Halk Edebiyatının Başlangıcı

İslam medeniyeti etkisine girmeden önceki ilk devre Türk Edebiyatı’nı, orta devre halk edebiyatının kökü kabul etmek gerekir. Bu devrede kalan örnekler, yeterince çok değilse de ortak özellikler bakımından sonraki halk şiirinin bütün niteliklerini taşır. Düşünüş, duyuş ve anlatış bakımından yabancı etkilere kapılmamış, dili katıksız Türkçe olan bu ilk örneklerin hepsi, Türkçe’nin tabii yapısına uygun gelen hece vezni ile söylenmiş, ağızdan ağıza yaşanmış ortaklaşa eserlerdir.Divanü Lügat-it-Türk’te rastlanan örneklerle tarih ve toplumbilim araştırmaları, ilk devre Türk Edebiyatı’nda kam, baksı, oyun, şaman, ozan gibi adlar alan ilk şairlerin, aynı zamanda kopuz çalan birer müzik sanatçısı olduklarını; hekimlik, büyücülük gibi görevleri de yüklendiklerini, şölen, sığır, yuğ törenlerinde görev aldıklarını göstermektedir. Turfan kazılarında Çuçu, Aprınçur Tigin, Kül Tarkan, Ki-Ki, Çısuya Tutung, Asıg Tutung, Sungku Seli Tutung, Kalım Keyşi gibi sanatçıların birer ikişer şiirleri ele geçmiş, çeşitli çevre ve ağızlarda koşug, kojan, takşut, ır, yır, şilok, kavi, başık gibi adlarla anılan nazım biçimlerine rastlanmıştır. Genellikle nazım biçimi, sonraki halk şiirinde olduğu gibi dörtlüklerdir. Uyaklar ise kolay bulunan yarım benzerlikler şeklindedir. Göktürk yazıtları dışında mensur metin ele geçmemiştir. Yaşadıkları hayat gereği zengin bir destan edebiyatı yaratmış olması gereken Orta Asya Türklüğünün adları ve konuları bilinen destanları, ilk biçimleriyle ele geçmemiştir.