Denizli Yöresi Hakkında Çok Detaylı Bilgiler

DENİZLİ YÖRESİ

KURTULUŞ SAVAŞI’NDA DENİZLİ

15 Mayıs 1919’da Yunanlılar İzmir’i işgal edince. Denizli’de Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin önderliğiyle Denizli Reddi İlhak Cemiyeti kurulmuştur. Bu suretle Denizli Kuvayi Milliyesi kısmen teşekkül etmiştir. İlk günlerdeki vatanseverler arasında Müftü Ahmet Hulusi Efendi, Mutasarrıf Faik Oztrak, Albay Terfik, 57.Alay Topçu Komutanı Hakki Bey, Polis Komiseri Hakkı Bey bulunuyorlardı. Bu kişiler Muafa-i Hukuk Cemiyeti’ni kurmuşlardır. İlk Menderes Cephesi’nin Karargahı Sarayköy’ün Dayılı Köyü’nde kurulmuştur. Bu cepheye Yörük Ali Efe, Yüzbaşı Ahmet de katılarak cepheyi kuvvetlendirmişlerdir. Daha sonra Demirci Ahmet Efe ve Binbaşı Şükrü Bey cepheye katılarak birlikte cepheyi sevk ve idare etmişlerdir. Cephenin iaşesi ve muhafız teşkilatı Denizli’de bulunuyordu. 31 temmuz 1919’da Nazilli Yunanlılar tarafından işgal edilince cephe Sarayköy ve Menderes’in güneyine çekilmiştir. 12 Temmuz 1919’da Denizli Müdafai Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetleri lağvedilerek Heyet-i Milliye kurulmuştur. Cemiyetin başında Mutasarrıf Faik Beyle Müftü Hulusi Efendi vardır. Heyet ilk toplantısını 18 Temmuz 1919’da yaptı ve bir beyanname yayınlayarak 1300’den 1310 Hicri doğumlulara kadar olanları silah altına çağırdılar.
4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’ne seçilen temsilciler şunlardı: Bedevili Yusuf Bey, kongrede bulunan diğer temsilciler ise Necip Ali Bey ve Dalamanlızade Mehmet Şükrü Bey idi. Kongrede temsilci olarak Mutasarrıf Müfit Bey seçildi. Bundan sonra yazışmalar Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’yle yapılmıştır. 24 Haziran 1920’de Aydın Cephesi bozulunca Yunanlılar Buldan’ı işgal etmiştir. 4 Eylül 1922 gecesi düşman Buldan ve havalisinden Alaşehir istikametine kaçarak gitmiştir

SOSYAL YAŞANTI

Türkler Anadolu’ya geldikten sonra göçerlikten yerleşik düzene geçmeleriyle birlikte XIV.yüzyıldan itibaren Denizli kültüründe farklı bir oluşum ortaya çıkmıştır. Türk İslam kültürünün temsilcileri olan Türkmenlerin etkisi, önceleri kırsal kesimlerde, daha sonraları Anadolu Selçuklular egemen olduğunda Türk Kültürü de düzenli biçimde yayılmaya başlamıştır.
Halk arasında Horasan Erenleri adıyla bilinen Gazi Erenler, davranışlarıyla örnek kişiler olmuşlar ve Türkmen boylarını yönlendirmişlerdir. Özellikle İnanç Bey döneminde Ahilik yoluyla Mevlevilik ve Bektaşilik gibi tarikatlar yaygınlaşmıştır.
XIV.yüzyılın ortalarından sonra ortaya çıkan ekonomik ve toplumsal bunalımlar, Denizli’nin sosyal yapısındaki ilk değişiklikleri başlatmıştır, XIII.yüzyıl başlarında düzen sağlanması ile birlikte. Denizli yöresinin toplumsal yaşantısı normale dönmüştür. 1671-1672 yıllarında Ahilik etkisini sürdürmekteydi. Ancak ahilik batılaşma sürecinde değişime uğramış mekanları ağaların, esnafların ve ileri gelen zengin kişilerin maddi kaynakla desteklediği köy ve mahalle odaları ile misafirlerin ağırlandığı yerlere dönüşmüştür. Ayrıca zeybeklerin ve kızanların (gençlerin) toplandıkları kızan odaları bu dönemde yaygınlaşmıştır.
Denizli X.yüzyıla temel ekonomik etkinliği tarım ve dokumacılığa dayanan küçük bir Anadolu kenti olarak girmiştir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında modern Türk Ulusu’nun çerçevesi yavaş yavaş oluşturulmakta idi. Türk Ocakları ve Halk Evleri toplumu yönlendirmekte, yeni bir yaşam tarzı ve kültür giderek yaygınlaşmaktaydı. Türk Dili, tarihi, kültürü ve eğitimi üzerine yapılan çalışmalar toplumun sosyal yaşantısında yeniden biçimlenerek bir rota çiziyordu.
1950’lerde kırsal yöredeki ekonomik canlanmayla, toplum yapısındaki değişmeler devam etmiştir, tarım toplumundan sanayi toplumuna doğru bir gelişme olmuştur. Ulaşım olanaklarının artmasıyla, özellikle İzmir ile kurulan ilişkiler, toplumsal yaşama yeni boyutlar getirmiştir. Bu dönemde başlayan kırdan kente göç giderek hızlanmıştır.
Kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ile ve yurt dışına giden isçilerin etkisiyle, geleneksel kültür yapısı ve sosyal yaşantıdaki değişiklikler büyük boyutlar kazandı. Denizli insanının sanayice, özellikle dokumacılık ve ticaret yönünde atılım ve yatırım yapması, güncel yaşantının vazgeçilmez bir parçası olmuş ve eğilim giderek devam etmektedir.
Pamukkale Üniversitesi’nin 1992 yılı gibi çok yakın bir geçmişte kurulmasına rağmen sosyal, kültürel ve eğitim alanlarındaki etkileri görülmeye başlanmıştır. Kültürel alanda belediyenin öncülük ettiği konservatuar, oda tiyatrosu ve açık hava tiyatrosunda görsel sanat etkinliklerinin yanı sıra, konferans ve sempozyumlar düzenlenmektedir. Denizli merkezinde ve ilçelerde geleneksel şenlikler de yaygınlaşmaktadır.

