Üç Deniz Ötesi-Ahmed Günbay Yıldız


Üç Deniz Ötesi-Ahmed Günbay Yıldız

Üç Deniz Ötesi-Ahmed Günbay Yıldız

Enes, tıp fakültesi son sınıfında okumaktaydı. Memleketinden uzaklarda, Taşkent’te okumaktaydı. Rusya’da komünizm sisteminin uygulandığı yıllardı. Bu yüzden de dinin gerektirdiklerini yapamıyordu. Ya biri görür haber verirse diye endişeleniyor. Herkese bir casus gözüyle bakıyor öyle yaklaşıyordu. Basit bir sürtüşme,kin,kapris veya adi bir iftira onu Sibirya’ya uzanan bir yolculuğa sürükleyebildi. Bu yüzdende gönül işleriyle fazla ilgilenmezdi.
Bir gün Enes’in yanına bir kız gelip hissiyatını açığa vurarak Enes’e ilanı aşk etmişti. İlk günler de Enes’in Sonya’ya karşı ilgisizliği sonraki günlerde eriyip giderek alakaya dönüşüyordu.
Artık ikisi de karar verip evlenmeyi düşünürler. Yalnız Enes Sonya’ya ailesinden izin alması gerektiğini söyler. Memleketi Buhara’ya bir mektup gönderip cevap bekler. Birinci mektupta cevap olumsuzdur. Ardından ikinci mektup gönderilir. Cevap yine olumsuzdur. Fakat Enes Sonya’ya ikinci mektubun olumlu olduğunu söyler ve evlenirler.
Sonya Hıristiyan bir ailenin bir çoğuydu. Fakat o bu dini tercih etmemişti. Din üzerine arayış içindeydi. Enes ile evlenmesi onu Müslümanlığa doğru itekliyordu. Fakat Enes’in dini konular üzerinde yetersiz oluşu onu hayal kırıklığına uğratmıştı. Sonya aynı zamanda komünist partisine üyeydi.
Enes Sonya’nın kendi aralarına bir casus olarak girdiği düşüncesi ortaya çıksa da Sonya’ya karşı sevgisi bunu öteliyordu.Zaten ailenin karşı çıkışının sebebi Sonya’nın bir casus olabileceğiydi.
Sonya ve Enes Buhara’ya Enes’in ailesini ziyarete giderler.Aile karara karşı çıkan Enes’i üzmemek niyetinde hem fikir olur.
Mansur Enes’in kardeşidir. Düşünce yapısı Enes’in düşüncelerine benzemiyordu. Onun hedefinde İslamı yayma düşüncesi vardı.Bir gün baba ile Mansur sabah erken kalkıp önceden anlaştıkları gibi pikniğe gidilecek ve orada Mansur din üzerine bir takım konuşmalar yapacaktı. Rus askerleri önceden haber almış olacaklar ki piknik alanına baskın yapmaya hazırlanıyorlardı.
Enes, baba ve Mansur’un evden ayrıldığını öğrenince başlarına bir şey gelir endişesiyle yanına Sonya’yı da alarak piknik alanına doğru yola koyuldular. Enes ve Sonya olay yerine geldiğinde polisler çevreyi sarmış, Mansur ve babayı hedef alarak nişana hazırlanıyorlardı. İki silah sesi çınlıyor…Mansur’un ve babanın bedeni yerde serili cansız olarak duruyordu. Bu hadiseye Sonya ve Enes tanık olmuşlardı.
Okul bitmiş ikiside Taşkent’te aynı hastanede çalışmaya başlamışlardı.
Mansur’un ve babanın ölümünden sonra Sonya, ezici bir suçluluk içinde davranışlarını bir türlü dengede tutamıyordu. Çünkü Enes’in polise Mansur ve arkadaşlarını kendisinin ihbar ettiği yönünde bir düşüncesi oluştuğunu düşünüyordu. Zaten Enes bunu davranışlarında da belli ediyordu. Enes’in zihninde “Sonya bir casus mu?” sorusu canlanıyordu.
Enes kafasında çözemediği problemler vardı. Mansur’un ölümünden sonra anladı ki yaşadığı hayat kendisi için anlam taşımıyordu. Hayatın asıl İslam ile yaşacağını geçte olsa anlamıştı . Aklına Mansur’un hocası Seyyid Han geldi ona sormak ve cevap bulmak istiyordu.
Enes Seyyid Han’a:”Ben bir müslüman çocuğuyum, dinin öğrenemedim yasak dediler bize. Bunu mazeret bildim. Sadece inkarcı olmamaya çalıştım” diyordu. Seyyid Han Enes’e yardımcı oluyor ona dini bilgiler veriyordu. Enes artık ibadetlerini yapıyordu yalnız Seyyid Han’a gittiğini Sonya’ya söylememişti
