Türkiye – türk cumhuriyetleri ekonomik ve ticari ilişkileri


Türkiye – türk cumhuriyetleri ekonomik ve ticari ilişkileri

Türkiye – türk cumhuriyetleri ekonomik ve ticari ilişkileri

Fatih TURHAN*

I. Giriş
Sovyetler Birliği’nde uygulanan glasnost ve perestroyka (açıklık ve yeniden yapılanma) politikaları, Sovyetler Birliği’nin çözülmesine ve yıllardan beri Rusların egemenliği altında yaşayan Türk unsurların ulusal kimliklerini kazanarak bağımsız devletlerini kurmalarına olanak sağlamıştır.
Öte yandan Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile birlikte askeri ve ideolojik bloklaşmaların yerini ekonomik ve kültürel bütünleşme sürecinin alması, geçmişte geniş bir alanda siyasi ve ekonomik gücü elinde bulunduran ülkemiz açısından yeni stratejiler yaratılması ihtiyacını doğurmuştur. Günümüzde, ülkelerin uluslararası arenadaki siyasi güçlerini, sahip oldukları nüfuz alanları belirlemekte olup, bu gelişme dış politikaların oluşturulmasında ekonomik çıkarların temel alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Tüm bu gelişmeleri yakından izleyen Türkiye; coğrafi avantajı, tarihi ve kültürel bağlarının yanı sıra, son yıllarda uluslararası pazarlarda büyük başarı gösteren girişimcileri sayesinde Türk Cumhuriyetlerinde önemli bir ekonomik aktör olmuş ve gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek düzeye ulaşmıştır.

II. SSCB Dönemi Ekonomik Yapılanma
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte bağımsızlıklarına kavuşan ülkelerin karşılaştıkları ekonomik sorunları ve Türkiye’nin bu coğrafyadaki yerini daha iyi anlayabilmemiz için, öncelikle Sovyet dönemi ekonomi politikalarının kısa bir analizinin yapılmasında fayda bulunmaktadır.
SSCB dönemi ekonomi politikaları, genel hatlarıyla dikey sanayileşme temeline dayanmıştır. Bu politikanın ana unsuru, üretim süreçlerinin dikey bir yapıda çeşitli bölgelere yayılması, üretim aşamalarının bir bölgede başlayıp bitmesine imkan tanınmaması, hammadde temininden, ara üretim safhalarına ve nihai üretime kadar tüm aşamaların farklı bölgelere dağıtılması suretiyle, Birliği oluşturan Cumhuriyetlerin bağımsız üretim kapasitelerinin en asgari düzeyde tutulması prensibine dayanmaktadır. Bu tarz sanayileşme politikası, 1991 yılında Sovyetlerin dağılmasının ardından, yeni bağımsız ülkelerin karşılaştıkları ekonomik darboğazların ve serbest piyasa ekonomisine geçiş sürecinde yaşadıkları ciddi sıkıntıların temel nedeni olmuştur.
Sovyet dönemi ekonomik yapılanması uygulama açısından incelendiğinde, bu dönemde Özbekistan’da üretilen pamuğun % 96’sının işlenmek üzere Rusya, Ukrayna ve Belarus’a gönderildiğini, dünyanın üçüncü en büyük alüminyum fabrikasının Tacikistan’da kurulduğunu, ancak üretimin temel girdisi olan alüminyumun Ukrayna’dan getirildiğini görüyoruz.
Kısacası, Sovyetler dönemi ekonomik yapılanması, coğrafi ve etnik farklılıklar dikkate alınarak, planlı bir şekilde inşa edilmiştir. Amaç; dil, din, ırk, kültür ve tarih birliği olmayan toplumların iktisadi bağımlılık temelinde bir arada tutulmasıdır.