MAHALLİ GİYİM – KUŞAM

Denizli’nin çeşitli yörelerinde giyimde farklılıklar görülür. Kadın giysilerinde görülen bazı özellikler: Acıpayam, Tavas ve Çambeli yöresinin günümüzdeki kadın giysileri arasında fazla farklılık yoktur. Kadınlar genel olarak geniş ve paçaları golf tipi, lastikli şalvar giyerler. Üst giysiler dizlere kadar uzayan bazıları paçalı, bazıları yekpare biçimde “fistanlıdır” Başa genellikle ön tarafına sarı pul paralar dizilmiş fesler giyilir. Fes üzerine bir örtü bağlanır. Giysiler renk renk kumaşlardan yapılır. Baş örtüleri de beyaz veya renkli kreplerdir.
Güney, Buldan yöresi kadın giysilerinde topuklara kadar uzayan “fistan”dan ibarettir. Ayrıca “peştamal” denen bir örtü bele sarılır özellikle giyilen peştamaller pamukludan yapılmış, çizgili ve renk renktir. Düğün derneklerinde kullanılan ilanlar ise ipekten yapılmış, renkli ve düz desenlidir. Yine aynı yöre köylerinde kadınlar kat kat çeşitli kumaşlardan yapılmış topuğa kadar uzayan şalvarda giyerler. Peştamal ve fistan üzerine renkli veya düz üstlükte kullanılır. Bu üstlüklere “Buldan Üstlüğü” denir.
Çal, Çivril yöresi giysileri Tavas Yöresi’ne uyarsa da bazı farklılıklar vardır. Köylerde genellikle renkli kumaşlardan üç etek adı verilen fistan, şalvar ve pullarla süslü fes giyerler.

EVLENME GELENEK VE GÖRENEKLERİ

Evlenme birbirini beğenen ve ailelerce de uygun görülen iki gencin nişanlanmasıyla başlayan, nikah ve düğünle sona eren sosyal bir olaydır. Kız tarafına “Kız evi”, erkek tarafına “oğlan evi” denir. Erkek tarafından beğenilen kızın çeşitli vücut kusurları olup olmadığı “görücü” olarak gönderilen kadınlarca incelenir. Kız tarafından söz keseni oyalayıcı sebeple “vakti iki elden” deyip naz eder veya “büyüklerimizin münasip gördüğünü bizde uygun bulduk” deyip söz keserler söz kesim belirtisi olarak “tutu” adı verilen ve Kız tarafından islenmiş mendil verilir, söz kesiminden sonra nişan hazırlıkları başlar. Erkek tarafı maddi gücü oranında altın, bilezik, küpe gibi mücevherat ile çeşitli giysiler alır. Nişanlık devrinde ilin Güney, Buldan ilçelerinin köylerinde Kız tarafının ekonomik durumuna göre “sini kaldırma” geleneği yerine getirilir. Sini pekmezle yapılmış baklavadır. Denizli dolaylarında para ile Kız alıp verme yoktur. Son zamanlarda nikah ve düğün bir arada yapılmaktadır. Birkaç saatte yapılan bu törenlere “seher usulü” denir. Böyle düğünlere köylerde rastlanmaz, düğün evinin damına asılan çeşitli renkli bezlerle süslü bayrak düğünün başladığını gösterir. Düğünlerde davul, zurna, saz, sipsi, cümbüş gibi müzik aletleri çalınır. Düğünler haftanın salı, çarşamba, perşembe olmak üzere üç gün sürelidir. Düğüne katılanlara okucu denir.

DÜĞÜN YEMEKLERİ

Düğün evlerinde yemekleri yapanlara “Düğün aşçısı” denir. Kız evinde pişirilecek yemeklerin malzemeleri ilin bazı yörelerinde oğlan evinden gönderilir, düğün yemekleri: Pirinç çorbası, keşkek, kuru fasulye, nohut, sarma, dolma, bulgur pilavı, kabak, soğan yahnisi gibi çeşitlerdir, keşkek her düğünde mutlaka pişirilir, düğün sonu “Bu düğünde keşkeği yendi” sözü buradan gelir, düğün eğlenceleri camili, Acıpayam, Tavas ve diğer bazı ilçeleri en ilginç eğlencesi olan güreş, at yarışları, atıcılık, meydan ateşi (Masala “meşale”) ve kına gecesidir. kına gecesi Masala gecesinde kadınlar tarafından Kız evinde yapılan eğlencedir. Toplanan kadınlar çeşitli çevre oyunları oynayıp gelini eğlendirirler

ÇEYİZ

Denizli’nin bazı yörelerinde gelin alma günü, bazı yörelerinde bir gün önce gelinin göz nuru ile hazırladığı ev eşyaları arabalarla veya hayvan sırtında davullu zurnalı oğlan evine götürülür. Buna çeyiz alma denir. Çeyizlerin yerleştirme işi bitince kadınlar evi gezer, inceler eksik veya güzel yapılmış çeyizler günlerce söz konusu olur. Bu yüzden Kız evi tarafı iyi çeyiz yapmaya çalışır.

GELİN ALMA

Güvey yola çıkmadan önce en samimi arkadaşı (sağdıç) ile birlikte ortaya çıkarılır, imam dualar okuyup damada üst giysiler giydirir, bütün davetliler damada para takarlar. Birlikte yapılan ve bir sosyal yardın niteliği taşıyan bu geleneğe “Güvey durma” denir Daha sonra gelin alayı yola çıkar. Gelin evine gelir. Dualarla gelin ata biner, oğlan evine varır. Attan inmeden gelinin kucağına bir erkek çocuğu verilir. İnanışa göre ilk çocuğu oğlan olsun diye, sonra bolluk ve bereket getirmesi için gelinin basma avuçla para, buğday, seker, üzüm saçılır. Böylece düğün sevinç içinde biter.

