Sinemanın İcadı


SİNEMANIN İCADI

Sanatın doğuşundan bu yana insanoğlu, gözleriyle algıladığı dünyanın görüntüsünü resim ve heykelle yakalamaya çalışmıştır…

Orta çağ’da ve daha sonra Rönesans’ta, Leonardo da Vinci’nin (1452-1519) “camera obscura”sı gibi karanlık oda yöntemleri

ile nesnelerin bir duvar üzerine görüntülerinin yansıtılması sağlanmıştır.”Büyülü fenerler” her zaman insanı hayallere yöneltti.Bu gösteri, buluşların artması ile birlikte çeşitli sahnelerin daha nitelikli biçimde perdeye yansıtılarak seyredilmesine imkan verdi: 1798’de Belçikalı gölge oyunları ustası Robertson, küçük bir salonda” görüntü oyunları”nı.
Fransız Emile Reynaud (1844-1918) gibi mucitler sayesinde de sabit görüntüden hareketli görüntüye geçildi.
Nicephore Niepce (1765-1833) ilk fotoğrafla görüntüyü sabitleştirirken, 19.yy’ın sonundan itibaren de araştırmacılar hareketi aktarma çabasına giriştiler.Böylece görüntü kaydetme ve yansıtma araçlarının geliştirilmesinde ve film üretimi üzerinde çalışan insanların keşifci ve icatcı ruhları sayesinde Fransız,Alman ve Amerikan olmak üzere üç vatanlı ilk sinema makinesi sinematograf doğdu.

Teknik gelişmelerin sonucu olan sinematograf, kişilikleri ve olayları yansıtmadaki özgünlüğü sayesinde 20.yy’da 7. sanat haline gelecektir…Teknik ile sanatın birleşmesi, bir çeşit hokkabaz denilebilecek gölge oyuncuları tarafından sunulan panayır eğlencesinden, dünya çapında dev bir sanayinin yönettiği karmaşık ve kapsamlı yapımlara dönüşen yeni bir gösteri biçimi yarattı.

SABİT GÖRÜNTÜDEN KESİKLİ GÖRÜNTÜYE…

Bu cesur öncüler tıpkı sihirbazlar gibi önce cam, sonra kağıt üzerine aktarılan desenlerin boyalı görüntülerini aydınlatılmış bir duvar üzerinde göstermeyi başardılar…

Bu “Büyülü fenerler”,insanları çocukluk anılarına geri götürür.Gene de, ilk gösterileri izleyen seyirciler, karanlık bir salonun ucunda beliriveren parlak görüntüler karşısında ürpermek veya hayallere dalmak için aileleri ile birlikte gelen yetişkinlerdi.Bu gösteri, fenerin sönmesi ile, oyuncuların içinde kaybolduğu bir tiyatro gibiydi.Birbirini izleyen sabit görüntüler insanları şaşırtıyor veya eğlendiriyordu.İki görüntü arasındaki bağlantıyı kuran ise, seyircinin hayal gücüydü.
1828’de Belçikalı fizikçi Joseph Plateau görsel etkinin belirli bir süre sürdüğünü keşfetti: bir ışık duyumu, bu ışığın yok olmasından sonra bile retine üzerinde hemen hemen saniyenin onda da biri kadar kalıyordu.Bu saptamadan sonra, bir mekanda geçen bir sahneyi anlatan kesikli görüntüleri art arda yansıtmayı sağlayan çeşitli araçlar üretilecekti.
Görüntüler, yeterince hızlı gösterilmeleri halinde, birbirini izleyen sabit görüntülere göre çok daha “canlı”, genede göze kopuk kopuk glen görüntülere dönüşüyordu.
Plateau’nun buluşu olan fenakistiskop 1877’de, Emile Reynaud’nun praksinoskop için patent hakkı almasını sağlamıştır.Praksinoskopta, güçlü bir şekilde aydınlatılmış bir ayna çemberi önünden geçen kağıt şerit üzerinde, değişik görüntülerin birbirini dairesel oalrak izlemesi ile hareket oluşuyordu.Göz yanılması ancak silindirin bir dönüşü kadar sürmekte…ve yeniden bağlamaktadır…
Reynaud gösteriyi uzatmak amacıyla bir çıkrığa sarılmış ve art arda gelen delikler üzerinde bir çark aracılığı ile ilerleyen daha uzun bir şerit geliştirdi; filmin atası böylece doğmuş oldu…
1892’den 1900’e kadar Reynaud 10.000 den fazla hareketli küçük skeç gösterisi gerçekleştirecektir.Bu dahi öncünün son filmlerinden biri olan Autoure d’un Cabine, “Bir Kameranın Çevresinde”, (1894) elle çizilmiş ve boyanmış toplam 636 görüntüden oluşuyordu….

