Roman Karşılaştırması

Roman Karşılaştırması

Kitap Karşılaştırması

Ahmet Altan – Isyan Günlerinde Ask
Oya Bardar – Sicak Külleri Kaldi

Içindekiler :

1) Yazarlarin Yasamlari

2) Karakter Tahlili

3) Roman Özetleri

4) Karsilastirma

5) Sonuç (Elestirel)

6) Kaynakça

Ahmet Altan

Ahmet Altan, 1950 yılında doğdu. Orta ve lise öğrenimini çeşitli okullarda dolaşarak tamamladıktan sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne devam etti, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi. Yirmi dört yaşında gazeteciliğe başladı. Gece muhabirliğinden, genel yayın müdürlüğüne kadar gazeteciliğin hemen hemen bütün kademelerinde çalıştı. 1987 yılında köşe yazarı oldu, 1990’da genel yayın müdürüyken gazeteciliğe ara verdi. Çeşitli televizyon programları hazırladı. Birçok yazısından dolayı yargılandı ve 1995 yılında bir buçuk yıl hapse mahkum edildi. İlk romanı Dört Mevsim Sonbahar 1982’de yayınlandı. 1985’te yayınlanan ikinci kitabı Sudaki İz, toplatıldı ve müstehcenlikten yargılanarak mahkeme kararıyla yakıldı. Üçüncü romanı Yalnızlığın Özel Tarihi 1991’de basıldı. Dördüncü romanı olan Tehlikeli Masallar 1996 Ekiminde yayınlandı ve rekor sayılacak baskı sayısına ulaştı. Deneme kitapları Geceyarısı Şarkıları 1995’te, Karanlıkta Sabah Kuşları 1997’de basıldı. Ahmet Altan’ın 1998’de yayınlanan romanı Kılıç Yarası Gibi, 1999 yılı Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandı.

Oya Bardar

Oya Bardar, 1940’da İstanbul’da doğdu. Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesinin son sınıfında yazdığı ‘Allah Çocukları Unuttu’ adlı gençlik romsnı nedeniyle neredeyse okuldan atılıyordu. 1964’te İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Aynı yıl bu bölüme asistan olarak girdi. Türkiye’de İşçi Sınıfının Doğuşu konulu doktora tezinin Üniversite Profesörler Kurulu tarafından iki kez reddedilmesi üzerine, öğrenciler olayı protesto için üniversiteyi işgal ettiler. Bu olay ilk üniversite işgali eylemi oldu. Daha sonra Ankara Hacettepe Üniversitesine asistan olarak girdi. 1971’deki 12 mart askeri müdahalesinde sosyalist kimliği nedeniyle okuldan ayrıldı. 1972-1974 arasında Yeni Ortam, 1976-89 arasında Politika gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. 12 Eylül 1980 askeri müdahelesinde yurtdışına çıktı. 12 yıl Federal Almanya’da sürgünde kaşdi. Burada sosyalist sistemin çöküşünü yakindan izledi. 1991 – 93 yillarinda yazdigi eserlerle, Sait Faik Öykü, Yunus Nadi Roman ödüllerine layik görüldü.

Karakterler:

Gerek “Isyan Günlerinde Aşk”, gerekse “Sıcak Külleri Kaldı” romanlarında karakterler belirgin özelliklerle anlatılmış. Ahmet Altan, hikayesinde birçok karaktere yer verirken, Oya Bardar bir karakterin çevresinde gelişen olaylara deyindiğini görüyoruz.

Ahmet Altan – İsyan Günlerinde Aşk

Osman; insanların deli sandığı, ölü büyükleriyle konuşan, onların sırlarını, ilginç hayatlarını paylaşan ve bundan büyük bir haz duyan, sıradan biri ve aynı zamanda günümüzde yaşıyor. Kitabın en başında, romanın baş karakteri gibi görünmesine rağmen, anlıyoruz ki, Osman, sadece bizlere Meşrutiyet Osmanlısında, tarih kitaplarına girmeyen coğu hikayeyi, ölü dostlarından dinleyip bizlere aktarıyor. Osman, büyükbabası ve büyükannesi etrafında gelişen olayların merkezi olduğu, aynı zamanda saraydan paşalara, hacı hoca takımından şeyhlere uzanan, 31 vakası öncesi ve sonrası etkilerini aktarıyor.

Mehpare Hanım; Osman’ın büyükannesi, güzelliği kadar zevke olan düşkünlüğüyle diğer karakterlerin yaşamlarını etkiliyor. Önce Şeyh, Hüseyin Hikmet Bey ve en son sevgilisi Konstantin’le olan bütün birlikteliklerinde son derce bencil, sorumsuz fakat hanfendiliğinden çoğu zaman ödün vermeyen bir kişiliği var. Diğer karakterlerin hem hayran oldukları hem çekindikleri hem de tiksindikleri bir karakter, Mehpare hanım. Şeyh Efendiden bir kızı, Rukiye, ve Hikmey Beyden bir oğlu, Nizam, var.

