Samarra Şehri


Samarra Şehri

SAMARRA ŞEHRİ

Bağdat’ın yaklaşık 95 kilometre kuzeydoğusunda bulunan ve nüfusunun çoğunluğunu Sünnilerin oluşturduğu Samarra şehri, 836 yılında Abbasi Halifesi Mutasım’ın Türk generali Eşnas tarafından, halifeye ve ücretli Türk ordusuna yeni bir yerleşim yeri sağlamak amacıyla kurulmuştur. Samarranın Ortadoğuda kurulan ilk Türk şehri ve Türk medeniyeti’nin ilk merkezi olma özelliği dolayısıyla da tarihimizde ayrı bir yeri bulunmaktadır. Arapça’da gören hayran kalır. anlamına gelen (surre men rae) Samarra şehri, Tarihçiler ve arkeoloklar tarafından, İslam kültürünün önemli merkezlerinden ve bu kültüre Türk sanatının damgasını vurduğu yer olarak ta kabul edilmektedir.
Irak’ta yaşayan Türkmenlerin, Musul, Kerkük, Erbil, Süleymaniye ve Telafer şehirlerinde yoğun olarak yaşadıkları bilinmektedir. Bu şehirlerden özellikle Telafer, ABD’nin Irak işgaliyle birlikte gündeme gelmiştir. Nüfusunun tamamına yakını Türkmen olan Telafere, ABD güçleri ve peşmergeler tarafından 2004 yılının Eylül ve 2005 yılının Ağustos aylarında iki büyük operasyon yapılmış ve kentte bulunan Türkmenlerin tamamına yakını yerlerini terk etmek zorunda bırakılmıştır. Kentte tam bir kaos ortamı oluşturulmuş ve demografik yapıyı Kürtler lehine değiştirmeye yönelik çaba içerisine girilmiştir.
2005 yılının Ağustos ayında Telafere yapılan ikinci operasyonla eş zamanlı olarak, ülkenin kuzeybatısında bulunan 4 kentte daha operasyon düzenlenmiş ve bu kentlerin; Ramadi, Samarra, Rava ve Kaim olduğu açıklanmıştır.
Bağdat’ın 95 kilometre kuzeydoğusunda bulunan ve sünnilerin yoğun olarak yaşadığı Samarra kentine düzenlenen ağır bombardımanlarda, şehrin kültürel değerlerinin bir çoğu tahrip edilmiş ve kentte tam bir insanlık trajedisi yaşanmıştır.
16 Mart 2006’da Samarra’ya ikinci kez operasyon başlatılmış ve bu operasyon, Amerikan kuvvetlerinin Irak işgalinden bu yana ülkede gerçekleştirdiği en büyük hava operasyonu olarak yerini almıştır. Irak ordusunun da katıldığı bu operasyona 1500’ün üzerinde askerin katıldığı ve operasyonda 200 civarında askeri araç ile 50’nin üzerinde AC 130 tipi taarruz uçağı ve taarruz helikopterleri kullanıldığı belirtilmiştir. Samarra kentine düzenlenen bu saldırıda da, birincisinde olduğu gibi, kentin tarihi ve kültürel değerleri ile siviller hedef alınmıştır.
Teröristleri yakalamak amacıyla düzenlenen bu operasyon, ağır bombardımanla başlatılmış!, ancak operasyon sonunda ABD ordusundan yapılan açıklamalarda kayda değer bir terörist faaliyetten bahsedilmemiştir.
Konuya ilişkin olarak ABD ordusundan emekli General Barry McCaffrey tarafından yapılan değerlendirmede; Samarra’ya düzenlenen hava saldırılarının sivil can kayıplarına neden olmasının dışında, mezheplerarası gerginliği daha da artırabileceği ve bunun sonucunun iç savaşa kadar gidebileceğini belirtmiştir. Bu değerlendirmeyi güçlendiren en önemli olay ise, ABD bombardımanı öncesinde, Hazreti Muhammed’in soyundan gelen ve Şiilerin iki imamın mezarının bulunduğu altın kubbeli Askeriye Camii ve türbesinin sabotaj sonucunda yerle bir edilmesidir.
Çünkü Altın kubbeli cami, sadece Şiilerin 10. İmamı Ali El Hadi ile 11. İmamı Hasan El Askeri’nin türbelerinin mekanı olmakla kalmamakta, bir gün yeryüzüne döneceğine inandıkları 12. İmamın yani İmam Mehdi’nin doğduğu ve buradan kaybolduğuna inanılan şehir olması bakımından da büyük öneme sahiptir. Milyonlarca Şii açısından, Necef ve Kerbela’dan sonra Samarra, üçüncü “kutsal yer” olarak kabul edilmektedir.
