Göbeklitepe’nin Karakteristik Nitelikleri

Dağ -Tepe Kutsallığı

Göbeklitepe’yi inşa eden gruplar ulaşılması güç bir noktayı tercih etmişti. “Bölgenin yüksek bir dağ silsilesinin üzerinde inşa edildi Göbeklitepe.” Tüm inşa zorluklarına karşın bu bölgenin ilgi çekici niteliği yakınlardaki taş kaynaklarının ötesinde ilkel kültürler için kutsal kabul edebileceğimiz bir doğal unsurlara ilişiklik taşımasıydı.

  1. Dağ ve tepe kültü tüm dünya coğrafyasına öylesine yayılmıştır durumdadır ki benzer kaygıların ve dinsel hassasiyetlerin iznini sürebiliyoruz.
  2. Musa’nın Tanrı ile görüştüğü dağ, Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği tepe ve yine Tanrı katına çıktığı zeytinlik Dağı, Hz. Muhammed’in miraca yükseldiği yer ve dünyanın herhangi bir yerinden cennetten daha yakın olduğu söylencesi…
  3. TEPELER ve yükseltiler, kesin bir biçimde ilk insan toplulukları için kutsaldır ve bunlara nerede rastladıysak bir geçiş sembolü olarak işlev görmektedir.
  4. Büyük olasılıkla yaşam ve ölüm arasındaki çizgidir daha da önemlisi insan ve insan üstü varlıklar arasındaki ilişki bu öğeler aracılığıyla kurulur.
  5. HAYVAN FİGÜRLERİ: Hayvan figürleri sembol değildir. Figüratif çizimlerle semboller arasında kategorik farklar bulunuyor.
  • Bu çizimlerin burada bulunma nedeni arketipseldir. Bu Platon felsefesindeki ideaların karşılığıdır. Bu kavramın yaygın kullanımını C. G. Jung’da rastladık. Bunlara dünyaca ünlü dinler tarihçisi M. Eliade “ilk örnekler” ismini veriyor. Bir türün soyut düzlemdeki ilk örneğini temsil ediyorlardı. Bu çizimlerin temel misyonu türün temsilcisi olmasıdır.
  • Çizim kesin biçiminde gerçek varlığın temsilidir. Buna benzer figürler Mağara duvarlarına da resmedilmişti. Burada üzerine zıpkın saplanmış ya da toplu halde resmedilen bizonların av büyüsünün parçası oldukları biliniyor. Rivers’in değindiği gibi ilkel kültürlerde büyü için canlandırılan sahne açıkça gerçekle bağlar taşır…
  • Göbeklitepe alanındaki hayvanların yüzü tören alanında dönük şekilde resmedilmişlerdir. Ve büyük bir olasılıkla türün “merkezde” gerçekleşmekte olan olayı “izlemekte” ya da seyretmekte olduğunu gösterir. Burada bölgede yaşayan tüm canlı türlerinin izlemesi gereken, önemli bir olay gerçekleşmektedir.

Yılan Sembolizmi: Figüratif çizimler yılan gibi sıklıkla başvurulan bir çizimde sembol olarak düşünülmüş olabilir. Çünkü yılanın eski kültürler için yeniden dirilme  – yaşam verme gücü ve ölüleri diriltme gücü vardır. Tören alanında yılanın bilinçli biçimde fazla şekilde çizildiğini görüyoruz.

 

TAŞ VE KAYALARIN KUTSALLIĞI

Göbeklitepe’nin karakteristiği olarak görebileceğimiz dikili taşlar ve T biçimli figürler ise taş ve kaya kutsallığı çerçevesine indirgenebilir. Ancak bundan çok daha önemlisi bunların temsil ettiği anlam idi. Kaya ve taşlar Şamanizmin kutsal öğeleriydi. Kayalar kesin biçimde çürümezliği ve kalıcılığı sembolizi ediyordu ilkel dünyada. Bu ise tüm modern tek tanrıcı dinlere uzanan bir gücün, açıkcası “RUH” fikrinin ilkel dünyadaki mecazıdır. Tensel olanın geçip gittiği ama ruhun varlığını sonsuza dek sürdüreceği yönündeki inancın izlerini çok eski dönemlere dek sürebiliriz. İnsanda ve diğer canlılarda bu temsilin odaklandığı yer kemiklerdir. Doğada ise bunlar kaya sembolizmiyle karşılanmaktaydı. Bu sebeple “kemiklerin gömülmesi” ile “kayaların gömülmesi” arasında bir ilişiklik aramak mantıksız değil. Ünlü dinler tarihçisi Prof. M: ELIADE Göbeklitepe ile de bağını kurabileceğimiz temel fikirler bildirmektedir. Bu fikirleri şu şekilde özetleyebiliriz:

 

  • Megalitlerin varlığı, ölüm sonrası varoluşa yönelik bazı düşüncelerin olduğunu gösterir.
  • Çoğunlukla ruhu öte dünya yolculuğunda korumaya yönelik törenler sırasında dikilir.
  • Ruhu, dikenlere ya da ölümlerinden sonra kendileri için anıt dikilen kişilere ölümden sonra sonsuz yaşam verirler.
  • Megalitler, ölenlerle yaşayanlar arasında mükemmel bir bağlantı sağlar.
  • Adına yapıldıkları kişilerin büyülü güçleri ebedileşir, böylece insan, hayvan ve mahsulun bereketini sağlar. Bu atalar tapınımı ile, özellikle kozmik döngüde işlevsellikleri bağlamında, iç içedir.

DİKİLİ TAŞLAR

Ölümsüzlüğün toplayıcı avcı topluluklar için en bilindik sembollerinden biri de “ağaçlardır, Ölme ve yeniden dirilme, tarım topluluklarının toprak ve bitki kültürüyle kurdukları sistematik ilişki öncesinde “ağaçlar” ile ilişki kurularak açıklanmıştı. Orta Asya toplumlarında “ölüleri ağaçlara asan” ve “sonrasında kemikleri toplamak üzere geri gelen göçebelerden bahsetmişti J.P. Roux. Bir süre sonra ağaçlar, kendilerine emanet edilen kişilerin “kabristanı” olarak anılır. Mezarlara ağaç dikme geleneğinin kökenleri budur. Çok geçmeden “ağacın yerini taşlar” alır. Ağaçlar “yaşam(baharla gelen)- ölüm(kışın başlayan) çevriminin” tarım topluluklarından çok öncesinde dayanan arkaik bir simgesiydi. Çok sayıda insan topluluğu, “görkemli bir ağaç” figürü içeren mitlere sahiptir ve bunlar, ayakları yerin derinliklerinde ve başı gökyüzünde, yerkürenin tüm katmanlarında yaşamaya devam eden ilahi bir düzey oluşturur. İsa’yı Tanrı halinde dönüştüren ağaç, kutsal bir tepenin zirvesinde “ölümün mutlak olmadığını” simgelemekten başka ne işe yarar? Çok daha önemlisi, bir eksen belirler ağaç ve evrensel yazgı, direk ya da ağaç, göklerin yıkılmamak için tutunduğu güç abidesi, ölülerin ve ilahi varlıkların “göğe inip çıkmak için kullandığı” merdivendir adeta. . .

 

“… Ve Yakup Beer- Şebadan çıktı” diye anlatır Tekvin kitabı. . . İshak’ın, ağabeyi Esavyerine yanlışlıkla Yakub’u kutsamasının hemen sonrasıydı. Haran’a doğru ilerlemektedir.

“Bir yere erişip orada geceledi. Çünkü güneş batmıştı ve yerin TAŞ’larından birini alıp başı altında koydu, ve o yerde yattı. Ve rüya gördü ve işe yer üzerine bir merdiven dikilmiş ve başı göklere erişmişti ve işe Allah’ın melekleri çıkmakta ve inmekte idiler” Nerede, gökyüzüne uzanan bir sütun varsa-taş ya da ağaç- orada gökyüzüne inen ve çıkan varlıklar vardır o halde. Şaman’ın gökyüzünün ve yeryüzünün ruhlarıyla ilişki kurma adına, tören alanının tam merkezinde canlandırdığı sembolik sırık-ya da tahtanın değeri de buradadır. Çok daha önemlisi, “ölüm” ve “cenaze” törenlerinde kullanılan ağaç, direk ya da mezar taşı gibi dikitlerin-ki buna “dumanıyla gökyüzüne doğru sütun oluşturan bir ateş de” dahildir, “ölenin öte dünyaya ulaşmak için tırmanmasını sağlayan” şeydir.

T BİÇİMİ NE ANLAMA GELİYOR?