Konstantin, Mehpare Hanım’ın Yunan sevgilisi, oldukça hoş görünümlü genç bir yunan olarak veriliyor. Olaylara pek etkisinin olmamasıyla birlikte, Mehpare Hanım’ın bütün eşleri gibi ilk başta onu etkilemeyi başarmış fakat daha sonra sıkılması sonucu Mehpare Hanım tarafından terk edilmiş.

Hüseyin Hikmet Bey, Padişah’in doktoru Reşit Paşa’nin oglu, karşimiza ilk olarak Mehpare Hanim’in terkettigi kocasi olarak çikiyor. Karisinin kendisini terkinden sonra, yikilmiş bir şekilde Istanbul’a dönmesini, intihar girişimi izliyor, fakat bunda da başarili olamayinca kendine güvenini tamamen kaybediyor. Tam bir beyefendi olan Hikmet Bey, çevresindeki insanlardan ve ortamdan oldukça rahatsiz. Mehpare Hanim’a hala içten içe hayran olmasina karşin unutmaya çalişiyor, ve yeni insanlar taniyor. Babasinin görüşlerine karşi, ittihat terakkicilerle önceden bir bagi olmuş fakat anlamsiz buldugu için ilişkilerini en aza indirmiş.

Hediye, Hikmet Beye babasindan hediye edilen cariye. Kendisinden pek ayrintili bahsedilmiyor, fakat Hikmet Beye aşik. Hikmey Beyin Dilevser Hanimla evlenmesi üzerine intihar ediyor.

Mihrişah Sultan, Hikmet Beyin annesi. Fransa’da yaşiyor, kendisinden Prenses diye bahsediliyor, dillere destan bir güzellige sahip, ve zevk düşkünü tipki eski gelini gibi. Hikmet Beyin babasi Reşit Paşa’dan ayrildiktan sonra, Fransa’ya yerleşmiş ve orada hayatini yaşiyor. Hikmet Bey Mehpare Hanim’dan ayrilinca, Mihrişah Sultan torunlarina bakma görevini üstleniyor, ve bundan çok büyük zevk aliyor.

Reşit Paşa, Hikmet Beyin babasi, ayni zamanda Padişah’ın doktoru ve dostu. Mihrişah Sultan’a hala aşik, fakat bunu fazla belli etmemeye çalişiyor. Padişahla arasi çok iyi, hatta sürgüne de onun yaninda gidiyor. Iyi bir doktor, bir beyefendi, fakat oglunu anlamak için çaba harcamiyor.

Rukiye, Mehpare Hanim’ın Şeyh Efendiden olma kızı. Huy ve tip olarak Şeyh Efendiye çok benziyor. Annesini terkettiği için babasına, üvey babasını terk ettiği için annesini kırgın. Mihrişah Hanım ve Nizem’la yaşamaktan rahatsiz, ve bir arayiş içinde. Hayatindan mutlu degil, ama bunu çevresiyle paylaşmiyor. Yakinlaştigi Prof. Konçerov ve oglu Boris’i kendine çok yakın hissediyor, fakat İstanbul’a dönmesiyle onlarla da bağı kopuyor.

Nizam, Mehpare Hanım’ın Hikmet Beyden olma oğlu. Sorumsuz, hoş görünüşlü bir paşazade. Mihrişah Sultan’ın yanında yaşadığı dertsiz hayattan çok mutlu.

Şeyh Yusuf Efendi, Osmanlı’da o dönemde önde gelen Şeyhlerden. Kendisini Padişahtan, dilnecilere kadar herkes ziyaret ediyor, haci-hoca takimindan degil, ama sag kolu Hasan Efendi sayesinde bütün olup bitenlerden haberdar. Mehpare Hanim’ın ilk kocası, aynı zamanda Mihrişah Sultan’la da aralarında net olmayan bir beraberlik olmuş, ve Şeyh Efendi bu iki kadının etkisinden kurtulmuş değil. Kızı Rukiye’yi hiç tanımamış, ama bir eli hep Mehpare Hanım’ın üzerinde onları kolluyor.

Hasan Efendi, Şeyh Efendi’nin sag kolu, baş habercisi, ayni zamanda cüce küçük kiziyla evli. Bütün gün Istanbul sokaklarinda dolaşip olup biteni kolaçan ediyor, ve Şeyh Efendi’ye haber getiriyor. Sapik karisindan tiksiniyor, ama kurtuluşu yok. Güçlü, kaba bir adam.

