Mektup Nedir? Mektup Çeşitleri? Mektup Özelikleri? Örnek Mektuplar?

MEKTUP:
Bir haberi,dileği,isteği ve duyguyu,bir düşünceyi ve bir fikri yanımızda olmayan birine iletmek amacıyla yazılan ve belli kimselere hitap eden özel yazıya mektup denir. Dini mektuplar,iş mektuplari,özel mektuplar,felsefi mektuplar gibi çeşitleri vardir. Bunlardan sanat degeri taşiyanlari edebi mektup türüne girer.
Edebi mektupların da zaman geçtikçe ilmi,tarihi ve sanat değeri artar. Kişilerin gerçek inançları,ahlak ve huyları,mizaçları yazdıkları mektuplardan çok açık seçik bir şekilde anlaşılabilir. Mektup yazarken düzgün,temiz,bir kağıt kullanmalı,yazı okunaklı olmalıdır.
Tazimattan sonra Şinasi,Namik Kemal,Mehmet Akif ve Ahmet Hamdi Tanpinar’in yazdigi mektuplar da kitaplar halinde yayinlanmiştir.
Konularına,yazılış amaçlarına göre mektubun şu türleri vardır:
1-)Özel Mektuplar:Birbirlerini çok yakından tanıyan kişilerin haberleşmek amacıyla yazdıkları mektuplara denir. Özel mektupların anlatımları içtendir. Hitap,giriş,gelişme,sonuç bölümlerinden oluşur.
Eş dost,yakinlar arsinda gidip gelen mektuplarin belirleyici özelligi,bunlarin içten,dogal,yalin oluşlaridir. Çünkü mektup yazari,bir dostuyla,arkadaşiyla dertleşmek,sevinçlerini paylaşmak için yazar. Açik ve içten davranir. Samimi bir dil kullanilir. Gözlemler,duygular,düşünceler,yorumlar,
özlemler bu mektuplara konu olabilir. Özel mektuplar kendi aralarında birtakım çeşitlere ayrılır:
”Haberleşme,kutlama(tebrik),teşekkür,çagri(da vet) mektuplari” başlicalaridir.
Haberleşme mektubuna bir örnek verelim:

AHMET ŞEVKET ESANDAL’A
Kabil, 25 Mart 1940
Oğulcuğum,
Yazdığın doğrudur,ben gittikçe Türkçeleşiyorum. Bu ister istemez oluyor. Kendi dilimle konuşmak bana hoş geliyor. Eskiden konuşmamız,yazmamızdan daha Türkçe idi. Yazarken yarı Arapça yarı Farsça yazıyorduk. Şimdi yazı dilimizin yanında konuşma dilimiz daha yabancı kaldı. Daha Türkçe yazıyor,daha karışık konuşuyoruz.
Geçende Falih Rıfkı Atay’ın bir yazısını okudum,ne kadar hoşuma gitti. Yazıyor ki:”Ey yazanlar kafanıza geleni,kaleminizin ucuna geldiği gibi yazabilirsiniz. Size hiç kimse karışamaz. Ancak biliniz ki yarın sizi kimse okumayacak.” Çok doğrudur,bütün eski ve karışık yazanları artık okumuyorlar. Şaşılacak bir iştir ki,hiçbir dilde olmayan bir değişiklik bizde oluyor. Bizde Halit Ziya gibi,Reşat Nuri gibi yazıcılar,daha kendileri sağ iken,yazıları dil bakımından eskimiş,kocalmış oluyor. Kendi eller ile yazılarını yeniye çeviriyorlar. Bunu kim yapıyor? Bir kişi değil,herkes yapıyor. Bir kolayını buldukça herkes Türkçe yazıyor. Karışık,uydurma bir dil kimsenin hoşuna gitmiyor.
Ben,dil işimizin gidişini begendigim gibi hükümetimizin diş ve iç işlerde tutumunu da begeniyorum. Bizim bu günkü gidişimizi anlamak için,”egri gemi,dogru sefer” diye atalardan kalan sözün ne demek oldugunu anlamak gerektir. Biz daha gemimizin omurgasini düzeltmiş degiliz. Ancak,yolumuz çok dogrudur. Ben,hiçbir geminin gidişini Türkiye’den daha iyi bulmuyorum. Yazik ki bunu görenlerimiz azdir. Sor bakalim,sizin üniversite gençligi içinde “egri gemi,dogru sefer”in ne demek oldugunu anlayan var mi? Dogru gittigimizi anliyorlar mi? Yurdumuzu ve işlerimizi çok dogru tuttugumuza inaniyorlar mi? Biz yarin omurgamizi düzeltince,gene bugünkü yolumuzdan yürüyecegiz. Biz,gücümüzün yettigi devletleri,uluslari yutmaya çalişacak degiliz. Biz onlarin üstüne kanat gerecegiz. Burada canimin istediklerini degil,olan,yapilan şeyleri yaziyorum. Yalniz küçükler degil,bugünkü koca koca devletler bile bizden umuyor,kurtuluşlarini bizden bekliyorlar. Avrupa’yi büyük görmeye alişmiş olanlar,yapilan her budalaligi da büyük görmeye çalişiyorlar. Hitler’in ve Ruslarin yaptiklari,yerine girmeyen bir vidaya çekiçle vurmak gibidir. Dogru yolda oldugumuzu gençlik görse iyi olur. Başka bir mektupta bunlari yine yazarim.