FOLKLOR

Denizli Halk Müziği ve Geleneksel Oyunlarında, yöre konumunun komşu illerin müzik ve oyunlarının izleri görülmektedir Bir yandan Aydın ve Muğla’nın ağır zeybek havalarının etkisinde kalmış, diğer yandan Teke yöresinin canlı, devinimli oyun ve müziğinden etkilenmiştir.

HALK MÜZİĞİ

Kerem çeşitlemeleri, garipler, misket ezgileri Denizli yöresinin özgün müzik yapısını oluşturur. Yörenin ritmik özelliği, dokuz zamanlı oluşudur. Denizli yöresinde bağlama düzeninde saz çalmak yaygındır. Tezeneli sazlardan bağlama ailesi (divan, bağlama, tambur.cura) yörede çok kullanılır. Yaylı sazlardan, çeşitli boylarda kabak kemaneler vardır. Üflemeli sazlardan zurna, sipsi, dilli düdükler, kemikten yapılmış dilsiz kavallar bölgede yaygın olanlardır. Zil, leğen, kaşık, tef, davul Denizli yöresinin vurmalı sazlarıdır.

GELENEKSEL HALK OYUNLARI

Denizli’de zeybek oyunları ve türleri yaygındır.. Zeybek, yörede çok çeşitli sazlı-sözlü havalarıyla zengin folklor kaynağıdır. Oyunlar açık havada davul-zurna, davul-klarnet, kapalı yerlerde meydan sazı, darbuka eşliğinde oynanır.
Denizli’de oynanan erkek oyunlarına “Efe Oyunu” denir. Bu oyunlar zeybek türündedir. Tavas Zeybeği, Çal Fedaisi, Acıpayam Zeybeği, Harmandalı, Çivril Zeybeği, Kerimoğlu Zeybeği bunlar arasında sayılabilir. Denizlide oynanan kadın oyunlarına “Kız Oyunu” denir. Bunlardan bazıları Keten Gömlek, Düz Oyun, Ameli’dir. Kız Oyunları genellikle kapalı yerlerde cümbüş, def, darbuka (dümbek), leğen eşliğinde oynanır.

YÖRESEL ŞENLİKLER VE FESTİVALLER

SARAYKÖY DEVE GÜREŞLERİ: Ocak ayının ilk haftasında yapılır. Sarayköy İlçesi’nde deve güreşleri Cumhuriyet tarihinin başlangıcından bu yana düzenlenmekte, son on yılda ise, belediyenin öncülüğünde geleneksel hale getirilmiştir. Bu güreşlere Ege ve Marmara Bölgeleri’nin en ünlü tululeri iştirak etmektedir. Bu güreşler için tululer özel olarak yetiştirilmekte, güreşe 4-7 yaşlarında başlayan develer en az 25 yaşına kadar güreşlerini sürdürebilmektedirler.

ATATÜRK’ÜN DENİZLİ’YE GELİŞİ: 4 Şubat 1931 tarihi Atatürk’ün Denizli’ye geliş tarihidir. Her yıl Atatürk’ün kaldığı ev olan şimdiki Atatürk ve Etnografya Müzesi’nde anma törenleri düzenlenmektedir.

AKKÖY YAĞLI PEHLİVAN GÜREŞLERİ: 15-25 Mart tarihleri arası yapılır.
Önceleri ilçede her düğün ve bayramlarda yöresel olarak yapılan karakucak güreşleri daha sonraları görkemli ve gösterişli duruma getirilmiş, son 10 yılda ise aralıksız olarak yapılmaktadır.
Her yıl 15-25 Mart tarihlerinde yapılan güreşlere bugüne kadar Kırkpınar’da altın kemer almış, dünyaya nam salmış birçok pehlivan katılmıştır.

ACIPAYAM GELENEKSEL AT YARIŞLARI: Mart sonu nisan başında yapılır. Acıpayam ilçesi Yumrutaş Kasabası’nda yapılmaktadır. 1987 yılından itibaren her yıl geleneksel olarak yapılmaktadır.

BOZKURT-OVACEŞME BAHAR ŞENLİKLERİ: Mayıs ayının ilk haftasında yapılır. Bozkurt ilçesi Ovaçesme beldesinde yapılmaktadır, Amaç ilçe halkının tüm merkez, kasaba ve köyleri ile birlikte kaynaşması, dostluk ve kardeşlik duygularının gelişmesine katkıda bulunmaktır.

DENİZLİ BELEDİYESİ AMATÖR TİYATROLAR FESTİVALİ: 19-23 Mayıs: Söz konusu şenlik 11 yıldan bu yana belediyenin öncülüğünde. TOBAV “Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi Çalışanları Vakfı” ve 1.ATA “Uluslararası Amatör Tiyatrolar Birliği”nin katkılarıyla gerçekleştirilmektedir, ilk kez 1993 yılında davet edilen TOBAV ve 1ATA gözlemcilerinin katkılarıyla uluslararası niteliğe kavuşmuştur.

SARAYKÖY’ÜN MİLLİ MÜCADELEYE KATILIŞI: 24 Mayıs Her yıl 24 Mayıs’ta bu mutlu ve anlamlı gün coşku ile kutlanır. Kutlamaya Aydın’dan, Efeler Derneği’nin temsilcileri, Denizli’den Askeri Tören Birliği katılır Günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılır, şiirler okunur, aksamında ise halka ücretsiz olarak eğlence düzenlenir.

ESKİ KALE YAĞLI PEHLİVAN GÜREŞLERİ: Haziran ayı içinde Kale İlçesi’nde. Kale Belediye Başkanlığı’nca düzenlenir.

BAKLAN GELENEKSEL AT YARIŞLARI: Nisan – Mayıs aylarında yapılır. Baklan İlçesi’nde her yıl nisan – mayıs aylarında. Hadım Köyü’nde de, ekim ayında geleneksel olarak at yarışları yapılmaktadır.