Binnaz Hanim, Şeyh Efendinin cüce kizi. Hasan Efendiyle evli, kocasina her akşam küçük aşk oyunlari yapmaktan zevk aliyor.

Ragip Bey, başarili, disiplinli binbaşi. Şeyh Efendinin büyük kizyla evli fakat çok mutsuz. Dilara hanimla tanişmasi ve ziyaretleriyle hayatina renk katiyor. Abisi Cevat Bey gibi ihtilalci degil, sakin kuralci. Karisinin terkiyle, Dilara Hanim’a açilabiliyor fakat onun da reddetmesiyle yalniz kaliyor.

Cevat Bey, Ragıp Beyin abisi, ittihak terakkicilerden. Mustafa Kemal’le arasında gizliden gizliye bir çekişme var. Dürüst olmamasıyla birlikte, sinsi de.

Dilara Hanım, Alman asıllı ailesi tarafından Osmanlı haremine hediye edilen ve bir paşayla evliliğinden dulkalan bir İstanbul hanfendisi. Diğer kadınların aksine, devlet işlerinden anlıyor, ve erkeklerle tartısmaktan çekinmiyor. Akıllı ve cesur bir kadın. Ragıp Beyin kendisini serserilerin elinden kurtarması sonucu tanışmışlar, fakat ‘yuva yıkan kadın’ damgasından hoşlanmadığı gerekçesiyle Ragıp Beyle evlenmeyi reddetmiştir.

Dilevser, Dilara Hanım’ın kızı. İyi eğitim almış bir paşa kızı. Hikayenin ilerleyen sürecinde Hikmet Bey’le evelenen Dilevser, güzelliğiyle de konuşuluyor.

Oya Bardar – Sıcak Külleri Kaldı

Ülkü, romanın baş kahramanı, dar gelirli bir memur ailesinin kızı. Solcu görüşleri ve bu görüşlerini her zaman savunmasıyla güçlü bir karakter sergiliyor.

Roman Özetleri :

İsyan Günlerinde Aşk

“Yakın tarihimize damgasını vuran 31 Mart Vakası’nı çevresinde gelişen roman, nsanın en derinlerde saklı olan duyguları bile şaşırtıcı bir aydınlıkla gösteriyor.”, kitabın arka kapağında da dediği gibi, Ahmet Altan, bu önemli olayı farklı bakış açılarından değerlendirmiş. Osman, insanların deli sandığı, ölü büyükleriyle konuşan, onların sırlarını, ilginç hayatlarını paylaşan ve bundan büyük bir haz duyan, sıradan biri ve aynı zamanda günümüzde yaşıyor.

2001’de çıkan İsyan Günleri’nde Aşk, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki en önemli olaylardan birinin, 31 Mart olayının çevresinde gelişiyor. Altan kitabında bu olayı yaratan koşulları, olayın yaşandığı günleri, olay sonrası ülkenin, özellikle İstanbul’un geçirdiği çalkantılı, karmaşalı dönemi ustaca anlatırken, olayın perde arkasının bilinenden farklı olduğunu öne sürüyor. İsyan Günlerinde Aşk, 1909’un İstanbul’unda, 8 – 9 aylık bir süreçte, İkinci Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra başlayıp 31 Mart olayını da içine alan bir dönemde geçiyor. Tarihin ve kurmacanın dozunun başarıyla dengelendiği romanda, Osmanlı’nın karanlık ve kuşkularla çevrili bir dönemine bir kapı aralanırken, gerçek kişilerin yanı sıra çok farklı kimlikler yaratılmış. Ve o kişiler, her türlü ruh halinde kusursuzca çizilebilmiş; İsyan Günlerinde Aşk, insan kokan bir roman. Ahmet Altan, çok etkileyici insan portreleri çiziyor. Ustaca çizilmiş kişilikler ve ruh çözümlemeleri, romanın en önemli özelliklerinden biri. Ahmet Altan, her çağda büyüsünü yitirmeyen İstanbul’u da canlı bir roman kahramanı gibi romanına katmış. Güzeller güzeli Mehpare, inanılmaz etkileyiciliğiyle Şeyh Efendi, Şeyhin yıllarca görmediği kızı Rukiye, Çerkez güzeli Hediye, erkekleri kendine tutsak eden Dilara ve yakışıklı Ragıp Bey, mutsuzluğa mahkum Hikmet Bey, gencecik, toy Dilevser, kendi içinde tutarsız İttihat ve Terakki Cemiyeti, birbiriyile kavgalı alaylı ve okullu askerler ve kişiliği üzerindeki çelişkili görüşler bugün bile netlik kazanmamış bir padişah: Abdülhamit. Bütün bunlar, aşkla ve isyanla yoğrulmuş bu romanın başkişileri. Aşkı ve insanı, bu kadar derinlemesine, bu kadar etkileyici ve bu kadar isabetli bir biçimde sunan pek az yazardan biri Ahmet Altan. Tarihi gerçeklere dayanan, ama tarihi roman olmayan İsyan Günlerinde Aşk, belleklerden uzun zaman silinmeyecek.