III. Dağılma Süreci ve 1991 Sonrası Gelişmeler
1991 yılı dünya tarihinde hızlı ve beklenmeyen gelişmelerin yaşandığı bir yıl olmuştur. Gorbaçov’un glasnost ve perestroyka politikaları Sovyetlerin dağılma sürecini hızlandırmış, imparatorluğu kurtarma arayışları başlamıştır. Gorbaçov’un hazırladığı Yeni Konfederasyon teklifine karşılık Boris Yeltsin yeni bir Birlik tezini ileri sürmüş ve 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya, Ukrayna ve Belarus liderleri bir araya gelerek, SSCB’nin resmen dağıldığını, buna karşılık Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kurulduğunu açıklamışlardır. Slav birliği olarak kurulan BDT, daha sonra Türk Cumhuriyetlerinin yanı sıra Moldova, Gürcistan ve Ermenistan’ın da katılımıyla 12 ülkenin yer aldığı bir topluluk haline gelmiştir.
Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıktan bugüne izledikleri politika, kazanılan siyasi bağımsızlığın, ekonomik bağımsızlık ile pekiştirilmesi temeline dayanmıştır. Bu dönemde bir yandan milliyetçiliğin geliştirilmesi suretiyle ulus-devlet olma çabaları sürdürülürken, bir yandan da iktisadi bakımdan kendi ayakları üzerinde durma çabaları başlamıştır. 1991 sonrası Türk Cumhuriyetleri ekonomileri, mevcut yapının yıkılmış olması ve serbest piyasa düzeninin işleyişini sağlayacak sosyal, politik ve hukuki kurumların kurulamaması nedeniyle sıkıntılı bir dönüşüm sürecine girmiştir.
Tablo 1: Türk Cumhuriyetleri Petrol Rezervleri

Kaynak: Statistical Review of World Energy, BP, 2006

Tablo 2: Türk Cumhuriyetleri Doğal Gaz Rezervleri

Kaynak: Statistical Review of World Energy, BP, 2006

Özellikle Hazar havzasındaki büyük petrol-doğal gaz rezervleri, ABD’yi bölgeye çekerken, dünyanın en önemli petrol-doğal gaz ithalatçısı olan AB ve Çin’in de bölgeye ilgisini tetiklemiş; Rusya ise, ekonomik yaşam alanı olarak gördüğü bölgenin kontrolünden çıkmaması için politikalar geliştirmeye başlamıştır.

Tablo 3: Demografik Yapı
Kaynak: DTM ve DEİK Ülke Bültenleri

Tablo 4: Coğrafi Özellikler
Kaynak: DTM ve DEİK Ülke Bültenleri
Türk Cumhuriyetlerinin demografik ve coğrafi yapısına baktığımızda yaklaşık 60 milyonluk bir nüfusun 4 milyon km2’ye yaklaşan bir alanda yaşadığı görülmektedir. Engin doğal kaynaklara sahip bu alanın ekonomik potansiyeli ise tartışılmazdır. Bu potansiyelin başarılı bir şekilde değerlendirilmesi halinde kişi başına milli gelir açısından dünya sıralamasında üst sıralara çıkabileceklerdir.

Tablo 5: GSYH
GSYH
(Milyar ABD Doları) Reel Büyüme
(%) Kişi Başına GSYH
(ABD Doları)
Kazakistan 71,1 8,3 4.709
Özbekistan 14,2 7,2 535
Azerbaycan 21,2 25,6 2.501
Türkmenistan 6,8 9 1.326
Kırgızistan 2,6 5 508
Toplam 115,9
Türkiye 378,4 5 5.201
TOPLAM 494,3
Kaynak: EIU

Türk Cumhuriyetlerinin 1992-2006 dönemindeki ekonomik performanslarına bakıldığında, hızlı bir büyüme trendinin yakalandığı görülmektedir. 1997 Asya ve 1998 Rusya mali krizleri ile önemli bir ekonomik darboğaz yaşayan bu ülkeler, 2000 yılından itibaren tekrar büyüme sürecine girmiştir. Bölge ülkelerinde ekonomik istikrar büyük ölçüde sağlanmış, petrol ve doğal gaz kaynaklarının değerlendirilmesi ve bu ürünlerin fiyatlarında yaşanan yüksek artışla birlikte, üretimde çeşitlilik olmasa da, ekonomik kalkınma trendi yakalanmış ve yıllık ortalama % 8 düzeyinde bir büyüme sağlanmıştır. 2006 yılı verilerine göre Türk Cumhuriyetlerinin toplam GSYH’leri 116 milyar dolar düzeyindedir.
Türk Cumhuriyetlerinin göz kamaştıran doğal kaynakları ve geliri hızla artan tüketici potansiyeli, bağımsızlık sonrasında bu ülkelere doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının hızlı bir şekilde akması sonucunu doğurmuştur. 2005 yılı sonu itibariyle 40 milyar dolar’a ulaşan yabancı sermaye yatırımları çoğunlukla hidrokarbon sektöründe yoğunlaşmıştır.