K1ZILCABOLÜK GELENEKSEL BAHAR ŞENLİĞİ; 28 Mayıs’ta yapılır. 1995 tarihinden itibaren Tavas ilçesine bağlı Kızılcabölük Kasabası sınırları içinde olan Söğütönü Mevkii içinde Kızılcabölük Belediyesi’nce bahar şenlikleri düzenlenmektedir.
HONAZ KİRAZ FESTİVALİ: 10-11 Haziran Honaz ilçesi; kiraz yetiştiriciliğinde ülkemizin önde gelen yerlerinden biridir. Kirazın öncelikle yurt çapında, daha sonra yurt dışında tanıtılması amacıyla 1954 yılından başlayarak 1978 yılına kadar aralıksız yapılan festival, bir süre ara verilerek 1991 yılından itibaren yeniden her yıl yapılmaktadır.
ULUSLARARASI PAMUKKALE MÜZİK VE KÜLTÜR FESTİVALİ: 22-27 Haziran 1995 tarihleri arasında yapılan I.Uluslararası Pamukkale Müzik ve Kültür Festivali’ne ulusal ve uluslararası bir çok ünlü sanatçı katılmıştır. Denizli ve Pamukkale’yi daha iyi tanıtma amacıyla her yıl yapılması düşünülmektedir.

BULDAN YENİCEKENT ÇEKİRDEKSİZ ÜZÜM FESTİVALİ: Temmuz ayının üçüncü pazar günü her yıl ulusal düzeyde Sultaniye Çekirdeksiz Üzüm festivali yapılmaktadır.

BEYAĞAÇ KARTAL GÖLÜ EREN GÜNÜ: Ağustos ayının son Perşembesi Her yıl Ağustos ayının son Perşembesi Kartal Gölü’nde Eren günü olarak kutlanmaktadır. Çarşamba gününden Çiçekbaba Dağı’na çıkılır, yaylada konaklanır. Amacı, Akdeniz Bölgesi’nde yasayan insanlarla Ege Bölgesi’nde yasayan insanları yılda bir kez buluşturup kaynaştırmaktır. Burada dilekler tutulup adaklar kesilir. Eren Günü öğle yemeği ve öğle namazıyla son bulur.

YATAĞAN BIÇAKÇILIK FESTİVALİ: 5 – 6 Ağustos Denizli’nin, Yatağan Kasabası’nda ata yadigarı olan demircilik, tarakçılık ve el sanatları icra eden kasaba gençlerine meslek aşkını aşılamak, kasaba insanlarını kaynaştırmak, Yatağan’ı ve ilgili mesleği, Türkiye’ye ve dünyaya duyurmak ve reklam yapmak için ilk defa 27-28 Ağustos 1994 tarihinde I.Bıçakçılık Festivali yapılmıştır.

GÜNEY’İN KURTULUŞ GÜNÜ: 3 Eylul’de kutlanır. Her yıl ulusal düzeyde kutlama ve şenlik yapılmaktadır.

BULDAN’IN KURTULUŞ GÜNÜ: 4 Eylül’de yapılmaktadır. 4 Eylül 1922 günü Türk Ordusu’nun ilçeden düşmanları temizlemesi nedeniyle her yıl 4 Eylül ilçenin kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır.

ACIPAYAM EKONOMİ VE KÜLTÜR FESTİVALİ: 16-17 Eylül ilk defa 16-17 Eylül 1995 tarihleri arasında yapılan “Acıpayam Ekonomi ve Kültür Festivali”nde sergi, panel, tiyatro gösterileri, halk konserleri, atletizm, resital ve voresel el işlerinin sergilendiği standlar açılmıştır.

YEŞİLYUVA AYAKKABICILIK VE DOSTLUK FESTİVALİ: 15 temmuz Acıpayam ilçesi, Yesilyuva Kasabası Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenen festival kasabada üretilen ayakkabıların tanıtımına yöneliktir.

ÇİVRİL KÜLTÜR VE ELMA FESTİVALİ: 13-14 Eylül Çivril ilçemizin çok zengin tarihi değerleriyle ilçe ekonomisinin lokomotifi durumundaki büyük potansiyele sahip elmasını tanıtmak ve daha iyi pazarlar bulmak amacıyla ilk defa 24 Eylül 1994 tarihinde “Çivril l.Elma Festivali” yapılmıştır. Bu festivalin geleneksel hale getirilmesi ve aynı zamanda bir kültür şenliğine dönüştürülmesi düşünülmektedir.

ÇAL BAĞBOZUMU ŞENLİKLERİ: Eylül ayının 3.pazarı yapılır. Çal ilçesinde her yıl yapılmaktadır. İlk olarak 1971 yılında yapılan Bağbozumu Senlikleri’nde amaç; ilçeyi tanıtmak, üzüm ürününü ve kalitesini artırmak, ürüne pazar sağlamaktır.

TAVAS KIZILYER GELENEKSEL AT YARIŞLARI: Eylül ayının son haftası Tavas ilçesi Kızılyer Mevkii’nde her yıl Eylül ayının son haftasında 2-3 gün geleneksel at yarışları yapılmaktadır. 1974 yılından bu yana Büyüktarakçı Kardeşler tarafından düzenlenmekte olup, amacı göreneklerimizi, ata sporu olan biniciliği yaşatmak, gelirlerinden çeşitli kurumlara yardımda bulunmaktır.

BABADAĞ GELENEKSEL AT YARIŞLARI: Ekim ayının ilk pazarı Her yıl yapılmaktadır.

BULDAN YENİCEKENT NAR ŞENLİKLERİ: Ekim ayının 3.Pazarı yapılır. Her yıl yapılmaktadır. Ülkemizin en iri ve en sulu, ihracata yönelik narları Yenicekent Kasabası’nda üretilmektedir.