Kendinin ve Emine’nin gözlerinize baktıracağınızı yazıyorsun. Çok doğru olur. Doktorun dediklerini bana da yaz,ne olduğunu bileyim.
Ben şimdilik zararsizim. Az yemek,az sigara ile günleri geçiriyorum ve çalişiyorum.
Yanaklarından öper,mektubunu beklerim oğulcuğum.
Memduh Şevket ESENDAL

2-)Yazınsal ve Düşünsel Boyutlu Mektuplar:Herhangi bir düşünceyi tartişmak,açiklamak amaciyla
yazılan;genellikle eğitici-öğretici boyutlu mektuplara denir.
Romancılar,öykücüler,şairler,eleştirmenler tarafından yazılan bu mektuplar edebi değer taşır. Yazınsal mektupları özel mektuplardan ayıran yanı içerik bakımından sanat sorunlarını içermesi, anlatım bakımından özgürlük taşımasıdır.
3-)İş Mektupları:Bir iş amaciyla kurumlarin ya da kişilerin birbirlerine yazdiklari mektuplara denir.
Ismarlama mektupları,bir kişi ya da kuruluşa yazılan mektuplar,resmi bir makama yazılan dilekçeler birer iş mektubudur. İş mektuplarında istekler açık ve eksiksiz olarak belirtilmeli,saygılı bir dil kullanılmalıdır. İş mektuplarının başlıcaları da “dilekçeler,ısmarlama(sipariş) ve resmi mektupları”dır:
a-)Dilekçeler:Bir isteğimizin yerine getirilmesi için resmi kurumlara yazdığımız kısa mektuplardır.
Bir örnek verirsek;
************************************************** **********************
* Atatürk Lisesi Müdürlüğüne, *
* ANKARA *
* Okulunuzun Hazırlık B sınıfı 368 numaralı öğrencisiyim. Babamın iş *
* yerinden okulunuz öğrencisi olduğuma dair “Öğrenci Belgesi”istenmektedir. *
* Bu belgenin tarafıma verilmesi için gereğini yapılmasını arz ederim. *
* Saygılarımla. *
* Adres: *
* Emre sok. Birlik apt. 08.02.2001 *
* No:12/17 ANKARA İMZA: *
* Yelda KIZILDAĞ *
************************************************** **********************

b-)Ismarlama Mektupları:Mal üreten,kitap yayımlayan ya da dağıtan kişi ve kurumlarca,bir şey istemek amacıyla yazılan mektuplardır.
c-)Resmi Mektuplar:Resmi kurumların çeşitli konularda birbirleriyle yaptıkları yazışmalardır.
Bir örnek verirsek;
************************************************** ************************
* Altındağ Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğüne, *
* ANKARA *
* *
* Müdürlüğünüzce açılacak olan “halk oyunları ve bilgisayar” kurslarına *
* katılmak istiyorum. *
* Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. *

