ERMENİ MESELESİNİ HAZIRLAYAN SEBEPLER

Daha önce de ifade edildiği gibi,3 Mart 1970 tarihli Ayastefanos ve 13 Haziran-13 Temmuz 1978 tarihleri arasında yapılmış olan Berlin Kongresi sonunda imzalanan antlaşmalara,Ermeniler’in bulunduğu yerlerde iyileştirmeler yapılmasına dair hükümler konulduktan sonra bu hükümlere dayanılarak büyük devletlerin Osmanlı Devleti’nin içişlerine müdahalede bulunmasıyla Ermeni meselesi ortaya çıkmıştır.
Ermeniler çeşitli vaatlerle tahrik edilmişler,bunu neticesi olarak kanlı olaylar meydana gelmiş,Ermeni çetelerince masum Türk insanına akla hayale gelmeyecek,insanlıkla bağdaşmayacak çok çirkin mezalim yapılmış;Türk halkına kelimenin tam karşılığı ile soykırım yapılmıştır.
Bu olayları hazırlayan sebepler arasında Ermeni Kilisesi,din faktörü,misyoner faaliyetleri ve propaganda unsuru çok müessir olmuştur.

ERMENİ KİLİSESİ

Ermeni tarihçi Hrand Pastermadjian,kilise için:
“Ermeni kilisesi,Ermeni milletinin kilise tarafından can verilen ruhunun yeninden dünyaya gelmek için yaşadığı vücuttur.”tespitini yapmıştır.
Ermeni Patriği M. Ormanyan’a göre Ermeni kilisesi:
“Kayıp ülkenin(Ermenistan) görünen ruhu.”dur.
Bir Osmanlı vatandaşı olan Ermeni Psikoposu Gevand Turyan,Ermeni kilisesi ve ruhanilerinin,Ermeni meselesi ve Ermeni komitelerinin Anadolu’da masum Türk halkına yaptığı mezalimde oynadıkları rolü şu satırlarla açıklamaktadır:
“Dini cemaatler uzun zamandan beri,Ermeni ihtilal partilerinin ihtilal ocakları olmuş ve en şeytani programlar buralarda hazırlanmıştır. Dini merkezler silah depoları ve komplo merkezleri olmuştur…Dini liderler,söz ve yazı ile kendilerine güvenmiş olan halkı isyana teşvik ediyorlardı. Artık vaazlarda yüce sözler ve İncil’in doktrini zikredilmiyordu. Sadakat ve doğruluk yerine isyan,insanlık yerine kin ve intikam;ahlak yerine alçaklık ve rezillik vaaz ediliyordu”…Dini liderler,komiteler tarafından organize edilmiş bayramlara,toplantılara,törenlere başkanlık ediyorlardı.”
Ermeni kilisesinin, mevcudiyetini koruyabilmesi için bir kuvvete,bir devlete ihtiyacı olmuştur. Ermeni devleti fikrini doğuran,Ermeni milleti değil,Ermeni Kilisesi’dir. Ermeni Kilisesi’nin önemi ve rolü,izah edildiği gibi esasen bütün Ermeni tarihçiler tarafından da kabul edilen bir husustur.
Ermeni Kilisesi ‘Türk Düşmanlığı’ yanı sıra,’Ermeni Milliyetçiliği’ fikrinin de filizlendiği yer olmuştur.
Ermeni milliyetçliğinin uyanmasında kiliseye en büyük yardımı”Büyük güçler sağlayacaklardır. Büyük güçler içindede Ruslar..,diplomatik alnada Ermeni dosyasını açan ilk devlet olarak görülecektir”.

Din Faktörü

“Ülkeleri(Ermenilerin),eğer mensup olduğu din imkan bıraksa,ordusu ve erkanı ile ne zalim ne de kindar olmayacak,ayrı bir ırktan zengin ve kudretli bir hükümdar tarafından kontrol edilmektedir. Bu ırk Müslüman dır ve kendilerine asırlar boyu,Allah’ın takdirini ve edebi saadetini kazanabilmek için en geçerli pasaportun bir hristiyan öldürmek olduğu tekrar edile gelmiştir.”
Bu satırlar,Misyoner olarak Türkiye de uzun seneler geçirmiş olan Bliss in yazdığı kitabın giriş kısmından alınmıştır. Kitabın yazıldığı,1896 yılında, 1270 seneden fazla süredir bilinen ve dünyada 200 milyondan fazla insan tarafından benimsendiğini Bliss tarafından kaydediliş olan İslam dini ile 600 senelik bir imparatorluk olan Osmanlılar ve onların butun dünyaca kabul edilen dini hoşgörüleri hakkında bu derece bir tarafgirlik içinde mütalaa yürütebiliyor olunca,dünyanın ve özellikle Amerikalıların hemen hiç ilgilenmedikleri bir bölgede bir sene evvel cereyan etmiş olaylar aktarılırken,neler söylenebileceği,k,tap okumadan da tahmin edilebilir.