Dikilitaşların ölülerden ata tapınımı yaratma ya da kişiyi tanrısal varlıklarla ilişkili kılmak gibi misyonlarını vurguladıktan hemen son “T” biçiminin bir anlamının olup olmadığını sorgulamaya başlayabiliriz. T biçimi günümüzde yaşayan modern ilkeler ve Tek Tanrılı dinlere uzanan anlamların da doğruladığı üzere “fedakar kurtarıcı”, kahraman”, kendini toplum için feda eden kişi ya da “kurucu ilk atanın” sembolü olarak okunmalıdır. Ölen ve yeniden dirilen Tanrı mitolojisine nerede rastlasak, ona mutlak bir anıt teşkil eder. Bu kesin biçimde HAÇ işaretidir. Augustu Le Plongeon gibileri, “haç tapıncının kökenlerinde” adına Güney Haçı denilen takım yıldızlarının gözükmesinin hemen ardından başlayan “yağmurlar” ve gelen bereketle ilişkinse değinirken, işlevsel bir açıklama sunmaktadır. Kesin olan “haçın” gözükmesiyle birlikte, doğanın kendini yenileyen gücü, mahsulü ve bereketi sağlayan güvün de kendini hissettirmesidir. Bu fikrin günümüz dünyasındaki en bilindik örneği İsa Mesihtir ve sembolü açık bir biçimde “HAÇ”tır. Hıristiyan teolojisinde İsa, bir kefaret üstlenicidir. İlk günah vesilesiyle yıkıma sürüklenmiş insanlığa Tanrı’nın duyduğu öfke, kendini feda eden kurtarıcı ile son bulacaktır. İsa açık bir biçimde selamet getiren “kurbandır” Ölen ve yeniden dirilen Tanrı mitolojisine nerede rastlasak, ona mutlak bir anıt teşkil eder. Bu kesin biçimde HAÇ işaretidir.

“Haç” figürünün eskiliğine dikkat çekmişti.”Hıristiyanlık öncesi zamanlarda ve Hıristiyan olmayan toplumlarda haç kullanımı neredeyse evrenseldir. . .” der Macall Fallow ve ekler “Hemen her örnekte bir doğa tapıncıyla ilişkilidir. Özellikle paleolitik ekicilerde bilim insanlarının “kralların ve hükümdarların” katledilmeleri mevzusunu incelemeye iten sorun, “bitki hasadında” yaşanan problemler-kuraklık ya da kıtlık dönemleri- olmalı. Bu sorunları aşmak için toplum için büyük önem taşıyan kişilerin “belli zamansal periyotlarla” ritüelik ölümleri kayıtlara geçmiş durumda Sudan Şillukları arasında, ‘sürülerde’ ya da “hasat” zenginliğinde bir düşüş yaşanırsa, kralın yedi yıllık hükümdarlığı sonrasında ‘rahiplerin’ kararıyla, yüksek bir yerde, öldürüldüğünü aktarır J. Campbell ‘Ağlayıp üzülmenin olmadığı tören ilk yağmurdan önceki dönemlerde ve tohumlar atılmadan önce” gerçekleşir ve kral verimliliğin yeniden sağlanması adına “bir bakireyle birlikte gömülür…” Yine J. CAMPBELL: “Malabar’da kralın bir dizi arınma ritüelinin ardından yüksek bir yere çıkarak, “kendi gövdesinde büyük parçalar kesmek suretiyle” kurbanı hakkında D. Barbosa’nın anlatısıyla ilgili olarak “Kanı o kadar akmıştı ki, kendinden geçmek üzereydi, o zaman boğazını kesti . . .” Yine aynı kitapta “kral kurbanı tapınımının  yaygın olduğu merkezleri gösteren bir harita bulunuyor. İlgilenenler bakabilir. . . Bir Aztek ayini ve bitkilerin kraliçesi olarak seçilen genç kızın kafasının kesilmesi, kanının bir kapta toplanması ve rahibin kızın deri parçalarının içine girmesiyle ilgili anlatılar için. Tüm bunlar Göbeklitepe’de “insana yönelik bir şiddet uygulandığını gösterir mi? Kuşkusuz hayır. Ancak şiddet bir eğretimledir ve sembolik ölümlerle karşılanmış olabilir. Kesin olan Göbeklitepe ritüel alanının “kanlı” bir ritüele tanıklık ettiği ve bu ritüelin amacının da verimlilik olduğudur. Çarmıha gerilme ya da çarmıh sembolizmi aracılığıyla gerçekleştirilen çağrışımlar öylesine yayılmış durumdadır ki, bu “arketip bir dünya kurtarıcısına” ulaşır. Bundan sonrası için de yeni bulguları beklememiz gerek…

gobeklitepe-ozellikleri