Azer İle Yadigar Romanının Özeti

Azer İle Yadigar Romanının Özeti,Azer İle Yadigar Romanının Ana Fİkri,Azer İle Yadigar Romanının Konusu,Azer İle Yadigar Romanının Yazarı

Azer İle Yadigar Romanının Özeti

AZER İLE YADİGAR

Yazarın ilk hikayesi bir başka hikaye içinde geçmektedir.Hikaye yoğun tasvirlerle başlamaktadır.Yazar,Hikayenin başlangıçta kahramanı zannettiğimiz karakterlerinin bulunduğu ve burada yaşadığı düşüncelerin ayrıntılarına inmiş ve belki de bizzat kendi düşüncelerini ve hislerini kahramanın ağzından okuyucuya aktarmıştır.Bayan karakter kendisini toplumun dışında görmekte ve onları anlamakta güçlük çektiğini düşünmektedir

“Bu kadar yalnız başına yorumlamak,başkalarıyla iletişim kurmayı olabildiğine güçleştiriyordu”

Bu satırlar karakterin iç halini yeteri kadar yansıtmamaktadır.Aslında dışarıdan bakıldığın da kız yalnız gözükmemektedir.Tatil bölgesinde erkek arkadaşlarıyla beraberdir ama iç dünyası en yakını gözüken bu kişiden bile tamamen kopuktur.İnsanların büyük bir kısmı zaman zaman kendilerini dış dünyadan kopuk,anlaşılmayan bir kişi olarak görürler ve hatta bundan hoşlanırlar.Yazarda bu ortak paydadan hareketle karakterinin iç dünyasını bu şekilde oluşturarak okuyucular arasında ilk baştan kuvvetli bir bağ oluşturmayı başarabilmiştir.İnsanlardan kopuk olduğunu hisseden bu genç kız doğal olarak mutluluğu da huzuru da onlardan uzaktan aramaktadır.Kalabalığın sıkıcı monotonluğundan kaçmak isteğiyle karakterimiz dağ köyleri ve oradaki hayata doğru meraklı bir yolculuğa çıkar.Halk arasında uydurulmuş olan binlerce efsaneden birisinin peşinde koşmaya başlar.Bu efsaneye göre bulundukları yörede ki insanlarla konuşan bir uçurumun varlığından bahsedildiğini duymuştur.Bu uçurumu ve hikayesini arayan kız sonunda uçurumda hikayesini bulur.Asıl ağırlıkta zaten bu hikayededir.Uçurumun hikayesi bir köylü kadın tarafından kıza aktarılır.

“Dilimin kilidini çözen Azer! Yüreğime kilit vurur”
“Sazımın dilini çözen Yadigar! Yüreğimi dilsiz eder”

Hikaye Osmanlı döneminde,aşiretlerin yaşadığı devirlerde geçer.”Azer bir oba beyinin tek oğludur.Saza,hikmete,kelama,tasavvufa merak duyar.”iyi yetişmiştir ve yaptığı işin hakkını verir.Azer bir gün beni gurbet tuttu diyerek obasının ileri gelenlerinden ve ailesinden izin kopararak,yanına yoldaş olarak sazını alıp yola düşer.Bir müddet yol alan Azer yollarda ve uğradığı bir köyde saz konusundaki marifetiyle ve erdemli davranışlarıyla ilk başlarda kendisine önyargılı yaklaşanları bile kendine hayran bırakarak yakına devam eder ve nihayet Yadigarın bulunduğu obaya ulaşır.

Yadigarın babası da Deli Türkmen diye nam salmış Türkmen Beyidir.Deli türkmenin obası Azerin geldiği zamanda coşkun bir ırmağın üstüne günlerdir köprü kurmak için uğraşmakta ancak ırmağın coşkusu buna izin vermemektedir.Azer ırmağı dilinden anlar ve sazıyla birlikte ırmakla sözleşmeye başlar.Azer bir müddet sonra ırmağı sakinleştirmeyi başarır,bu olay Azeri obada saygıyla karşılanmasına ve konuk edilmesine vesile olur.Yadigar,beyin tek çocugudur.Uzun süre aile çocuk bekler bu isteklerinin gerçek olacağını bir gece Yadigarın annesi Sırma hatunun rüyasına giren ermiş kişi müjdeler ancak bu doğum sancısız olmayacaktır.Doğacak kız ya kör ya dilsiz olacaktır,tercih Sırma Hatunundur.Sırma hatun dilsiz olmasını tercih eder.Ermişin isteğiyle kız yedi yıl isimsiz ve dilsiz dolaşır.Yedinci yılın sonunda ermiş rüyada kıza Yadigar adının konulması ister ama aile bir hata yapmış ve kız danışıksız beşikte kertilmiştir.Bunun bedeli olarak sadece gözleri açık kalacak şekilde yüzüne peçe takılmasını söyler

“Ağzını,dilini kimse görmeyecek ve dahi kimse çözmeyecektir.Ne zaman ki bir kutlu olay olursa peçe kendiliğinden çözülecek.”

Bu olay üstüne kız ve oğlan tarafı evlenme günü için sabırla kutlu olayı beklerler.

Deliyar uçurumun adıdır.Genç kızlar bu uçurumun başına gelip isimlerini bağırırlar,bu uçurumun bir çok sevgiliye mezar olduğu söylenmektedir.Bir gün Azer ile Yadigar ormanda karşılaşırlar ve ermişin bahsettiği kutlu olay gerçekleşir ve Yadigarın peçesi ve dili çözülüp Azerin adını söyler.Kutlu olay obada sevinçle karşılanır ama Oba beyi ırmak olayından dolayı kendini Azere borçlu hissetmektedir ona yaptığının karşılığını istemesini söyler;Azer’e de sadece Yadigar’a razı olacağını söyler ama Oba beyi de daha önce beşik kertmesi için verdiği sözden dönmeyeceğini söyleyince bir gece vakti kaçarlar.Bundan sonra bir kaçıp kovalamaca süreci başlar,sevdalılar kendilerine uygun yer bulamazlar ve sürekli kaçmaya devam ederler.Peşlerindeki atlıları da Azerin obasına bela etmek istemediklerinden oraya da dönmezler.Sonunda bu kovalamaca Deli yar’ın ağzında son bulur.Her ikisi de isimlerini bağırarak uçurumdan aşağı kendilerini bırakırlar.Uçurumun başına gidenlerde bu iki sevdalının seslerini duyarlar.

Muradhan ile Selvihan (Billur Köşk)

Yazar daha önceki hikayede olduğu gibi başlangıcı yoğun tasvirlerle yapmaktadır.Dogayla ve billur köşkle ilgili ayrıntılı bilgiler vermenin yanı sıra köşkün doğa ile ilişkisini de nakleder.

Hikayemizin kahramanlarından biri olan Selvihan köşkte oturan beyin tek kızıdır.Tek çocuk olayını bu hikayede de görüyoruz.Yazar bu şekilde karakterlerin değerini arttırmayı düşünmüş olabilir.Yine önce ki hikayede olduğu gibi kızın güzelliği ve meziyetleri dillere destandır.Bey,tek kızının evlenip gitmesine gönlü razı gelmediğinden nice istekleri geri çevirmiştir.

Diğer kahramanımız Muradhan ise yine meziyetleri ile dillere destandır.Semahı ile ünlü bir aşiretin göz bebeğidir.Muradhan ile Selvihanın karşılaşmaları da bir semah gösterisi sırasında olur.Selvihan bey kızı olarak,aşiretin gecesine konuk olarak çağırılır ve Muradhan’ı orada tutuğu semahla herkesi olduğu gibi Selvihanıda kendisine hayran bırakır.

O geceden sonra oraya ayrılık girer,Muradhan’ın aşireti göç eder ama Selvihan aklı onda kalmıştır.Selvihan’ın sevdası içinde dayanılmaz olunca semah isterim diye dileğini söylüyor.Aramalar sonunda Murad’ın aşireti bulunur ve Selvihan tekrar Muradhan’ı görmek fırsatına erişir.Burada beklenen buluşma gerçekleşir ve iki sevdalı içinde bulundukları zor durumdan nasıl kurtulacaklarını düşünürler,bir tarafta sevda diğer tarafta birbirlerinden vazgeçemezlerse Beyin gazabı vardır.Sonunda Muradhan bir çözüm bulur.Selvihan köşke dönüp yol gözlemeye başlar.Bir süre sonra Muradhan bulduğu çözünle Billur köşke girmeyi başarır.

“Muradhan sözünü tutmuş,Billur köşke girmişti işte
Ne ki Selvihanın suretini görmeye kendini feda etmişti
Bundan böyle saray gecelerinde yalnızca bir köçekti”

Böylece aşkları birbirlerine dokunmadan,uzaktan sadece bakışlarında devam etti.Bey bir gün kızını bir beyin oğluna vermeye mecbur edildi.Ancak durumu ikisi de kaldıramıyacaklardı.Selvihan evlenmemek için kendisini zehirler.Muradhan raksının en kıvrak yerinde kendini hançerler.Böylece Billur köşkte ki düğün yerini ölüme bıraktı ve köşkte söylencelere karıştı.

Ulak ile Sadrazam

Olaylar yine Osamanlı İmparatorluğu döneminde geçer.Yazar hikayenin başında hikayenin temelini oluşturan yöntemlerle ilgili anlatımlarda bulunmaktadır.

Padişahlar sefer çıkacakları zaman,bazı zamanlar seferin güvenliği açısından nereye sefer yapıldığını saklı tutarlarmış.Ordu şaşırtmacalarla ilerler,yol aldıkça seferin nereye olduğuna dair tahminler yürütülür hatta bir fal bakma yöntemi olan remil bile kullanılırmış.Yazar bu hikayesinde gerçek bir olaydan yola çıktığını belirtmektedir.
Padişah aynı yöntemle yola çıkar,yine tahminler yürütürler,fallar bakılır.Kimi Mısıra kimi Rodos’a gidildiğini söyler.Ancak sefer fazla uzun süreli olmaz ve padişah yolda rahatsızlanarak ölür.Bu ölümle ilgili sonradan çok tahminler yürütülüp,remiller atılacaktır ve Oğullardan birinin padişahı zehirlediğine inanılıcaktır.İlk bölüm burada sona erer ve sefere geçilir.

Sefer çıkan ordu Sadrazamın emriyle “Üsküdar’dan sonra Gebze’ye Varmadan Hünkar çayırında konaklar.Konaklama kararı sefere çıktığında Padişahın yanına aldığı tek sadrazam tarafından verilmiştir.Çünkü Padişah yolda rahatsızlanmıştır.Sadrazam durumun ciddiyetini kavramış ve padişahın sonunun yaklaştığının bilincinde olarak orduyu idare etmeye çalışmaktadır.Ancak ordu içinde de garip gelişmeler oduğu sezilmiş ve huzursuzluklar başlamıştır.Hikayenin ikinci bölümü olan bu kısımda Sadrazamın yaşadığı zorluklar ve iç çekişmeleri anlatılmaktadır.Sadrazam hem durumu orduya belli etmeyerek huzursuzlukları önlemeye çalışmakta hem de diğer taraftan tahtın varisi olan iki oğula nasıl haber vermesi gerektiğinin planlarını yapmaktadır.Ekber Evlat ve Kaptan Doğumlu varislerdir.Sadrazam bugüne kadar kaftan doğumluya yakın durmuştur.Ekber Evlat Amasyadaydı,Kaftan Dogumlu ise Konya’da.Padişah çok geçmeden ölür sadrazamda gönlünün yanında olduğu Kaftan Kaftan Dogumluya haber vermekle,görev bilincinin söylediği iki varise birden haber vermek çelişkisi arasında gelip gider ve bu düşünceler içindede Padişah ölüsünü belli etmeden saraya taşır.Sonuçta görev bilinci ağır basar ve iki oğula birden ulak çıkarır ve birer mektup yollar.Son bölümde,Konyaya giden dilsiz ulağın iç dünyasında geçer.Dilsiz ulak sadrazamını çok sever ona çok bağlıdır ve bütün olan bitenlerin farkındadır.Olaylar,sevgisi,bağlılığı ve dilsizliği ile ilgili olarak ulağın iç konuşmalarını yazar bize aktarır.Ulak zorlu bir yolculuk yapar ama tehlikelerle dolu Konya yolunun sonlarında ölümden kaçamaz.Sadrazam ise olayları öğrenen yeniçeriler tarafından linç edilir ve tahta Ekber Evlat geçer.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.