Kapalı Çarşı Ne Zaman Hangi Amaçla Yapıldı?

KAPALIÇARŞI

   Kapalıçarşı doğu ile batı arasındaki ticaretin merkezi olma yolunda çok önemli bir yer olmasından dolayı 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında inşa edilmiştir. 1492’de İspanya’da engizisyona uğrayan Musevileri İstanbul’a yerleştiren Sultan 2. Bayezid’dir. Bu zümrenin içinde mücevher ticaretini iyi bilen kimselerin olması beklenir. Elbette kendileri de kuyumcu olan Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’da bu mesleğin gelişmesi için desteklemiştir. Ehl-i Hıref Cemaati’nin kuyumculuk konusundaki tasarımlarının, hem bir yaratıcılık ortamı hem de bir hassas teknoloji gereği olmak çok büyük bir yeri ve önemi olduğu görülür. Nitekim, Topkapı Sarayı’ndaki olağanüstü ustalık eserleri, gerek sahip oldukları teknolojik özellikleri, gerekse çok yönlü tasarım nitelikleriyle, sadece yapıldığı dönemler için değil, günümüzde bile şaşırtıcı etkinliklerdir.

   Ancak bir başka açıdan bakılırsa, bu olağanüstü ürünlerin sadece maddi özellikleriyle teknoloji bakımından çarpıcı olmadıkları görülür. Bu eserlerin bir kısmının hiç kuşkusuz büyük maddi değerleri vardı. Ama bunun yanı sıra Osmanlı kimliğinin bir ürün olarak yaratıldığı  Topkapı Sarayı’nda, diğer tekniklerin yanı sıra çok özel kuyumculuk tasarımları da yaratılmıştı. Hiç kuşkusuz, bu ürünler tarihte kalıcı ve etkili bir iz sağlaması için saray tarafından önemle desteklenmişti. Ehl-i Hıref Cemaati’nin kuyumculuk konusundaki tasarımlarının, hem bir yaratıcılık ortamı hem de bir hassas teknoloji gereği olarak çok büyük bir yeri ve önemi olduğu görülür. Nitekim, Topkapı Sarayı’ndaki olağanüstü ustalık eserleri, gerek sahip oldukları teknolojik özellikleri, gerekse çok yönlü tasarım nitelikleriyle, sadece yapıldığı dönemler için değil, günümüzde bile şaşırtıcı etkinliklerdir.

   Ancak bir başka açıdan bakılırsa, bu olağanüstü ürünlerin sadece maddi özellikleriyle teknoloji bakımında çarpıcı olmadıkları görülür. Bu eserlerin bir kısmını hiç kuşkusuz büyük maddi değerleri vardı. Ama bunun yanı sıra Osmanlı kimliğinin  bir ürün olarak yaratıldığı Topkapı Sarayı’nda, diğer tekniklerin yanı sıra  çok özel kuyumculuk tasarımları da yaratılmıştı. Hiç kuşkusuz, bu ürünler tarihte kalıcı ve etkili bir iz sağlaması için saray tarafından önemle desteklenmişti. Aslına bakılırsa kuyumculukta, hem kullanılan malzemenin değerli oluşu hem de o dönemin sınırlı üretim olanakları içinde bu malzemeyi işleyip üretmenin zorlukları vardı. İşte bu zorlukların aşılması için kuyumculuk sanatına ve tekniğine özel bir önem verilmişti. Unutmamak gerekir ki tarihin her döneminde kuyumculukta malzeme ve teknoloji, işin en pahalı yanıdır. Hiç kuşkusuz Osmanlı İmparatorluğu da, kendi ürün kimliğini böyle bir özel teknoloji ile destekleyebilmek için Kapalıçarşı ve çevresindeki etkili bir düzenlemeyi gerekli görmüştü. Bu konudaki çok önemli bir kaynak, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın  Osmanlı Sarayı’ndaki Ehl-i Hıref defterleri hakkında çalışmalarıdır. Bu kaynaktan, “Ehl-i Hıref Cemaati” ustaların döneminin ileri teknolojisi olan ürünlerinin taşıdığı dönemin ileri teknolojisi olan ürünlerin taşıdığı önemi görebilmek için, Kanuni Sultan Süleyman’a Ramazan Bayramı’nda sunulmuş olan ürünlerin listesini değişik yönlerden değerlendirmek gerekir.

   Yine 1551 yılı Ehl-i Hıref ustalarına yapılan ödemelerde bazı kuyumcu ustalarının isimleri ve aldıkları ödemeler görünür.  Buna göre “Kuyumcu başı 3000, zernişancı İsmail 2500, zernişancı Nurullah 2500, kuyumcu Maksud Ali 2000, zernişancı Ahmed 2000, kuyumcu Emir Hasan Şerif 1500, zerduz Hem dem 1000, zernişancı Mesut 1000, ve zernişancı Mirim 800. Bu sıralama değerlendirilirse, Ehl-i Hıref düzeninin amacı ve desteklenmesinin de anlamı  ortaya çıkar. Ama bir başka şey daha ortaya çıkar. Yukarıda sıralanan kuyumculuk mesleğinin çok büyük bir çoğunluğu ya Kapalıçarşı ustasıydı; ya da bu hünerli üretim Kapalıçarşı’nın yakın çevresinde gerçekleştiriliyordu.” Zerger Maksud Ali’nin Yavuz Sultan Selim’in İran seferinden sonra saraya gelen kuyumculardan olduğu anlaşılmaktadır.

   Topkapı Sarayı teşkilatı içinde yer alan Ehl-i Hıref topluluğu zaman içinde değişik evreler geçirmiştir. Örneğin 16. Yüzyılda saray nakkaşlarına pek çok önemli görevlerin düşmüş bulunduğu anlaşılıyor. Ancak yine de bu ustalar organizasyonunda sabit ve katı bir organizasyon yapısından çok, ihtiyaçlara göre kolayca değişebilen bir düzen bulunduğu, belgelerden izlenebilmektedir. Bu belgelerden örneğin 16. Yüzyılın son çeyreğinde nakkaşların sayısının hızla arttığı görülüyor. Ancak Kanuni Sultan Süleyman döneminde, aylık ücret alan ve belirlenen görevlerin üstünde bir görev olan Nakkaşbaşlığın kaldırdığı da dikkat çekmektedir. Bu topluluğun 16. Yüzyıl sonlarında, 17. Yüzyıl başlarında da varlığını sürdürmüş bulunduğu, ancak sayısının gittikçe azalmasıyla orantılı olarak sadeleştiği görülür.