Tablo 6: Yabancı Sermaye Yatırımları
2005 Yılı DYY
(Milyar ABD Doları) Toplam DYY Stoku
(Milyar ABD Doları)
Kazakistan 1,74 22,73
Özbekistan 1,68 13,90
Azerbaycan 0,06 1,36
Türkmenistan 0,05 0,96
Kırgızistan 0,05 0,70
Toplam 3,58 39,65
Türkiye 9,68 29,69
Avrasya Toplamı 36,70 69,86
Kaynak: UNCTAD

IV. SSCB Döneminde Türkiye – Türk Cumhuriyetleri İlişkileri
Türk-Sovyet ilişkilerine bakıldığında, ilişkilerin Moskova merkezli yürütüldüğü, Kafkaslar ya da Orta Asya ile doğrudan ya da dolaylı olarak bir ekonomik ilişki tesis edilmediği görülmektedir. Ancak, Sovyetler ile ekonomik ilişkilerimizde, özellikle 1960’lı yılların sonundan itibaren daha pragmatik yaklaşımlar sergilenmiş, bu dönemde iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin siyasi kaygılardan bağımsız olarak geliştirilmesini öngören bir politika her iki ülkede de benimsenmiştir.
Bu politika çerçevesinde, 1960’lı yılların sonunda imzalanan “Türkiye’de Sınai Tesisler Kurulmasına İlişkin Anlaşma” kapsamında, İskenderun Demir-Çelik ve Seydişehir Alüminyum tesisleri, Aliağa Petrol Rafinerisi, Oymapınar Hidroelektrik Santrali gibi ağır sanayi tesisleri Rus kredisi ve teknolojisi ile yapılmış, kredi geri ödemelerinin önemli bir bölümünün de Türkiye’den Sovyetlere mal ihracı ile yapılması kararlaştırılmıştır.
1984 yılında ise Türk-Sovyet ekonomik ilişkilerini yeniden şekillendiren, SSCB’den Türkiye’ye doğal gaz satışına ilişkin anlaşma kapsamında alınacak doğal gazın bedelinin bir bölümünün Türkiye’den Sovyetlere mal ve hizmet ihracı ile ödenmesi öngörülmüş ve bu sistem sayesinde Türk firmaları Rusya’yı keşfetmişlerdir. Bugün Türk müteahhitlerinin tüm Avrasya coğrafyasında 42 milyar doları aşan bir müteahhitlik pazarına sahip olmalarının temelinde bu anlaşma yatmaktadır.

V. SSCB’nin Dağılmasının Türkiye Açısından Değerlendirmesi
1991 yılı sonunda SSCB’nin dağılmasını izleyen yılları Türkiye’nin Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerinde duygusal yoğunluk ve ekonomik etkinliğin hakim olduğu dönem olarak tanımlamak mümkündür. Bu dönemde özellikle Türk devletlerine büyük bir siyasi-ekonomik çıkartma başlatılmış, tüm bölge ülkeleri ile ticari-ekonomik işbirliği anlaşmaları imzalanmış, teknik yardım programları hazırlanmış, Türkiye İhracat Kredi Bankası kredileri açılmıştır.

