Göbeklitepe Hakkında Bilinmeyenler?

Göbeklipete Şanlıurfa ilimizde bulunmaktadır.

Bulunuşuyla birlikte  insanlık tarihini yeni baştan okumamıza olanak tanıyan Göbeklitepe, Klaus Schmidt ve ekibi tarafından gün ışığına çıkarıldığı günden bu yana giderek büyüyen “kitlesel bir ilgiye” muhatap oldu. Kitlesel ilginin bir handikabı popüler kültür ve ilişki bilgi türünün “sloganvari” cümleciklerle Göbeklitepe’yi anlatmaya girişmiş olmasıydı. Bu sapma dikkatle değerlendirilmeli. Çünkü bu verilerin başta sosyal medya olmak üzere kitlelerle teması “bilimsel veriler” ve “bakış açısının” yayılım hızından çok daha güçlü ve etkili. Hal böyle olunca “Bilim insanlarının Göbeklitepe” tanımı ile “kitlesel ilginin konusu olarak Göbeklitepe” arasındaki mesafe de iyiden iyiye açılmış durumda. Bu sapmanın en popüler savlarını şu şekilde formüle edebiliriz.

  • “İlk Tapınak Göbeklitepe”
  • “Her şeyden önce din vardı”
  • Göbeklitepe’yi Türklerin yapması- Uzaylı etkisi
  • Mısır’ın piramitlerinden ve Stonhenge’den binlerce yıl eksiklik

Göbekli tepe ile ilgili olarak popüler kültürün bozucu etkisini çok kısaca  da olsa elememiz gerekiyor. Aksi halde Göbeklitepe ile ilgili sorulması gereken en temel problemi gözden kaçırmış olacağız. Bu nedenle kısaca bu sapmaların çözümlenmesi gerekiyor.

İlk Tapınak

Aslında bu hususta bilim insanları önemli uyarılarda bulunmuştu. Prof. Dr. Mehmet Özdoğan hoca da çeşitli vesilelerle “ilk tapınak tanımının” yanlışlığını tekrarladı. Bu sebeple “Göbeklitepe Kültürü” tanımını kullanmıştı. Prof. Özdoğan Diğer taraftan “tanımlı tapınak” tanımının Üst Poleolitik ve 35 bin yıla uzanan geçmişi konusunda da yeterli delilimiz var. Bunlarda zaman zaman basit ritüeller kime zaman da karmaşık uygulamalar gerçekleşmişti. İlk insan toplulukları için “tapınma” amaçlı seçilen ilk yer doğa unsurlarından oluşuyordu.

Yaygın biçimde mağaraların ışıksız gözden uzak bölümleri- İspanya Fransa mağaralarına aynı zamanda Antalya Karain mağarasında da buna benzer bulgular var – ayrıca ESKİ AĞAÇLAR, yaygın biçimde de kayalarla dolu yüksek TEPELER… Ancak tüm bu tartışmada Campbell’in “Tapınak başka, kutsal yer başka” uyarısını da dikkate almamız gerekiyor.

Her Şeyden Önce Din Vardı

Benim incelemelerim açısından ise çok daha büyük önem taşıyan bir diğer yanılgı ise yine Prof. Schmidt tararfından da tartışılan “sosyal örgütlenmenin tüm kurumlarının” merkezinde “dinin” bulunduğu ve tüm diğer kurumların onun ekseninde oluştuğu şeklindeki yaygın yanılgıydı. Bu sav aslında E. Durkheim’e ait. Dini Hayatın İlkel Biçimleri’nde ortaya atılmış olan bu görüş kendi döneminde de tartışmalara neden olmuştu. Bu yaklaşım, Marksist tarih kuramının  “ekonomiyi” merkeze alan açıklaması ile tezat bir anlam içeriyordu. Çünkü “inancın” ve “dinin” bu ekonomik faaliyetlerin ayrılmaz bir parçası olarak görülmesi ya da ekonomik ihtiyaçlar kadar birincil bir katmanı temsil ettiği fikrinden doğmuştu. İnanç alanının insanın gereksinimlerinin karşılandığı doğa ile kurulan ilişkide  kesin ve belirleyici bir rol oynadığı sonraki dönemlerde de kanıtladı. Levi Strauss’un söylediği gibi, “Belki ona doğaya hakim olma şansı vermedi ancak ona doğaya yaklaşırken bir anlayış verdi…”

Diğer taraftan dinin insan için önem verdiği  ve önceliği etnografik incelemelerde de kendine yer buldu. Bu çalışmalar emperyal faaliyetlerle  atalardan kalan inanç  uygulamalarını bırakmaya zorlanan ilkel toplulukların çok ilgi çekici bir tepki verdiğini gösterdi : Bu topluluklar artık çocuk sahibi olmamaya, ürememeye başlamıştı. (G. Childe) Yine de tüm bu ifadeler “dinin” değil “inanç” faktörünün önceliğini vurgulamaktadır. Din kompleks bir bütündür. Malinovski dini “Gerçekleşmemiş amaçlar bütünü” olarak tanımlamıştı. Bir diğer deyişle “din” geç dönem olgunlaşmasını temsil ediyordu.

Dinden önce “mit” vardı kuşkusuz. Ve o, yaşamın seküler meselelerine  yiyecek bulma, göç etme, toprak mülkiyeti vb. sorunlara çözüm bulmanın yanında modern dünyada felsefe ve dine havale edilmiş psikolojik sorulara da yanıtlar sunmuştu. Dolayısıyla tüm kurumların kökeninden bahsedilecekse, bu kurumlara din de eklenmeli ve kökene “mit” olgusu yerleştirilmelidir. “Mitolojinin simgeleri üretilmez, talep edilmezler, uydurmazlar ya da sürekli bastırmazlar. Ruhun kendiliğinden ürünleridir.”(J. Campbell)

Toplumsal Hassasiyetler ve Aidiyetleri Doğrulama Takıntısı

Göbeklitepe ile ilişki bir diğer rahatsız edici yön ise “Göbeklite’yi İnşa Eden” insan topluluklarının inancı ya da etnik aidiyet üzerinden yürümesi oldu. En azından şimdilik sağlıklı biçimde yanıtlayamayacağımız bu soru üzerinde coğrafi, kültürel ve tarihsel, çok daha önemlisi “dinsel” ayrıcalıklar oluşturma eğilimi açık sorunlar taşımaktadır. Türklerin Göbeklitepe üzerinde etkisi alabildiğine spekülatif ve tarih dışı bir alanın konusudur.Diğer taraftan Göbeklitepe’yi Mısır’ın Piramitleri ile kıyaslamak çok yersiz. Zira Mısır Piramitleri ve Göbeklitepe birbiriyle kıyaslanabilir mimari formlar olma niteliği göstermiyor.

Göbekli Tepe, MÖ yaklaşık 9600 ve 8200 yılları arasında, Çanak Çömleksiz Neolitik A (PPNA, MÖ 9600-8700) ve İlk Çanak Çömleksiz Neolitik B (EPPNB, MÖ 8700-8200) dönemlerinde oluşmuştur.

Göbeklitepe Haritası