Sonuç:

Gerek Ahmet Altan, gerekse Oya Bardar, tarhimize damgasını vurmuş olayları anlatmakta gerçekten başarılılar. Özellikle seçilen karakterler, onların iç dünyaları, çevrelerindeki olaylara etkileri, ve çevrelerinden etkilenmeleri, farklı bakış açılarıyla oldukça ilgi çekici bir şekilde verilmiş.

‘Sıcak Külleri Kaldı’da, Ülkü, Oya Bardar’ın kendisiyle çok ortak yönü olan bir karakter. Okudukları lisenin Fransız lisesi olması, ikisinin de kesin fikirli, ve fikirlerini kabul ettirmek için birçok şeyi göze almaları, Türkiye’yi terk ve sürgünleri, ve benzeri birçok olay. Oya Bardar, sanki kendi yaşadigi zorluklarin hincini almak istercesine, biraz abartarak, biraz da aşk ögesiyle bizlere, özellikle bu kuşagin fazla farkinda olmadigi, 80’lerdeki çalkantıların bütün boyutlarını göstermek istemiş. Hikayesinde, bir nevi sondan başlayıp, sürekli karakterin hatırlamalarıyla geçmişe dönmesi, bölünmelere sebep olmuş. Özellikle verdiği gereksiz ayrıntılar, okuyucunun zaten takip etmekte zorlanabileceği olayları daha çekilmez hale getiriyor. Her ne kadar bir sürükleyiciliği bulunsa da, roman, arka kapağında dendiği gibi ‘belgesel ilginçliği’ ni kaybetmeye yatkınlaşıyor, cümleler uzamaya, konu bölünmeye devam ettikçe. Objektif bir anlatım dan söz etmek biraz zor, Oya Bardar’ın, sol-sağ, çatışmasında, ne düşündüğü oldukça belli. Baş karakterlerden Arın Murat’ın hikayenin sonlarında, devletin mükemmel bir kurum olabileceği yolundaki düşüncelerinin değişmesi, her ne kadar karakteri, çok yönlü düşünür gösterse de, Oya Bardar’ın bu özellikten yoksun olabileceği yolunda sinyaller veriyor. Romanın, ‘Siyaysal Roman’ kategorisine konması çok yerinde olmuş. Oya Bardar, karakterlerin siyasi görüşlerini açıklamada yalınlığa özen göstermiş faka t hiçbir ayrıntıdan yoksun bırakmamış. Kendi kategorisinde oldukça başarılı sayılabilecek olan ‘Sıcak Külleri Kaldı’, ne yazık ki, okuduktan sonra ‘bu roman bana ne kattı?’ sorusunu yanıtsız bırakıyor. Ülkü’nün Murat’a olan aşki, bu aşki kaybetmesi, daha sonra bu aşkin meyvesini, oglunu kaybetmesi, yurdunu terketmek zorunda kalmasi, ve daha birçok farkli etkiler birakabilecek olay birarada verilmiş. Roman, siyasal roman ama ayni zamanda aşk hikayesi de oldukça baskin, buna ek olarak, bir trajediyle karşilaşiyoruz ki, aşiklar en sonunda buluşmuşken, Arin Murat ölüyor. Sonuç olarak aci ama gerçek, ‘Sıcak Külleri Kaldı’, okuyucuya, 80’lerdeki çalkantı hakkında birkaç bilgi, ve insanların yaşadıkları zorluklar – ki bu bilgiler günlük hayatta daha arka planda olan şeyler – dışında hiçbirşey katmıyor.

‘İsyan Günlerinde Aşk’ da ise Ahmet Altan, Oya Bardar’dan daha başarili bir performans sergiliyor. Adindan ve Ahmet Altan’ın yazarlığından da anlayabileceğimiz gibi, romanda insan ilişkileri ön planda.
Kaynakça:

1) ‘Sıcak Külleri Kaldı’, roman, Oya Bardar, Can Yayınları

2) ‘İsyan Günlerinde Aşk’, roman, Ahmet Altan, Can Yayınları

3) ‘www.canyayinlari.com’, Ahmet Altan yaşam hikayesi

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir