ANTİGONİ

Yağmurlu bi Pazar günüydü;sabah erkenden kalkıp Burgazada’ ya gideceğim gün.Hava yağmurluydu hatta o kadar şiddetliydi ki sabah yağmur damlalarının cama vurma sesiyle uyanmıştım ama soğuk değildi.
Burgazada’ ya bundan önce pekçok defa gitmiştim fakat bu sefer ki gidişimin amacı farklıydı,bu da içimde değişik bir heyecan uyandırmıştı.
Bostancı Vapur İskelesi’ ne vardığımda vapur iskeleye yanaşmış yolcularını alıyordu,vapurun saatini bildiğim için benim bineceğim vapur olduğunu anladım ve adımlarımı hızlandırdım,jetonumu aldım ve koşa koşa vapura bindim.Hem deniz havası almak için hem de uzun zamandır vapura binip dışarıda oturma keyfini yaşayamadığım için dışarıda oturmayı tercih ettim.
Vapurun hareket etmesiyle denizde oluşan köpükleri,rüzgara karşı kanat çırpıp bana arkadaşlık eden martıları izlemeye koyuldum.Yağmur taneleri çok hafif bir biçimde suratıma çarpıyordu.Tam o sırada çay,su,kola satan adam geldi,bir bardak çay aldım.İlk yudumu aldığımda hiç inmek istemedim vapurdan.Çay bittiğinde ise vapur adaya yaklaşmıştı ve dikkatimi ilk olarak,ilk defa gördüğüm kıyıya yanaşmış su tankeri çekti,daha sonra onun ne işe yaradığını sorunca Burgazada’ nında diğerleri gibi “taşıma suyla” döndüğünü öğrendim.
Her zaman olduğu gibi vapurdan çıkar çıkmaz bir park karşıladı beni,sol tarafımda çoğu kapalı pastaneler ve kafeler,sağ tarafımda ise fayton durağı ve arkasında da Sait Faik’ in evine çıkan dar yol.
Burgaz’ı tanımlarken,adaların en doğalı ve en “ada gibi olanı” demek daha doğru olacak herhalde…Tabii Sait Faik’ in adası olduğunu da hemen eklemek gerek.Üstadın öykülerinde balığından martısına,Rum balıkçısından Laz bakkalına,ayışığında yakamozlanan dalgalarına değin pek çok ayrıntı bulabilirsiniz Burgaz hakkında.
Emin olun,hepsi doğru e pek çoğunu hala bulabilirsiniz adada.Mesela Laz bakkalın oğlu ya da torunu işbaşında.Rum balıkçı yaşıyor mu,bilmiyorum ama Rum balık lokantası tüm lezzetiyle hizmet vermeye devam ediyor.
Aldığım temiz havadan olsa gerek karnım acıkmıştı.Ada’ nın merkezinde bulunan ve çok meşhur olan dönercide yarım ekmek dönerimi yerken her zaman olduğu gibi masamın altında kediler dolaşmaya başladı,bende içim el vermediğiden hepsine kıyak geçerek birer-ikişer parça döner attım.
Adanın olmazsa olmaz,sembolü niteliğindeki “deli kadın” ise yine elinde sopası her zaman olduğu gibi etrafta dolanıyor,gelen geçene küfür ediyordu…
Yemeğimi kedilerle birlikte paylaşıp karnımı doyurduktan sonra Sait Faik’in evine doğru yürümeye başladım.Faytonlara yaklaştığımda ise yemeğin üstüne hiç de teneffüs etmek istemediğim bir koku duydum,çareyi hemen bir faytona atlayıp oradan bir an önce kaçmakta buldum.Sait Faik’ in evine geldiğimde ise beni kötü bir sürpriz bekliyordu.Müze haline getirilen ev Pazar günleri kapalıydı.
Tekrar sahile indiğimde yapacak birşey kalmamıştı, bende fırsattan istifade ederek adayı gezmeye karar verdim ve adaya gidince ziyaret edilmesi olmazsa olmaz Kalpazankaya’ya gitmeye karar verdim.Bulunduğum yerden yani iskeleden yarım saat uzaklıkta olan Kalpazankaya’ ya güzel tarihi yapılara,bahçe ve konaklara bakınarak aheste bir yürüyüşle vardım.Tabii benim yarım saatte yürüdüğüm yol Prens Adaları’ nın biricik taşıtı faytonla on dakikalık bir mesafede.
Martı sesleri arasında ,çakıllar üzerinde yürümenin keyfini hiçbir yerde alamadığım için uzun süre yürüdüm.Bir süre sonra bütün günün yorgunluğunu ayaklarımda hissetmeye başladım ve iskeleye doğru tekrar yürüyüşe koyuldum.Toprak yol,biraz sonra asfalt yolla birleşerek keyfimi biraz kaçırdı.Zira ada çöplüğüne giden yoldan çöp kamyonlarından dökülen,saçılan poşetler,pislikler ormanın yeşilliğine alışkın gözlerim tarafından reddedildi.Her ne kadar yanmış olsa da yine de ağaçlarının hepsini kaybetmemişti Burgaz; ama vapurla adaya yaklaşırken gördüğüm o manzara içimi sızlatmadı diyemem.
İskeleye varıp,vapurun saatine baktığımda büyük ihtimalle yaza kadar ayrı kalacağım Burgazada’ da yirmi dakika daha kalacağımı gördüm.Vapuru beklerken,çevreye yayılan çörek kokusu beni bir pastaneye doğru yöneltti.Burada içtiğim bir çay, adadaki hoş anılarımı gözden geçirme fırsatı verdi bana.Vapur,iskeleye yanaştığında mecburiyetten ayağa kalkıp,vapura doğru yürümeye başladım,ayaklarım geri gidiyordu sanki ama elden birşey gelmiyordu.
Vapurdayken Burgazada’ ya uzaktan farklı bir gözle baktım,bana göre diğer adalardan daha heybetli,insanı kendine çeken bir görüntüsü var.Ah,bir de o yangın olmasaydı…

(*) : Antik çağda Burgazada’ nın ismi.