Tablo 7: Orta Asya Cumhuriyetlerine Açılan Krediler
Kaynak: DTM Ülke Bültenleri

Bu dönemde, Batılı işadamları güvenlik sorunları ve yüksek ekonomik riskler nedeniyle bölgeye ihtiyatlı yaklaşırken, Türk işadamları tüm bölgede aktif bir şekilde yerlerini almışlardır. Ancak, bu dönemde yürütülen çalışmalarda duygusal ağırlığın hakim olması ve ikili ve bölgesel ilişkilerin sürdürülebilir bir strateji çerçevesinde koordine edilememiş olması, başlangıçtaki beklentilerin gerisinde bir ilerleme sağlanması sonucunu doğurmuştur.
Yine bu dönemde Rusya’nın bölgedeki etkinliğinin yeterli doğrulukta hesaplanamaması ya da değerlendirmelerin Rusya’nın 1991 yılındaki ekonomik durumuna göre yapılması, buna karşılık, özellikle hızla artan petrol ve doğal gaz fiyatlarına bağlı olarak Rusya’nın ekonomik gücünün ve bölgedeki etkinliğinin hızla artması, yürütülen çabaların umulan sonuçları vermemesi sonucunu doğurmuştur.
SSCB kendi iç dinamikleri sonucunda parçalanmış; birkaç ülkeyi hariç tutarsak, Cumhuriyetlerin büyük çoğunluğu kendilerini birden bire bağımsız bulmuşlar ve BDT çatısı altında gevşek bağlarla tekrar birbirlerine yakınlaşmışlardır. Dolayısıyla, Avrasya’nın yeni devletleri bir yandan Rusya’ya olan ekonomik bağımlılıklarını azaltmaya çalışırken, bir yandan da Rusya ile yakın ilişkiler tesis etmişlerdir. Bu gelişmelerin hemen ardından Türkiye’nin Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’ni tesis etmesiyle birlikte bu ülkelere yönelik yürütülebilecek ticaret politikası seçenekleri azalmış, 1997 Asya ve 1998 Rusya krizleriyle birlikte Avrasya ülkeleri ekonomilerinde daralma ve belirli bir dönem içe kapanma yaşanmıştır.

VI. Türk Cumhuriyetleri İle Ticari İlişkilerde Gelinen Nokta
1991-2006 döneminde, tüm olumsuzluklara rağmen, Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerde çok büyük gelişmeler, atılımlar, başarılar kaydedilmiştir.
Bugün Türk Cumhuriyetleriyle olan ekonomik ilişkiler çok boyutlu olarak sürdürülmektedir. İlişkilerimiz 2000 yılında Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından uygulamaya konulan “Komşu ve Çevre Ülkeler ile Ticari ve Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi” çerçevesinde geliştirilmektedir. Bu strateji Türk Cumhuriyetleri de dahil olmak üzere pek çok ülke ile ilişkilerin her alanda güçlendirilmesini hedeflemektedir.

Tablo 8: Orta Asya Cumhuriyetleri İle İkili Anlaşmalar

Kaynak: DTM Ülke Bültenleri
Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmaları, Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmaları, Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşmaları, Ortaklık ve İşbirliği Anlaşmaları, Uzun Vadeli Ekonomik İşbirliği Programları, Ekonomik İşbirliği Eylem Planları, Karma Ekonomik Komisyon Toplantıları (KEK); Ulaştırma, Turizm, Bankacılık, Gümrük, Standardizasyon vb. Teknik Alanlarda İşbirliği Anlaşmaları; Fuarlar, Ticaret Heyeti, Müteahhitlik Heyeti ve İş Konseyi Toplantıları; Ticaret Merkezleri (TTM), Türk Eximbank Kredileri bu stratejinin temel araçlarıdır.
Türk Cumhuriyetleriyle ilişkilerin yasal altyapısını teşkil eden bu anlaşmaların önemli bir kısmı tamamlanmıştır. 1992 yılında 284 milyon doların altında olan Türk Cumhuriyetleri ile dış ticaret hacmi, 2006 yılı sonunda 4 milyar doları aşmış; bu geniş coğrafyanın dört bir yanında inşa edilmiş otel, hastane, iş merkezi, yol, köprü gibi bir çok prestij projesi Türk müteahhitleri tarafından gerçekleştirilmiştir. 2006 yılı sonu itibariyle müteahhitlerimizin üstlendiği projelerin toplam değeri 18 milyar dolara ulaşmış, Türkiye artık bu bölgede müteahhitlik alanında bir marka haline gelmiştir.

Tablo 9: Türkiye’nin Orta Asya Cumhuriyetleri ile Dış Ticareti (2006-milyon ABD doları)
Kaynak: DTM Ülke Bültenleri

Grafik 1: Dış Ticaretimizin Ülkelere Göre Dağılımı
İhracat İthalat

Tablo 10: Türkiye’nin Orta Asya Cumhuriyetleri İle Dış Ticaretinin Gelişimi ve 2010 Yılı Tahmini (Milyon ABD doları)
Kaynak: DTM Ülke Bültenleri
Grafik 2: Dış Ticaretimizin Gelişimi