SÜLEYMANLI KIR VE KAR ŞENLİKLERİ: Buldan-Haziran Süleymanlı Yaylası’nda her yıl yapılmaktadır.

DOKUMACILIK

Denizli’de dokumacılığın kökeni antik Didemlere dayanır. Bu temel uğraş Çürüksü ve Büyük Menderes Vadileri’nin Türkler tarafından iskan edilmesinden sonra da gelişerek devam etmiştir. Dokumacılığı genellikle kadınlar yapmaktadır. Çürüksü Ovası’nda yetiştirilen kaliteli pamuklar, iplik haline getirilir. Ceviz yaprağı, soğan kabuğu, palamut, sumak, mazi birçok ot ve köklerden edilen boyalarla renklendirilmekte, yörede beslenen uzun ve ince tüylü bir koyun cinsinden elde edilen yünlerden de zarif yünlü kumaşlar dokunurdu. Her iki türdeki iplik elyafının iyi nitelikli oluşu ve kuvvetlice gerilmesi, kumasın kaliteli ve uzun süre dayanmasını sağlıyordu.
Bu kumaşlar yapıldıkları kentin adı ile anılır, yurtiçi ve yurt dışı pazarlara da ihraç edilirdi. İbni Batuta’ya göre burada eşi benzeri olmayan altın islemeli pamuklu elbiseler dokunurdu.
Osman Gazi’nin kişisel eşyaları arasından, Denizli tülbentleri, saray kadınları için iç çamaşırlık ince beyaz bezler, bayraklık kırmızı kumaşlar, şalvar çıkmıştır, İssak Fakir, XIV.yüzyılın ikinci yansında Osmanlı Sultanı l.Murat’a ve Germiyanoğlu Süleyman Sah’ın kızının Yıldırım Beyazıt ile evlenmesi nedeniyle, Denizli’den alemli ak bezler alındığını söylemektedir.
XIII.yüzyılda Denizli’yi ziyaret eden Evliya Celebi de, Akdağ’ın beyaz pamuk bezinin. Acem ve Musul bezinden daha ince olduğunu yazmaktadır. XIV, yüzyılın başlarına değin Denizli’de dokumacılık gerçek bir sanat niteliği taşımaktaydı. Bu dönemde bölgedeki bez gereksinimini, tamamıyla yöredeki üreticiler karşılıyordu.
Denizli’ye ilk yabancı dokuma 1872’de girdi. Japon ürünlerinin yerli ürünle rekabeti 1920’lerin sonlarına değin sürdü.
1914’ten önce Denizli dokumaları renk ve desenleri ile üstün nitelikte ürünlerdi. Her bölgenin ünlü dokumaları olduğu gibi, kimi ustaların kendi adlarıyla bilinen ürünleri de bulunuyordu. I.Dünya Savaşı sırasında dokumacılık sanatı epeyce durmuştur, savaştan sonra da eski canlılığına kavuşamamıştır.
El dokumacılığı bu dönemde yaygın biçimde evlerde ve atölyelerde yapılmaktaydı. 1927’de dokuma tezgahı olmayan ev yok gibiydi. 423 dokuma atölyesi vardı.
Denizli merkezi dışında, Buldan, Sarayköy, Babadağ, Tavas, Kızılcabölük ve Kale’de köklü, gelişmiş bir dokumacılık bulunmaktadır. Özellikle Babadağ, Kadıköy dokumalarıyla. Buldan ise beziyle Anadolu’da ün salmıştır. Dokumacılığın büyük çoğunluğunu yatak çarşafları ve alacalar oluşturur, basmacılık ve kuşakçılık en gelişmiş tekstil dallarından biriydi. Ayrıca kimi köylerde yünden “Kıl car” denilen şalvarlık dokunurdu.
Serinhisar’da yünden menevrek, kıl car, çakşırlık, kara kuzu yününden şalvarlık dokunurdu. Bekirli ve Çal’ın Ortaköy Köyü’nde ak bez ve alaca bezler imal edilmiştir. Burgu, bohça, perde, yastık kılıfı islemeleri Buldan ve diğer bazı köylerde üretilmiştir. Güney ilçesi Ezilen ile Çal’ın Sualler Kasabası’nda halı ve kilim dokumacılığı gelişmiştir. Halı, kilim, heybe, torba, çul, çuval seccade gibi kaba dokuma sanayi ürünlerinin tarihi de çok eskilere dayanmaktadır. Halıcılık Yatağan, Bozkurt, ve Çal ilçelerinde gelişmiş bir sanattır. Sualler Kasabası da kilimleri ile ünlüdür.
Acıpayam’ın Yeşilyuva Kasabası’nda 1960’dan önceki yıllarda yolluk, kilim, heybe ve torba dokuyan basit tezgahlar bulunmaktadır. Bu ilkel tezgahlarda kasabanın ihtiyacı karşılanırdı. Bu dokumalardaki ipler evlerde eğrilir ve boyanırdı. Bugün kasabada yün ip boyama ustaları vardır ve eski yöntemle ipleri boyamaktadırlar, kadınlar da kilim ve yolluk dokumaktadırlar.

DENİZLİ HOROZU

Her horoz kendi kümesinde öter
Denizli Horozu ise her yerde öter
“Tanrıya şükür, burada her şeyim var. hayatımda yalnız bir şey eksik: Horoz sesi..” diyordu New York’ta yaşayan Denizlili zengin bir iş adamı, bahsettiği horoz Denizli Horozuydu. Horoz özlemini kelimelere dökerken modern dünyanın bir gerçeğini de dile getiriyordu.
“Ben bir şafak vakti Denizli’de horoz sesleri arasında doğmuşum… Sonra da yıllarca aynı güzel sesle uyandım… Her sabah muntazam kurulmuş bir saat gibi öten horozumun sesiyle yataktan fırlıyordum. Şimdi sana bir şey söyleyeyim mi?.. 21 yıldır burada horoz sesi işitmiyorum… Modern şehirciliğin ilk alıp götürdüğü şey, altın sesinden çok daha tatlı olan horoz sesi… Uygar hayat kentte, evvela horozun sesini kesiyor…”
Denizli’nin sembolü olan “Denizli Horozu”, renk ve vücut yapışı itibariyle ahenkli uzun ve güzel ötüşleriyle, ilimize en uzak yörelere kadar isim yapmış yerli bir ırkımızdır. Bazılarına göre Osmanlı imparatorluğu zamanında Arnavutluk’tan İstanbul’a getirilen uzun ötüşlü Berat Horozlarının Denizli’ye getirilmesi ve Denizli’deki yerli tavuklarla melezleşmesinden oluştuğu söylenmekte ise de bu doğru değildir.
Zira renk ve vücut yapışı bakımından aralarında hiç bir benzerlik yoktur. Denizli Horozu bu bölgedeki insanların eskiden beri uzun ötüşlü horozlara gösterdikleri özen sonucu kendiliğinden oluşmuş bir ırktır.
Denizli Horozu’nun gözleri siyah ve sürmelidir, bacakları koyu gri veya mor, ibik balta ibik seklinde, kulakçık kırmızı veya kırmızı üzerinde beyaz benekli genel renk, siyah kirli beyaz ortaklaşa karışım halindedir. Bazen kanat tüyleri üzerinde kahverengi renkler bulunur. Al horozlarda ise siyah-kırmızı ortaklaşa karışım halindedir. Canlı ağırlık ortalama 3-3.5 kg. civarındadır.
Denizli Horozları renklerine, vücut yapılarına ve ibik şekillerine göre 3’e ayrılır, renklerine göre Demirkır, Pamukkır. Kınalı, Al. Siyah ve Kürklü olmak üzere 6 tipe ayrılırlar. Vücut yapılarına göre Yüksek boyun. Sülün, ve Küpeli olmak üzere 3 tipi vardır. İbik şekillerine göre ise Geniş ibik ve Dar ibik olmak üzere 2 tipi vardır, Denizli Horozu’nun sesi, tonuna ve netliğine göre de sınıflandırılır. Ses tonuna göre ince, davudi, kalın ses olmak üzere 3’e ayrılır. Davudi ses, ince sesle kalın ses arasında ve kalın sese yaklaşan tek bir sestir. Niteliğine göre net ses, hüzünlü ses, cırtlak ses, dalgalı ses (alaycı ses) olmak üzere 4’e ayrılır;
Denizli Horozları’nın ötüşleri bütün kabiliyetin ortaya konulmasıyla yapılır. Ötüşleri, ötüş anındaki vücut pozisyonuna göre Aslan Ötüş, Kurt Ötüşü, Yiğit Ötüşü, Pus Ötüşü olmak üzere 4’e ayrılır, iyi bir Denizli Horozu’nda görünüş canlı; bacaklar, boyun uzun ve kuvvetli; göğüs geniş ve derin; kuyruk dik başa doğru meyilli olmalıdır, tavukça da aynı özellikler aranır. Denizli Horozları’nın birinci yılda ötüş uzunlukları 20-25 sn. olmaktadır. Tarım il Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan Denizli ırkı üretim birimince yetiştirilen Denizli Horozları genel olarak 100 başlık bir sürü halinde elde tutulmaktadır. Damızlık horozlar seçildikten sonra kalanlar; Mart, Nisan ayından itibaren yurdun çeşitli yerlerinden gelen taleplere göre satılmakta. Mart, Nisan, Mayıs, Haziran aylarında civciv satışı yapılmaktadır.

PAMUKKALE

Denizli ilinin 18 km. kuzeyinde yer alan Hierapolis antik kentinin arkeoloji literatüründe “Holy City” yani Kutsal Kent olarak adlandırılması, kentte bilinen birçok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanmaktadır.

HAMAMLAR

BÜYÜK HAMAM KOMPLEKSİ

Bugün masif duvarları ve bazı tonozları ayakta kalabilmiş olan yapının iç mekanlarının mermerle kaplı olduğuna dair izler bulunmaktadır. Hamamın planı diğer tipik Roma hamamları gibidir. Önce girişte, büyük avlu, iki yanında büyük holler bulunan kapalı dikdörtgen bir alan ve daha sonraları bulunan esas hamam yapısı yer alır. Havuzlu odalarda geniş ve büyük pencereler vardır.
Bugün avlunun sınırları henüz kesin olarak saptanamamıştır. Palaestra’nın yan kanatlarında, biri güneyde, diğeri kuzeyde olan iki büyük hol imparatora ve törenlere ayrılmıştır. Palaestra boyunca uzanan geniş bir salon ise, atletizm ve jimnastik için kullanılmış olmalıdır. Bu yapı kompleksinde, Roma Hamamları’nın da ortak özelliklerinden olan caldarium, tepidarium ve frigidarium’un üstleri tonozlarla örtülüdür. Hamam kompleksinin kalıntıları MS. I. yüzyıl tarihlidir. Büyük hole bitişik tonozlu kapalı mekanlar günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.

HAMAM BAZİLİKA

Kuzey kapısının dışında MS.3. yüzyıl başlarında tarihleşen ikinci bir hamam daha yapılmıştır. Ancak bu yapı Erken Hıristiyanlık Dönemi’nde (yaklaşık MS. 5. yüzyıl) kiliseye dönüştürülmüştür.
Bu Hamamın üstünün tonozlarla örtülü olduğu, salonlarının mermer kaplı olduğu ve tonoz altlarının stuko ile kaplandığını gösteren izler vardır.

KİLİSE VE NEKROPOL KİLİSELER

Kent merkezinde VIX. yüzyıla ait bir katedral, “Direkli Kilise” ile iki kilise daha vardır. Ayrıca MS. VIX .yüzyıl başında Büyük Hamam Kompleksi’nin merkezi holü kiliseye dönüştürülmüştür. Kuzey bölgesinde de küçük şapeller mevcuttur.

NEKROPOL

Kent surlarının ve ova dışındaki tüm yönlerde NEKROPOL alanları bulunmaktadır. Bunlar yoğunlukta Tripolim-Sardes’e giden kuzey yolunun ve Laodikeia-Clossai’ye giden güney yolunun iki tarafında yer alır.
Mezarlarda kireç taşı ve mermer kullanılmıştır. Mermer kullanımı, daha çok lahit tiplerinde görülür. Kuzey nekropolu; Geç Helenistik Dönemden erken Hıristiyanlık Dönemi’ne kadar karakteristik lahitleri, mezar tiplerini ve mezar anıtlarını bir arada içerir. Kentte görülen mezarlar, lahit, tumulus ve ev tipi mezarlardır. Konut mimarisini anımsatan mezar yapıları nekropolun en önemli elemanlarıdır.
Kentin ilk oluşumundan imparatorluk devrine kadar, mezarlar genellikle “tumulus mezar” tipinde yapılmıştır. Bu tip Trakya’da çok izlenen bir mezar tipidir. Bu mezarlarda dairesel bir alt yapı üzerine konik ve toprakla örtülü içte beşik tonozlu bir üst yapı yer almaktadır. İçte 3 yönde dikdörtgen şekiller vardır. MS. I. yüzyılda en çok inşa edilen mezar tipi alınlıklı “aedicula”dır.Bunların bazılarında, lahit odası olarak kullanılan bir alt yapı bulunmaktadır. MS. II. ve III. yüzyılda, doğu ülkelerinde görülen, olunun kahramanlaştırılması düşüncesine uygun olarak, lahitin bir kaide üzerinde yer almaşı yaygınlaşmıştır. Aynı gömü biçimi, başka mimari çözümleri de getirmektedir. Altında masif bir kaide olan lahitler basamaklı masif kaideli lahitler, ön kısmında kaidenin genişlediği lahitler, çevresinde kolonların yer aldığı, beşik tonozla örtülü, onu açık “aedicula”lı, bu prototipin diğer örnekleridir. Konut mimarisini anımsatan, mezar yapıları nekropolun en önemli elemanlarıdır. Bu tip bazı örneklerde birden fazla mekan içerir ve cephede pencere benzeri açıklıklar yer alır.

TİYATRO FRİZLERİNDE İŞLENEN MİTOLOJİK KONULAR

Apollon – Marysyas grubu Eserin orijinali Helenistik Dönemde yapılmıştır. Roma Dönemine ait Marsyas repliklerinden de anlaşılacağı gibi, bu iki eserin bir grup olarak yapıldığı bugün kesin olarak saptanmıştır. Kabartmada Marsyas’in karşısında ise bir İskitli diz çökmüş, büyük bir taş üzerinde bıçağını bilemektedir. Bu sırada da başını kaldırıp karşısında duran Marsyas’a bakmaktadır. Bu olaya arkadan Tanrı Apollon izlemektedir.
Mitolojiye göre; Marsyas Tanrı Apollon ile müzik yarışmasına girme cüretini gösterir. Yarışta en iyi müziği Apollon yapmış ve Marsyas’i yenmiştir. Neticede Tanrı Apollon ile müzik yarışmasına girme gibi ölçüsüz davranışından dolayı Marsyas’in derisi yüzülecektir. Bu görev için bir İskitli bulunur. Eserin orijinali MÖ. III. yüzyılda yapılmıştır. Kabartmanın devamında Apollon’a Marsyas’i yendikten sonra (Delphinios) defne ile iki Nimphe tarafından tacı giydirilir. Apollon elinde zafer palmiyesi tutmakta, şerefe içki içerek olayı ve başarısını kutlamaktadır.

APOLLON VE ARTEMİS’İN DOĞUŞU

Apollon ve Artemis, Lego ile Zeus’un çocuklarıdır. Bu iki Tanrı daha çok Anadolu kökenli oldukları için Anadolu’da tapınım görmüşlerdir. Apollon ve Artemis, Trupa Savaşları’nda da Anadolu tarafım tutmuşlardır.
Mitolojiye göre Zeus;tan gebe kalan Lego, Zeus’un karısı Hera’dan korktuğu için Apollon’u Delos Adası’nda doğurur. Yaygın olan mitolojiye göre Lego Artemis’i İzmir yakınlarındaki Klaros’ta doğurmuş ve, orada saklamıştır. Onun için Artemis Efes’te bas tanrıca olarak tapınım görmüştür. Apollon’un ise Libya Bölgesi’nde Patara’da doğduğu ve büyüdüğü daha yaygındır.
Kabartmada Lego, Apollon’u doğurmak için yatağa uzanmıştır. Hizmetçiler doğum için yardim etmektedirler. Artemis’in doğumunda ise genç kızlar (Horam) ellerinde lavanta çiçekleri ve afyon kozaları ile kutsal doğum olayını izlemektedirler.

NİOBİDLER EFSANESİ

Niobe Efsanesi Anadolu’ya özgüdür. Niobe babasının kral olduğu SipyIos (Manisa) Dağı yöresinde doğmuştur, tanrıça Lego ile birlikte büyümüş, onunla arkadaşlık etmiştir. Thebai Kralı Amphion ile evlenmiş altı kız, altı erkek olmak üzere on iki çocuk doğurmuştur.
Efsane, Niobe’nin çok çocuklu olmasından kaynaklanır. Niobe kendisini tanrıca Lego ile bir tutmuş, tanrıçanın iki çocuğu var bede ise bir düzine diye gururlanmıştır. Anneleri Leton’un olaya çok üzüldüğünü gören Apollon ve Artemis Niobe’ye çok kızmışlar, oklarıyla Niobe;nin tüm çocuklarım öldürmüşlerdir, çocuklarım kaybetmenin üzüntüsüyle Niobe tas kesilmiştir. Efsane, Manisa yöresinde bugün hala yasamaktadır. Burada kadın yüzü seklinde bir kaya vardır ve göz seklindeki iki oyuğundan sular sızmaktadır.

