Dramın başlıca temsilcileri şunlardır:
W. Shakespeare, Goethe, Schiller, V. Hugo dram tü­ründe önemli yapıtlar vermiştir.
HERNANİ
II. Perde III. Sahne
Don Carlos, Dona Sol, Hernani
HERNANİ: (Hareketsiz, kolları hep çapraz ve kıvıl­cım saçan gözleri krala dikili)
Tanrı şahidim hani!
Onu gökte ararken yerde buldum.
DONA SOL: Hernani, kurtarın beni ondan!
HERNANİ: Merak etme sevgilim…
DON CARLOS: Bizimkiler ne oldu? Bu çeribaşını kim bıraktı buralara?
(Seslenerek) Hey Monterey!
HERNANİ: Dostlarımın
Emrinde dostlarınız! Boşuna çağırmayın
Onlan… Gelseler de üç kişiden ne çıkar?
Her biri dördünüze bedel altmış yiğit var
Beride… Kozumuzu aramızda bölüşsek
Daha iyi olacak. Olur şey değil, demek
Bir genç kıza saldırmak hükümdarlık şanından…
Biz de zannederdik ki beyinsiz ve kaltaban Kimselerin karıdır böyle şeyler… DON CARLOS: (istihfafla gülümseyerek)
Yüzünüz var doğrusu… İtiraz ne haddime Sayın haydut efendi…

siir_cesitleri