Dolayısıyla, Sünni kesimin ağırlıklı olarak yaşadığı Samarra’da meydana gelen bu tür sabotaj ve bombardımanlar ile özellikle seçilen stratejik hedefler, Şiiler tarafından doğrudan doğruya kimlikleri’ne yöneltilmiş affedilmez bir saldırı olarak algılanmıştır. Ayrıca Irak’ın geneline yayılan Şii-Sünni çatışmaları, en korkulan senaryo olarak addedilen “Şii-Sünni iç savaşına zemin hazırlamaktadır.
Diğer yandan Samarra şehri, Şii-Sünni çatışmasına zemin hazırlamasının ötesinde, İslam alemi ve Türklüğün tarihi açısından çok büyük öneme haizdir. Samarra, Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinden sonra, Asya’dan Batı’ya doğru bundan 1100 yıl önce başlanılan büyük yürüyüşün sonunda Ortadoğu’da kurulan ilk Türk şehri özelliğine sahiptir.
Abbasi halifelerinin başkent yaptığı Samarra’nın Türk tarihindeki yeri şöyledir;
Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinden sonra, dokuzuncu yüzyılda, Asya’dan batıya doğru yaptığı uzun yürüyüş, ilk olarak Anadolu’ya ulaşmadan önce Abbasi Devleti’ne ait olan Irak topraklarına olmuştur. Abbasilerin başında Bağdat’ta bulunan Halife Me’mun, iktidarını gölgeleyen Arap ve İranlı güçlere karşı bölgeye yeni gelmiş olan Türkleri kullanmayı denemiştir. “Hakan”, “İnak”, “Afşin” ve “Eşnas” gibi isimler taşıyan kumandanların emri altında bulunan ve hepsi gayet iyi birer savaşçı olan Türkler, zamanla Halife’nin paralı askerleri olmuşlardır.
Önceleri 3 bin kişiden ibaret olan Türk askerlerin sayısı zamanla artmış ve Bağdat büyük bir kışlayı andırır hale gelmiştir. Zamanla Türkler ile bölge halkı arasında sürtüşmeler başlamış ve halk, Halifeye gidip Türklerden yakınmaya başlamıştır. Bunun üzerine Halife, bir kısım Türklere yeni yerleşim kurmak amacıyla, Bağdat’ın 95 kilometre kadar kuzeydoğusunda ve Dicle’nin kıyısında uzanan araziyi tahsis etmiş ve 836 yılında yoğun bir inşa faaliyetine başlanmıştır. Çöl ağaçlandırılmış, evler, camiler, hamamlar ve devasa saraylar inşa edilmiştir.[1] Kurulan yeni şehre Arapça’da gören hayran kalır. anlamına gelen “surre men rae” adı verilmiş ve bu isim halk arasında “Samarra” (samra-samerra) diye telaffuz edilir olmuştur. Bağdat’taki on binlerce Türk askeri Samarra’ya yerleştirilmiş, yerli halkla karışmamaları için Asya’dan getirilen Türk kızlarıyla evlendirilmişlerdir. Daha sonraki süreçte, Halife Samarra’ya yerleşmiştir.
Samarra’daki Türk hakimiyeti 892’ye kadar, tam 56 yıl boyunca devam etmiş ve Türklerin gücü, Halife Mu’tez’in başkenti bir yolunu bulup Samarra’dan yeniden Bağdat’a nakletmesiyle son bulmuştur.
Türk tarihinde önemli bir yere sahip olan Samarra, Türkiye’de, Irak’taki şehirlerinden herhangi birisi gibi görülmekte ve ismi dahi fazla bilinmemektedir.
İran ise, Samarra kentinin tarihi dokusunun yok edilmemesi amacıyla UNESCO’ya başvuruda bulunmuş ve kentteki kültür varlıklarının koruma altına alınmasını talep etmiştir.
Bu bağlamda, Türk tarihinde önemli kilometre taşlarından olan Samarra kentinde sistemli bir şekilde Türk kültürü izlerinin yok edilmesini amaçlayan faaliyetlere tepkisiz kalınmamalı, İran’dan önce bizim tarihimizin bir parçası olduğu unutulmamalıdır. Bu sebeple, Samarraya yapılan saldırıların, kültürel mirasın yok edilmesi bağlamında değerlendirip bir an önce bu tür operasyonların durdurulması hedeflenmeli, Irak’ta insanlar kadar tarihin de büyük tehdit altında olduğu her fırsatta dile getirilmeli ve tarihin masum insanlar kadar savunmasız olduğu da unutulmamalıdır.

Samarra Şehri Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

 Son Yazılar FriendFeed
reklam
Smart Backlink
reklam
reklam

Son Yorumlar

Ödev Ödev