HAREKETLİ GÖRÜNTÜ, BİR UZMANLIK DALI

(Gözün algıladığına yakın nitelikte hareketli görüntüler elde etme uğraşı,aynı dönemlerde değişik ülkelerd tutkulu araştırmalara yol açtı…)

Amerikalı fotoğraf sanatcısı Eadweard Muybridge’in (1830-1904) ve Fransız fizyolog E.J.Marey’in (1830-1904), insan veya hayvan gövdesinin hareketini, fotoğrafla saptanan anlara bölmeyi başarması ile Fransa,Amerika Birleşik Devletleri,İngiltere ve Almanya’da ki mucitlerin yaratıcılığı da hızla gelişir…Marey bu görüntüleri bir şeride kayıt ederek filmi bulur ancak bu film hnüz delikli değildir ve hala kesik kesiktir.

-En iyi nitelikli görüntü nasıl elde edilebilir ve nasıl daha iyi kaydedilebilir?
-Hangi yöntem ışığın daha kolaylıkla geçişini sağlar?
-Görüntülr, nasıl yansıtılırsa, gerçeklik duygusu en iyi verilebilir?

Dünyanın dört bir köşesinde mucitler, sinema kamerasının ve projektörün yapımı üzerinde çalışırler ve; aynı zamanda araçların ve filmin de üzerinde araştırmalar yapmak ve çalışmak gerekmektedir.Filmelerin ısıya, tekrar tekrar gösterilmeye karşı dayanıklı olması sağlanmalıdır.
Buluşların patent hakları Avrupa’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nde verilir.1889’da, G.Eastman selüloz nitratı esas alan esnek ve saydam bir film icad eder. 35 mm’lik film Eastman fabrikalarında üretilir ve 1891 yılında Edison, panayır ve sergilerde filmi tek kişinin seyretmesine imkan veren kinetoskobu gerçekleştirir.Charles Cros’un (1877)paleofonu ve gene kendi buluşu olan fonograftan(1878) sonra Edison, 1892 yılından itibaren görüntü ve sesi bir araya getirmeye çalışır.O sırada
Leon Bouly de “sinematograf” ismini bulmuştur.Almanya’da da biyoskobun mucidi Max Skladanowsky bir kasım 1895 tarihinde ilk gösterisini sunar: 48 görüntülü her filim aşağı yukarı 10 saniye sürmektedir.Fransa’da Louis Lumiere(1864-1948), saniyede 16 görüntüyü düzenli aralıkla yansıtan aracını geliştirmden önce gümüşlü jelatin-bromüre duyarlı bir plaka yapmış ve sınai üretimine geçmiştir.Louis ve Auguste Lumiere kardeşler 13 Şubat 1895 tarihinde patent haklarını alırlar.Aynı yılın 22 Martı’nda, ilk gösterim yapılır.28 Aralık’da ise Paris’te, Grand Cafe’de halka açık ilk “sinema” gösterimi, salonu dolduran seyircilerin şaşkın bakışları karşısında illüzyonist Georges Melies tarafından gerçekleştirilir.

6 Temmuz 2011 Saat : 7:53
Bu Yazı Hakkında Yorumunuz Nedir?

Sinemanın İcadı Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

 Son Yazılar FriendFeed

Sponsorlu Bağlantılar

Ödev Ödev