İncelememizin başında belgeler ışığında ortaya konulduğu gibi,İslam da insan hakları kavramının temel ihlalliği temel prensiptir. Türkler de bu dini Allah’ın buyruklarına itaatkar ve onun yarattıklarına şefkatli ve merhametli olmak,adaletle davranmak şeklinde anlamışlardır. Dolayısıyla esasen bir misyoner olan Edwin Bliss, bu satırları din ve kilise taassubu ile tek taraflı olarak kaleme almıştır.
Müslüman olmaları sebebiyle Türklere karşı işleyen bu din faktörü,Osmanlı İmparatorluğunda bir Ermeni meselesinin ortaya çıkmasında en büyük rolü oynamıştır.
Rus tahakkümü altında inleyen Polonya Hristiyanlarının ve 1828 Türkmençay Antlaşmasıyla Doğu Ermenistan ı alan Rusya nın,1829’da yapılan Edirne Antlaşması ile
Rusya’ya göç eden 40 bin Ermenin nin muhtar bir Ermenistan kurma isteğini geri çevirmesi ve Ermeniler in Çarlık Rusya’sının da çoğu defa en tabi haklarına karşı dahi baskı ve zulümler görmesine ses çıkarmayan ve bunların akibeti ile ilgilenmek gereği duymayan Avrupa devletlerinin,Türkiye de gayrimüslimlere olan bu insani bağlılığının başka bir izah tarzı yoktur.

MİSYONER FAALİYETLERİ

Bugün dünyanın birçok ülkesinde faaliyetlerini çok geniş çerçevede sürdüren misyoner teşkilatının kuruluşu,zamanımızdan çok öncelere kadar gitmektedir. Bugün Hristiyanlık dünyasını kalbi sayılan Papalık,1662 yılında Vatikan’da Misyon Bakanlığını kurmuştur. Ülkemiz dünden bugüne açık bir şekilde misyoner faaliyetlerine sahne olmaktadır.
Osmanlı imparatorluğunun son dönemlerinde misyoner faaliyetlerinin başlıca iki
Sahaya teksif edilmiş olduğunu görüyoruz:

1)Misyoner teşkilatları imparatorluğun çeşitli bölgelerinde yaşayan Ermeni,Bulgar gibi Hıristiyan unsurların çocuklarını açtıkları mekteplerde okutmuşlar ve onlara milliyetçilik duyguları aşılayarak,Osmanlı Devleti’ne karşı isyanlar hazırlamalarına sebep olmuşlardır.
Bir taraftan ülke içindeki çeşitli unsurların arasına tefrika tohumları ekerken,öte yandan batı kamuoyunu,Türkiye2n,n aleyhine kışkırtmış,kendi tahrikleriyle kopan isyanları,yapılan mezalimleri “Türkler Hıristiyan ahaliyi kesiyor!” şeklinde propaganda ederek,Batı dünyasını harekete geçirmeye çalışmışlardır.

2)Misyonerlerin Türk çocuklarını kültür değerlerinden,tarih şuurundan uzak ve dinsiz olarak yetişmeleri,bütün bunların tabii sonucu olarak ortaya çıkacak maneviyat buhranına çare olarak Hıristiyanlığı takdim etme yolundaki çalışmaları,bir diğer faaliyetlerini teşkil eder. Bu maksatla ülkemizde açıkları okullarda eğitim gören Türk çocuklarını milli ve manevi değer ve zenginliklerinden kopuk bir şekilde yetiştirmeye özen göstermişlerdir.

Amerikan misyonerleri 1819’dan itibaren gelmeye başlaışlardır.1832 yılında İstanbul merkezi kurulmuştur. Misyonerle asıl faaliyetlerini Doğu kilisesi üzerine yoğunlaştırmışlardır. Misyoner faaliyetleri,Ermeni isyanlarının zemininin hazırlanmasında görüldüğü gibi çok önemli bir rol oynamıştır.

PROPAGANDA FAALİYETLERİ

Ermeni meselesinde,propaganda unsuru ve bu çerçevedeki faaliyetler,Türkiye aleyhindeki havanın gelişip yerleşmesinde büyük ölçüde yardımcı olmuştur. Bu konudaki propaganda hep tek yanlıdır. Buna karşılık A. Powell konu ile ilgili olarak şunları kaydeder:
“Vahşet olayları çok büyük ölçüde mübalağa edilmiştir. Son dönemler ait vahşet olaylarının bir kısmı ise hiç vuku bulmamıştır. Amerikan Yardım Teşkilatının mahalli temsilcilerinden biri,dostlarına açıkça Amerika ya sadece Türk aleyhtarı haberler gönderebildiğini çünkü para getirenin bu olduğunu söylemiştir.”
Bu bahsi D. Johnson’un kitabından yapacağımız bir iktibasla kapatmak istiyoruz:
“Bu topyekün katliam hikayelerinin çıkartılmasının ,nihai hesaplaşmadan,Türkiye’nin zararına olarak,İngiliz hükümeti politikasının istikametlendirilmesi sarih hedefi ile olduğunu tekrarda tereddüt etmiyoruz. Bu sebepler yıllarca sıkı ittifak bağlarımız bulunan milyonlarca kendi tebaamızla aynı dinden olan bir milletin,tamamen uydurma değilse,büyük ölçüde ve utanılmada mübalağa edilmiş delilliğe istinaden,insanlığa karşı korkunç suçlar işlemiş olmakla nasıl suçlandırıldığını,namuslu bir şekilde göstermeye çalışmaktan dolayı özür dilemeye ihtiyaç yoktur.”