ANKARA İTİLAFNAMESİ: ( 21Ekim 1921 )

Fransa ile imzalanan Ankara Antlaşması’nın İskenderun Bölgesi ve Suriye-Türkiye sınırı ile ilgili maddeleri daha önce 21 Şubat 1921’de Londra’da toplanan konferans sonucunda Fransızlarla imzaladığımız anlaşmada da yer almıştı. TBMM’nin onaylamadığı bu antlaşmayı Ankara Hükümeti adına Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey, Fransa Hükümeti adına da A. Briand imzalamışlardı. İstanbul Hükümetinden bağımsız olarak gönderilen B. Sami Bey başkanlığındaki heyet, Ankara Hükümeti’nin yasallığını konferansa katılan müttefik güçlere onaylatmakla önemli bir görev başarmıştı. Ancak A. Briand ve B. Sami Bey arasında önce Londra, sonra Paris’te yapılan görüşmeler sonucunda, 11 Mart 1921’de imzalanan antlaşma, Türkiye ile Fransa arasında savaşa son vermekle birlikte olumsuz yönleri ağır basan bir antlaşmaydı. Ankara Hükümeti, bu antlaşmayı tanımadığı gibi, B. Sami Bey’ i de görevinden almıştır.
Kesilen görüşmeler Haziran 1921’de yeniden başladı. Fransız temsilcisi Franklin Bouillion ile Türkiye dışişleri bakanı Yusuf Kemal Bey arasındaki görüşmeler kesintiyle de olsa Sakarya Zaferi’nin ardından antlaşma zorunluluğu ve gerekliliğinin bilinci ile 21 Ekim 1921’de antlaşmayla sonuçlandı. Bizzat kendisinin de katıldığı görüşmeyi M. Kemal şöyle değerlendiriyordu: “ Bu itilaf name ile, siyasi, iktisadi, askeri, ila…hiçbir hususta istiklalimizden hiç bir şey feda etmeksizin eczayı vatanımızın kıymetli parçalarını işgalden tahlis etmiş olduk. Bu itilaf name ile amili milletimiz, ilk defa olarak düveli garbiye den biri tarafından, tasdik ve ifade edilmiş oldu.” Böylece Fransa ile savaş sona ererken, Misak ı Milli sınırlarımız ikinci defa büyük bir devlet tarafından tanınmış oluyordu.
Yedinci madde gereğince ise, İskenderun mıntıkası için “ bir usulü idare i mahsusa tesis olunacaktır. Mıntıka i mezkurenin Türk ırkından olan sekenesi harslarının inkişafı için her türlü teşkilattan müstefit olacaklardır. Türk lisanı orada Mahiyet i Resmiye’ ye haiz olacaktır. İtilaf namede Fransa ‘ya hiçbir konuda Türkiye’nin egemenliğini sınırlayabilecek önemli bir imtiyaz verilmemiştir. Öte yandan, İskenderun Sancağı’nın Suriye’ye terk edilmesi Türkiye bakımından önemli bir fedakarlık teşkil etmekteydi. Ankara Hükümeti, o zamanki şartlara rağmen bu fedakarlığa katlanmak zorunda kalmıştır. Bu sorun ancak 1939 yılında Hatay’ın Türkiye’ye katılması ile hal yoluna bağlanacaktır. Antlaşmanın imzalanmasında itilaf devletlerinin kendi aralarındaki çelişkiler ile Avrupa’da güçlü bir Almanya’nın karşısında destek arayışlarının rolü büyük olmuştur.
Özetle belirtirsek, Ekim 1921 Ankara Antlaşması, İskenderun – Antakya bölgesi için özel bir idarenin kurulmasını, Türkçe’nin resmi dil olarak kullanılmasını, bölge Türklerinin kültürel gelişmeleri için her olanaktan yararlanabilmelerini güvence altına alıyordu. Aynı antlaşma ile Türkiye – Suriye sınırları da saptanmış oluyordu. 24 Temmuz 1923’de imzalan Lozan Barış Antlaşması’nda kabul edilen Türkiye – Suriye sınırı 1921 tarihli antlaşmasındaki sınırlardır.
Son olarak şunu da belirtmek gerekir ki; “ Fransa bu itilaf nameyi 1920 tarihinde kendisine Suriye üzerinde tanınmış olan “Mandaterlik” sıfatı ile, bu sıfatın verdiği yetki ile ve Suriye nam ı hesabına imzalamıştı. Bu yetki milletler arası bir antlaşmaya dayanıyordu. Suriye ve Antakya – İskenderun bölgesi üzerinde kullandığı yetkiyi ilerde tekrar kullanarak 1938’de ve 1939’da antlaşma imzalayacak ve Hatay’ı aldığı gibi tekrar Türkiye’ye iade edecektir. Bu işlemlerde Suriye’nin hiçbir varlığı, talep edeceği hakkı ya da hükmi-hakiki bir varlıktan doğan yetkisi yoktu.”