Tablo 11: Türkiye’nin Orta Asya Cumhuriyetlerindeki Müteahhitlik Hizmetleri (ABD doları)
Ülke 2003’e Kadar 2003 2004 2005 2006 Toplam
Azerbaycan 1.739.545.237 63.235.045 278.120.025 15.414.760 115.040.610 2.211.355.677
Kazakistan 3.733.641.661 288.251.309 232.158.046 1.486.299.256 1.159.519.556 6.899.869.828
Kırgizistan 330.603.843 0 24.954.602 10.432.456 43.500.000 409.490.901
Özbekistan 1.543.316.874 12.470.161 33.154.307 33.000.000 0 1.621.941.342
Tacikistan 102.615.771 16.298.000 6.096.326 6.743.063 81.927.441 213.680.601
Türkmenistan 5.446.553.410 250.882.472 290.935.419 246.404.983 458.899.206 6.693.675.490
Toplam 12.896.276.796 631.136.987 865.418.725 1.798.294.518 1.858.886.813 18.050.013.839
Kaynak: DTM Ülke Bültenleri

Yatırımlara bakıldığında ise, tekstil-konfeksiyon, gıda, turizm, iletişim, mağazacılık, eğitim, inşaat malzemeleri, mobilya, bankacılık, elektronik gibi pek çok sektörde toplam değeri 5,7 milyar doların üzerinde yatırım gerçekleştirilmiş; iş adamlarımız, bulundukları ülkelerde katma değer üreterek, istihdam sağlayarak, vergi ödeyerek ülke ekonomilerine katkıda bulunmuşlardır.
Tüm bu gelişmeler, ikili işbirliğinden çok boyutlu ortaklıklara geçişi hedefleyen stratejimizin somut projeler esasında uygulamaya konulmasına imkan sağlayacak altyapının çok büyük ölçüde tamamlandığını göstermektedir.

Tablo 12: Türkiye’nin Orta Asya Cumhuriyetlerindeki Yatırımları (Milyon ABD doları)
Kaynak: DTM Ülke Bültenleri

VII. Sonuç ve Hedefler
4 milyon m2 yüzölçümü ve 60 milyon nüfusa sahip olan Türk Cumhuriyetleri, 83 milyar dolar tutarındaki GSMH’si, yaklaşık 74 milyar dolar tutarındaki dış ticaret hacmi ve yıllık ortalama % 8-10 düzeyinde gerçekleşen büyüme hızı ile dünya ekonomi ve ticareti için cazibe merkezi olma yolunda süratle ilerlemektedir. Dünya petrol rezervlerinin % 4’ü ile doğal gaz rezervlerinin % 5’inin Türk Cumhuriyetlerinde bulunması ve bölgeye son 15 yıl içinde çeşitli sektörlerde 39 milyar dolara yakın doğrudan yabancı sermaye akışı gerçekleşmesi, bölgenin ekonomik olduğu kadar stratejik önemini de ortaya koymaktadır.
Bölgenin refahı büyük ölçüde enerji kaynaklarının nasıl değerlendirileceğine bağlıdır. Bu kaynaklardan en iyi şekilde yararlanarak, bölge içi ticaret ve yatırımların canlandırılması, böylece bölge ülkelerinin ekonomilerinin güçlendirilmesi ve halen sadece doğal kaynaklara dayalı olan ekonomik yapının çeşitlendirilmesi gerekmektedir. Örneğin bölge, dünyanın belki de en kaliteli pamuğunu üretmesine rağmen, Türkiye dışında henüz tekstil sanayi alanında ciddi bir atılım gerçekleştirememiştir.
Bölge ülkeleri enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve dünya pazarlarına ulaştırılması yönünde ciddi ilerleme kaydetmiştir. Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan gibi petrol ve doğal gaz ihracatçısı ülkelerde % 10’lara varan ekonomik büyüme kaydedilmiştir. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz hatlarının yanı sıra, Çin doğrultusundaki bazı projelerin de hayata geçirilmesiyle bu büyüme süreci daha da güçlenecektir. Bu noktada, Türkiye ile Türk Cumhuriyetleri arasında yeni işbirliği modellerinin hayata geçirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.
Zira güçlü bir dalga şeklinde dünyayı saran küreselleşme hareketi, uluslararası rekabette ayakta durmanın önkoşulu olarak bölgeselleşme çabalarını ön plana çıkarmış; Afrika’da, Uzak Doğu’da, Avrupa’da ve Amerika’da bölgesel işbirliği modellerine ağırlık verilmesi sonucunu doğurmuştur.
Bu çerçevede siyasi, kültürel ve ekonomik yakınlığın getirdiği avantaj da dikkate alındığında Türk Devletleri arasında benzeri bir oluşuma gidilmesinin zaruri olduğu ortaya çıkmaktadır. Türkiye ve diğer Türk Cumhuriyetleri arasında bir ekonomik entegrasyonun altyapısını oluşturmak öncelikli hedefimiz olmalıdır. Birbirlerini tamamlayan ekonomilere sahip olan bu ülke grubu halihazırda gösterdikleri performansı, birlikte hareket ederek çok daha üst seviyelere taşıyacaklardır.
Diğer taraftan, üzerinde durulması gereken bir başka konu ise taşımacılıktır. Hızlı, güvenli ve ucuz taşımacılık, üretimin dünya pazarlarına etkin bir biçimde ulaştırılmasının temel koşuludur. Bu konuda özellikle demir yolu ve tren-konteynır taşımacılığı önem arz etmektedir. Bu amaçla, İstanbul-Almatı tren-konteynır hattının tanıtımı ve teşvik edilmesi için 2005 yılından itibaren “İpekyolu Fuar Treni Projesi” ile birlikte, bu konuda somut adımlar atılmıştır. Kars-Tiflis Demir yolu projesinin de hayata geçirilmesi ile birlikte, Türkiye -Kafkasya-Orta Asya güzergahında demir yolu ile kesintisiz taşıma imkanına kavuşulacak, aynı zamanda Asya’nın Avrupa ile demir yolu bağlantısı da sağlanacaktır.
Bu gerçekten hareketle Türkiye’nin Türk Cumhuriyetlerine yönelik olarak geliştirdiği ticari ve ekonomik işbirliği stratejisi, sahip olunan kaynakların ortak fayda temelinde kullanılacağı politikaların oluşturulması ve üretim-paylaşım stratejileri geliştirilerek rekabet ortamından çok boyutlu işbirliği temelinde ortaklıklar kurulması sürecine geçişin sağlanmasıdır.
Bu çerçevede Türk Devletleri arasındaki işbirliğinin temel çıkış noktasının hidrokarbon kaynaklarının üretimi ve dünya piyasalarına pazarlanması, serbest ticaret bölgeleri oluşturulması, ticaretteki tarife dışı engellerin kaldırılması, ortak yatırım programları oluşturulması, ortak tahkim mekanizması kurulması; KOBİ’ler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi suretiyle orta vadede mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımını sağlayacak bir bütünleşme modelinin hayata geçirilmesi olmalıdır.
Üretim faktörleri ile birlikte insan gücünün de birleştirildiği bir Türk Devletleri ortak platformu, Türk Dünyasının uluslararası politika ve ekonomi sahnesinde başat güçlerden biri olmasını sağlayacak ve Doğu ile Batı arasındaki medeniyetler uzlaşması çalışmalarına yardımcı olacaktır.

Kaynakça:
BP, 2006. Statistical Review of World Energy, http://www.bp.com/productlanding.do?…tentId=7033471
DEİK, 2005. Avrasya Nereye Gidiyor, Küreselleşme Çerçevesinde Bölgesel Etkileşimler, Ankara: DEİK.
DEİK, 2007. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Ülke Bültenleri, http://www.deik.org.tr/pages/TR/DEIK…n.aspx?IKID=10
DTM, 2007. Dış Ticaret Müsteşarlığı Ülke Bültenleri, http://www.dtm.gov.tr/dtmweb/index.c…kID=262&dil=TR
EIU, 2007. Country Reports, http://www.eiu.com/index.asp?layout=…_id=1680000968
UNCTAD, 2007. Country Fact Sheets, http://www.unctad.org/Templates/Page…ID=3198&lang=1

9 Aralık 2010 Saat : 10:26
Bu Yazı Hakkında Yorumunuz Nedir?

Türkiye – türk cumhuriyetleri ekonomik ve ticari ilişkileri Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

 Son Yazılar FriendFeed

Sponsorlu Bağlantılar

Ödev Ödev