HERAKLES – ANTAİOS MÜCADELESİ

Antaios Denizler Tanrısı Poseidon ve toprak ana Gana’dan dogma bir devdir. Antaios Makedonya’daki Devler Savasi’na katılmıştır. Mitolojiye göre Antaios’u yere sermek olanaksızdır. Her yere düştüğünde toprak ana Garia’dan güç alarak doğrulur ve kalkar. HERAKLES bu yüzden Antaios’u tutup sırtlar başka bir ülkeye götürerek öldürür.

HADES’IN PERSEPHONE’Yİ KAÇ1RMASI

Persphone, Zeus ile Demeter’in kızıdır. Mitolojiye göre Persephone bir gün kırlarda çiçek toplarken, aniden toprak yarılır. Arabasıyla çıkan Tanrı Hadep, kızı yakalayıp yeraltına kaçırır. Demeler kızı Persephone’yi her yerde arar ama bulamaz. Sonunda her şeyi gören Güneş Tanrısı Helis, Persephone’nin bulunduğu yeri Demeter’e gösterir.
Yeraltına kaçırılan Persephone yüzünden kıtlıklar başlamış, toprağın bereketi kalmamış, mevsimler hep kış olmuştur. Persephone Hadep’in kendisine verdiği nar meyvesini yemiş ve büyü ile tanrıya bağlanmıştır. Bu olay üzerine Baş Tanrı Zeus araya girerek yılın yarısı, yani çiçek açma ve meyve zamanlarında yer üstünde Demeter’in yanında kalmasını sağlamıştır. Persephone yılın diğer yarısını ise kocası Hadep’in yanında geçirecektir. Mevsimlerin oluşması ile Hadep’in Persephone’yi kaçırması arasında bu mitoloji ile bağlantı kurulmuştur.

TRAVERTENLER

Traverten sözcüğü, İtalya’da geniş traverten çökeltilerinin bulunduğu Tivoli’nin, Roma zamanındaki adı olan “Tivertino”dan gelmektedir. Traverten çok yönlü, çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı, kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan bir kayadır.
Termal kaynağını meydana getiren jeolojik olaylar geniş bir bölgeyi etkilemiştir. Bu bölgede sıcaklıklar 35-l00C arasında değişen 17 sıcak su alanı bulunmaktadır, Pamukkale termal kaynağı, bölgesel potansiyel içindeki bir ünitedir. Kaynak, antik dönemlerden beri kullanılmaktadır. Termal su, kaynaktan çıktıktan sonra, 320 m. uzunluğunda bir kanal ile traverten başına gelmekte ve buradan, 60-70 m’lik kısmı çökelmenin olduğu traverten katkatlarına dökülmekte ve ortalama 240 – 300 m yol katetmektedir. Katlat havuzcuklarında ve Katlat şeddelerinde, çökelmekte olan kalsiyum karbonat, başlangıçta yumuşak bir jet halindedir. Zaman içinde sertleşmekte “TRAVERTEN” olmaktadır. Ancak ziyaretçiler tarafından katratlar üzerinde gezilmesi ve oynanması, henüz yumuşacık haldeki kalsiyum karbonatların ezilmesine, dağılmasına ve çökelme dengesinin bozulmasına sebep olmaktadır. Traverten oluşumuna neden olan Pamukkale Termal Kaynağı’nın kimyasal ve fiziksel özellikleri yukarıda verilmiştir.
Termal kaynak suyunun, normal şartlara dönüşmeye çabalaması çökelmeye ve traverten oluşumuna sebep olmaktadır. Termal sudaki kalsiyum bikarbonatın aşırı miktarda bulunması ve suyun yüzeye çıkışı sonucu karbondioksit açığa çıkmakta ve kalsiyum karbonat çökmektedir. Bu arada bir molekül su oluşmaktadır.
Bu reaksiyonun oluşumunda, hava şartları, ısı kaybı, akışın yay ilimi ve suresi etkilidir. çökelme, termal sudaki karbondioksitin havadaki karbondioksit dengeye gelinceye kadar devam etmektedir. Yerinde yapılan analizlerde, kaynak başındaki suyun karbondioksit miktarı ortalama 725 MGK/1 iken, suyun travertenleri terk ettiğinde bu miktarı 45 MGK/1’ye düşmektedir. Keza kalsiyum bikarbonat da benzer şekilde 1200mg/1’den 400 MGK/1’ye düşmektedir. Keza CAD 576/8 MGK/l olan, beyazlatma sonunda 376.6 MGK/l düşmektedir. Bu analiz sonucuna göre, l itd sudan traverten üzerine 499.9 MGK CaC03 çökelmektedir. Bu miktar l I/sn su için günde 43191 g.çökelme demektir. Ortalama yoğunluğu 1.48 g/cm3 olan travertenin, çökelme hacmi 29.2 dm3 alan kaplar. Suyun ortalama debisi 465.2 l/sn olduğuna göre 13584 m2 alan beyazlatılabilecektir. Pratikte bu şartları yerine getirmek güçtür. Ancak bu teorik yaklaşıma göre yılda l mm. kalınlığında 4.9 km2 alan beyazlatılabilir görülmektedir.

Kırmızısu; Karahayıt Kasabası içindedir. Pamukkale’nin yaklaşık 5 km. kuzeyindedir. Kırmızısu travertenler 60 derece sıcaklıkta çıkan termalse çevresinde oluşmuştur. Termal suyun içindeki maden oksitleri nedeniyle kırmızı, yeşil ve beyaz renkli traverten tabakaları oluşturmaktadır.
Yakın zamana kadar daha çok iç turizme hizmet veren Karahayıt Kaplıcaları artan konaklama tesisleri ile önem kazanmış ve Pamukkale’den sonra turizmdeki yerini almıştır. Karahayıt Kırmızısu taravertenleri yaklaşık 500 m²’lik bir alandadır. Doğal güzelliği bakımından ilin görülmeye değer önemli turizm beldelerinden birisidir

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ödev Ödev