BİYOGRAFİ(Yaşam Öyküsü):
Ünlü kişilerin yaşam öykülerini anlatan yazilara biyografi(yaşam öyküsü) denir.
Biyografiler,belgelere dayanılarak yazılan yazılardır. Ünlü kişileri ve yaşadıkları dönemi bize yansıttıkları için birer kaynak niteliği taşırlar. Bazıları kısa olan bu yazılar,kitap biçiminde de olabilir.
Kişiler,bazen yaşam öykülerini kendileri anlatirlar. Bunlara da otobiyografi(öz yaşam öyküsü) denir.
Biyografilerin başlangicinda,yaşami anlatilacak kişi kisaca tanitilir. Bu ara,dogum ve (ölmüşse) ölüm tarihleri belirtilir. Sonra sirasiyla yaşamin önemli yanlari anlatilir. En sonda da toplum içindeki yeri belirtilir. Kuşkusuz bu planlama hep böyle kalmaz. Yazarlar,kimi zaman daha degişik yöntemler kullanabilirler.
Biyografilerin ilgi çekici olması için,yaşamı anlatılan kişinin kendi ağzından söylediklerine ve anılarına da sıkça yer verilir.
Biyografisi yazılan,yani hayatına yer verilen kişi din,ilim,sanat,edebiyat,politika ve diğer sahalarda tanınmış olmalıdır. Böyle bir kişinin yetişmesinde,mücadelelerinde,başarılarında ve hayatının önemli devrelerinde kendisine tesir eden maddi ve manevi çevre ile şartları,konu edilen hallerinin sebep ve sonuçları dikkat ve titizlikle araştırılarak, yazılır.

NASRETTİN HOCA (1208-1284)
Türk halk mizahının en büyük ustası sayılan Nasrettin Hoca,Sivrihisar’ın Hortu Köyü’nde doğdu. Babası köyün imamı Abdullah’tır. İlköğrenimini köyünde yapan,Arapçayı,din bilgilerini önce babasından öğrenen Nasrettin,o dolaylarda ün kazanan Seyit Hacı İbrahim’le,Seyit Mehmet Hayrani Hocalardan ders aldı. Öğrenimini Konya Medresesi’nde tamamladı. Sivrihisar’la Akşehir’de imamlık,müderrislik yaptı.
Akşehir’i çok seven Hoca,burada evlendi,burada öldü. Meşhur kilitli duvarsiz türbesi buradadir. “Mezarimi ziyaret edenler,bizi gönüllerinden geçirip gülsünler. Şu yalanci dünyada somurtanlara acirim.” diyen Nasrettin Hoca,fikralarindan birisinde şu vasiyette bulunur:
-Çocuklar…Söz ölüm getirmez. Fakat insan hali bu…Şayet bir emr-i Hak olursa,beni baş aşagi gömünüz!…
-Aman hocam,o nasıl iş?…
-Siz dediğimi yapın,nenize gerek…Dünya alt üst olunca dosdoğru kalkarım!
Nasrettin Hoca,yüzyıllar boyunca,Türk halkının zenginleştirdiği fıkralarıyla ulusal Türk zekasının,
Türk esprisinin en kudretli üstadıdır. Şöhreti bütün dünyaya yayılmış,fıkraları bütün dünya dillerine çevrilmiştir. Kuvvetli hayat görüşü,insanlarla olayları yansıtırken güldürdüğü kadar düşündüren fıkraları,her sınıftan halkı etkileyici bir güçtedir. Yüzyıllar boyunca,halkımızın beğendiği her fıkra,her nükte onun gerçek fıkralarına eklenerek,Nasrettin Hoca,Türk halkının ortaklaşa varlığı,yani kendisi olmuştur.
Türk edebiyatının,xııı. yüzyıl Anadolu Türkçesinin oluşumuna en büyük katkıda bulunanlar,Yunus Emre ile Nasrettin Hoca’dır. O,halk mizahımızın,halkımızın ince mizah dehasının sembolüdür.

Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Ödev Ödev