Enes’in geliş saatlerini aksatması Sonya,da kuşku uyandırdı. Acaba niye geç geliyordu?Bunu öğrenmeliydi. Enes’i takip ederek Seyyid Han’a gittiğini gördü.
Sonya Seyyid Han’a :”Enes’in Taşkent’teki tek dostu sizsiniz. Gelip gittikçe ona neler anlatmaktasınız ? Benden daha çok sizi özlemekte” diyordu. Seyyid Han dinin emir ve yasaklarını anlattığını söyledi. Sonya İslam’ı Seyyid Han ile yakından tanımış oldu.
Mansur adında bir çocukları olmuştu. Bu ismi Mansur’u yaşatmak için adını böyle koymuşlardı. Rusya’da çocuk doğduktan altı ay sonra devlet yakasına yapışıp çocuğu kreşe teslim ediyordu. Enes’in anası çocuğu yanına almak istediğini belirtmişti. Aile meclisi kararı vermişti Mansur anada kalacaktı.
Enes yine Seyyid Han’a gidiyordu. Arkasına bir casus takıldığının farkında değildi. Birkaç gün sonra ibhar edilmiş ve ardından da tutuklanıştı.O gün Sonya Enes’e boşanma davası açmıştı. Sonya boşanmayı Enes’i istemediği için değil bir iftiraya gitmemek, rejim damgası yememek için yapıyordu.
Enes için gidilecek mekan Sibirya’ydı. İki yıl sonra sürgünden Taşkent’e geri dönmüştü. Sonya’nın yanına uğradı. Sonya buradan hemen ayrılmasına söyledi. Çünkü Enes’i takip edenlerin olduğunu biliyordu. Enes birkaç eşya alıp Sonya’nın yanından ayrıldı. Buhara’ya gitmeyi düşündü. Hem anasını görecek hem de Mansur’la birlikte olacaktı. Bundan sonra Buhara Devlet Hastanesinde çalışacaktı.
Bir gün hastaneye bir hasta gelmişti. Hastanın elbiselerini yakınına verirken Amerika’ya seyahat bileti gördü. Hemen cebine attı. Birden zihninde şimşek çakmıştı. Hayatın yaşanmadığı bu ülkede kalmak istemiyordu. Amerika’ya gidecekti.
Ertesi gün anne ile vedalaşıp yola koyuldu. Sabah Enes’in gidişinin ardından polisler kapıya dayandı. Anaya Enes’i sordular. Ana bilmediğini söyledi. Bu söylediği polisler için onun suçsuzluğuna kanıt değildi bu rejime göre. Aslında suçluda değildi.
Sonya’da Enes gibi bir yolunu bulup Amerika’ya sığınmıştı. İkisi de artık Amerikan vatandaşıydı. Amerika’yı kendileri için üç deniz ötesi olarak görmüşlerdi. Rusya’nın baskısında Amerika gibi özgür bir ülkeyi tercih etmişlerdi. Fakat Enes ve Sonya Amerika’ya hayallerinde ki gibi bulamamışlardı. Amerika’nın Rusya’dan farkı yoktu iki sistemde çöküş sinyalleri veriyordu. İkisinde ki ortak özellik iki ülkenin de ahlaktan yoksun olmalarıydı. Edindikleri kanaat şu idi: Sosyalizm, devletin bizzat ferdin yakasına asılışı, komünizm dar ağacına çekişidir.
Amerika’da idiler fakat içlerinde ki evlat acısı dinmiyordu. Mansur yanlarında değildi. Mansur’u yanlarına almak istiyorlardı. Konsolosluğa başvuru yapılmış cevabın gelişi bekleniyordu.
Amerika’ya ikisi de beğenmemişlerdi. İslam ülkelerini araştırmaya karar verdiler. Orada yaşamak istiyorlardı. Mansur’u yanlarına aldıktan sonra buradan gitmeyi planladılar. Enes gönlünden geçen yerin Mekke-Medine olduğunu söyledi. Sonya’ya hacca gitmeyi teklif etti. Sonya bu isteği geri çevirmedi.
Hacca gitmişlerdi. Yer Safa-Merve arasıydı. Şimdi Hazreti Hacer rolü oynayacaklardı. Oğlu İsmail’e su bulmak için Safa’dan Merve’ye doğru üç defa koşup dört kez geriye dönen kalbi heyecan ve şefkatle çarpan Hacer’in rolünü. Sonya ismini Hacer olarak değiştirdi. Çünkü oda Hazreti Hacer gibi yaralı bir anne idi.
Amerika’ya geliş vaktiydi. Eve geldiklerinde kapıya bırakılmış bir not buldular. Acele konsolosluğa yazıyordu. Enes hiç vakit kaybetmeden konsolosluğa gitti. Mansur Rusya’dan alınmıştı.
Artık aile bir bütündü. Enes, Sonya ve Mansur…

Yazarın Hayatı:
1941 yılında Tokat’ın Reşadiye kazasına bağlı Kızılcaören köyünde doğdu. Annesi Saniye Hanım, babası Haydar Bey’dir
Öğrenimine köyünde başladı ve on yaşına kadar orada sürdürdü. Daha sonra babasının işi dolayısıyla Ankara’ya yerleşen ailenin bir ferdi olarak, Hüseyin Güllüce Ortaokulu ve Yeni Mahalle Lisesi’nde öğrenimini sürdürdü. Bu arada Edebiyata ilgi duydu ve şiirler yazdı. İlk zamanlarda şiir bir tutku haline gelmişken, zamanla edebiyatın diğer dallarına ilgi duydu. Hikayeler ve makaleleri muhtelif dergi ve gazetelerde yayınlandı.
En önemli çıkışını romanla yaptı ve romanda karar kıldı. İlk eseri “Çiçekler susayınca Yeni Asya gazetesinde, ikinci eseri “Yanık Buğdaylar” Milli Gazete de ve “Figan”da Türkiye gazetesinde yayınlandı ve daha sonra kitap haline getirildi. Bunu diğer romanları takip etti.
Yazar, eserlerinde Türk toplumunun her kesimini ele aldı ve işledi. İyi ve kötü yönleri ile İnsan ile Toplum arasındaki etkileşimin ötesindeki sebepleri tespit ve gözler önüne serdi. Daha sonra da çözümü net bir şekilde gösterdi.

Romandaki Karakterler:

Enes:

Toplumsal Yönü:Kişilere karşı kırıcı olmayan,toplum içine çıkmaya çekinen,başkaları tarafından yadırganan kişiliğe sahip,özgürlüğüne düşkün,hayata küsen,suskun
Psikolojik Yönü:İçine kapalı,arzularına dışa vuramayan,sitemkar,kararsız,sıkılgan,şüpheci
Ruhsaluygusal,iç aleminde ağlayan, çocuksu,ümitsiz,sabırlı

Sonya:

Toplumsal Yönü:Misafir sever,hoşgörülü,dertlerini paylaşmak isteyen, insanları tahlil gücü kuvvetli,özgürlüğüne düşkün
Psikolojik Yönü:Meraklı,istekli,inatçı,samimi,
Ruhsal Yönü:Acıyan,razı olan,ümitsiz,kararsız,sıkıntılı,kendisiyle çelişen,sabırlı

Mansur(kardeş):

Toplumsal Yönü:Birlik ve beraberlik duygusu,cesur,hayat ile barışık,saygılı,yardımsever
Psikolojik Yönü:Kararlı,istekli,hırslı,yılmayan
Ruhsal Yönü:Hayalci,maceracı,hissiyatlı,ümitli

15 Kasım 2010 Saat : 10:19
Bu Yazı Hakkında Yorumunuz Nedir?

Üç Deniz Ötesi-Ahmed Günbay Yıldız Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

 Son Yazılar FriendFeed

Sponsorlu Bağlantılar

Ödev Ödev